Okuduğum ilk mesnevi Fuzuli’nin Leyla ve Mecnun mesnevisiydi. Lisedeydim o zamanlar on beş yaşındaydım. Bir süre zihnimde kaynaşan felsefeyle dolaştığımı hatırlıyorum. Etkisi o kadar uzun sürmüştü ki sınıfta gönüllü olarak kırk dakikalık bir sunum yapmıştım. Edebiyat dersinden hiç beklemeden yüz puanı sözlü notu olarak almıştım. Oysa böyle bir niyetim yoktu hocamızın da böyle bir vaadi yoktu. Sadece bunu anlatmak istiyorum hocam demiştim anlatmalıyım, hoca da izin vermişti. Henüz kelimelerin insana tesiri olacağına inandığım saf bir çağımdaydım. Sınıfın sıkılacağı önyargısı ise hikâyenin başlangıcı ile dağılmış herkes anlatılana bir anda odaklanmıştı. Kays ve Leyla dedim aynı okulda aynı sınıfta öğrenciymişler. Herkes ilgilenmişti çünkü lise yıllarıydı yaş olarak ilgi çeken bir konuydu. Neredeyse hepimiz âşıktık o dönemde. Aşkımız içimizde kalmıştı. Henüz çok erkendi. Daha çocuk sayılırdık.

Orada anlattıklarım zihnimde kaynayanların binde biri bile değildi. Yürüyüş yaparken sürüyordu zihnimde bu açılımlar. Mecnun ile dünyadaki insanın hali, Leyla ile dünya kast ediliyordu. Henüz mesnevinin girişinde belirtmişti bunu Fuzuli. Okuyanlar hatırlayacaktır. Fuzuli Leyla’yı dünya olarak tasarladığı için Mecnun ondan vazgeçiyordu. Dünyayı kalbinde taşırken Allah’a tam teslim olunamayacağını anlatmaya çalışıyordu Fuzuli. Onun anlattıklarının binde biri doğru anlaşılsa bugün her şey farklı olurdu.

Cinsellik anlatımı için Leyla kahraman olarak seçilmemeli. Seçildiğinde ise bambaşka bir Leyla olduğunu anlamalıyız. İki insan arasında saf ve temiz sevgiyi anlatmalı ya da ilahi aşka geçişi bir insandan vazgeçerek olmalıymış gibi göstermemeli. Bunun sanki bir kızdan ya da yârden vazgeçerek olması mümkünmüş gibi sunulması Fuzuli’yi anlamamış olmanın göstergesidir. Zira Efendimiz (S.A.V.) evlendiği hanımını, eşlerini terk etmemiş ya da kalbinden atmamıştır. Hz. Hatice vefat ettikten sonra evlerine ziyarete gelen ablasının sesini onun sesine benzeterek hüzünlenmiş bunu kıskanan eşi Hz. Ayşe’ye onun yerinin ayrı olduğunu söylemiştir. Bu durumda Allah’a âşık olmak için dünya üzerindeki yârdan vazgeçmek gerekmiyor. Böyle bir tablo çizmek sakıncalı ve gereksizdir. Fuzuli dönemin tekkelerini dergâhlarını oralarda mecnun olanları çizerken bunu şiirsel bir dille hikâyeleştirerek yapar. Leyla dünyanın temsilidir, dergâha giren ilk olarak dünyayı ardında bırakır. Dünyayı severken Allah’a nasıl bağlanabilirsin? Dünyayı sevmek yani mal mülk makam mevki şöhret gibi şeyleri. Bunları seven zaten karşı cinse âşık olamaz ki. Kendisini sevdaya feda edecek bir kişi dünyaya ehemmiyet veriyor olsa ilk olarak sevdasını söker atardı çünkü bunun kendisini engelleyeceğini fark ederdi onu gerileteceğini zihnini meşgul edeceğini. Dünya yani ahirette bizimle olamayacak her şey. Fakat eş böyle değil bildiğiniz gibi. Geçici olan şeylere kalbi bağlamak evvela kalbi öldürür. Burada ince bir ayrıntı: Dünya ve dünyalık ile sevilen kadın ya da erkek aynı kefede tutulmamalı. Tutulursa bu da ruhbanlık durumuna dönüşür. Hıristiyanlık geleneğinde evlenmeyen rahip ve rahibelerin bu evlilik yasağının “karşı cinse aşk duyulamaz çünkü Tanrı adamısın” kuralından doğduğunu unutmayalım.

Leyla ile Mecnun’un en yüzeysel yorumudur; “ben bir kız sevdim onu terk ettim çünkü Allah’ın aşkını buldum.” Bu yorumu tasavvuf hakkında ya hiç bilgisi olmayanlar ya da tasavvufu bildiğini sanan ancak hiçbir şey bilmeyenler yapar. Allah’a en yakın olduğumuz an secde anıdır. Kendimizi ona yakın hissetmek için sevdiğimizden vazgeçmemiz gerektiği düşüncesi en başta Yaratıcıya ters düşmek olur. Zira Allah kullarını bir azaba sevk etmez. Helal kıldığı nimetleri kendi kendimize haram etme hakkımız yoktur. Karıştırılan durum ise şu olabilir: İslam’a uygun olmayan birini sevince ondan Allah hatırı için vazgeçmek. İlgili ayet de bu durum için söz konusu. Yaşayışımız onun rızası doğrultusunda olmalı. Buna aykırı düşen her şeyden vazgeçmek erdemdir. Ahlâk böyle oluşur. Allah’ın kullarından beklediği “terk ediş” bu terk ediştir. Peygambere, onun yaşayışına, İslam’a, yolun doğruluğuna uymayanları terk et onlardan vazgeç. Hayırlı olan bu.

*Muhammed Fuzuli