Geçtiğimiz ay “sadık dost”a tevdi ettiğim dostlarımdan biriydi Kâzım Naci Doğan. Kâzım Naci Doğan’ı Millî Gazete okurları bilirler. Uzun yıllar Millî Gazete’de çalıştı ve yazarlık yaptı.
Kâzım Naci Doğan benim de Millî Gazete’de yazmama sebep olan bir kardeşimdi. Benimle önce kendisi Millî Gazete’de tam sahife yayınlanan bir röportaj yapmıştı. Bundan sonra bir müddet haftalık, sonra günlük yazılar başladı.
Kâzım Naci Doğan’la 45 yıllık bir arkadaşlık dönemimiz oldu. Kendimi bilmiyorum ama Kâzım Bey beni bu süre içinde bir defa bile kırmadı. Arkadaşlığı ve dostluğu unutulmaz bir güzellikti. Çok samimi bir Millî Görüşçü idi. N. Erbakan hocamı çok severdi. Vefatı Kâzım’ı çok üzmüştü. Mevzu geçtiğinde ağlamadığını hiç hatırlamam.
Konu İslâm olduğunda canını verircesine meseleye sarılırdı. Peygamberimize doyamadım diye gözyaşı dökerdi. Arkadaşlığına doyum olmazdı. Hiçbir arkadaşla kavga ettiğini bilmem. Bir sebeple tartıştığı arkadaşlarıyla helâlleşmeden ayrılmazdı. Kimseyle dargın durmazdı.
Burdur’un Bucak ilçesinde bir program için benden hatip istediler. Ben Kâzım kardeşimi gönderdim. Oradakiler öyle memnun olmuşlar ki, sonraki dönemlerde üç defa daha çağırdılar. Bucaklılar ona evliya derlerdi. Kâzım herkese karşı aynı sıcaklığı gösterirdi. Onu bir tanıyan kendisini kolay kolay bırakmazdı.
Millî Görüş hareketinin en şaşalı dönemlerinde birlikte Anadolu’nun çeşitli vilayetlerine bazen konferans vermeye bazen de verilen konferansı dinlemeye giderdik. Kâzımların simitçi fırınları vardı. Öğrencilik döneminde orayı da o idare ederdi. Bir Skoda arabası aldı. Onunla Ankara’ya merhum Tahir Büyükkörükçü hocamı dinlemeye gittik. Konferansı dinledik, sabaha İstanbul’a döndük. Unutulmaz bir hatıra olmuştu bizim için.
Bir defasında da Bilecik ilinin Osmaneli ilçesinden istediler. Oraya da beraber gittik. Önce o konuştu. Sonra ben konuştum. Konferanstan sonra hemen İstanbul’a döndük. Bu seyahatimizden hem Osmaneliler hem de biz büyük heyecan yaşamıştık.
Kâzım kardeşimle 45 yıllık arkadaşlığımız hiçbir kırgınlığımız olmadan sürdü, elhamdülillah. Onu bir evliya olarak tanıdım.
“Bir Müslümanı affetmek için 99 bahane bulacaksın. Buna rağmen affetmezsen dönüp kendini sorgulayacaksın. Mutlaka imanında bir gedik bulursun” hadisini çok kullanırdı. Dargın durmayı hiç sevmezdi.
Gençlik yıllarında siyasi çalışmalarındaki mertliği ve doğruluğu sebebiyle liderliğe soyunan birisi bir tetikçiye Kâzım’ı dövdürdü. Burnunu kırdılar. Ölüm tehlikesi geçirdi. “Bunu yapanları Allah’a havale ediyorum” derdi. Öyle oldu. Tetikçi helâk oldu. Yaptıran da helâk için sırasını bekliyor. O bunu göremeyecek ama biz göreceğiz inşaallah.
Kâzım Naci Doğan bir Müslüman olarak yaşadı. Kurban Bayramı’nın Arefe gününde hâlis bir mümin olarak göçtü. Köyü Karabük / Eflani köyü idi. Orada öldü. Oraya defnedildi. Cenazesine katıldım. Namazını kıldırdım. “Hocam beni bekletme sen de çabuk gel” derdi. Şimdi ben de Kâzım’a kavuşacağım günü bekliyorum. Allah (c.c.) iman ile gitmeyi lütfeylesin. Benim için de fatiha okumayı ihmal etmeyin. İnnalillahi ve innaileyhirâciun…