‘Bekledim bekledim, gelmedi…’
bir annenin yıkıldığı andır, çocuğunu bekleyip de gelmemesi.
Biraz geç kalsa bütün annelerin yüreği ağzına gelir.
Ama tüm Türkiye bu geç kalışın bir korku filmine dönüşmesini yaşadı son bir haftadır.
Okuduğu her detay ile acıya gömüldü.
Korkunç cinayet, işkence, zulüm herkesi Özgecan’ın ailesi ile birlikte yastan yasa bıraktı.
Sadece bu nur yüzlü aile değil, bütün bir ülke kendi kız evladını kaybetmenin dehşetini yaşadı.
Canilerle aynı çağı solumak hepimize ağır geldi.
Neden bu hale gelindi.
Bu şiddet.
Her gün ekranlara düşen kadın cinayetleri, tecavüzler, işkenceler.
Galiba bu gidişten bütün toplum sorumlu.
Çok yaralayıcı bir şiddet dili kullanmaktayız.
Okulda öğretmen, öğrencilerini aşağılamak için sebep aramakta.
Hastanede doktor, hastasının moralini bozmak için bahane bulmakta.
Birbirimizin yüzüne bakmamaya yemin etmişçesine, sevgisizleşmekteyiz.
Kızını vahşice katledenlere bile beddua etmeyen acılı baba, bütün ülkeye ders vermekte, “onlara da zulmedilmesin” diyerek yüreğindeki sevgi pınarının fotoğrafını herkese dağıtmakta.
Katilin annesi, “ Her insan melek doğar” dedi.
Doğru, ailelere ne kadar iş düşmekte ki; baba, oğluna işlediği cinayetten daha vahşi, muhtemelen canlı iken azalarını keserken, “yapma” demedi.
Erkek çocuk aileleri, ahlâk eğitimine çok daha fazla dikkat etmelidirler.
Bu denli bilgisayarda oyalanan anneleri, evlat tehlikesi beklemektedir.
Televizyonlar, tecavüz sahneleri ve tecavüze uğramış kadının kötülüğü yapana aşkını dizileyip, mağdur kadını ayakta duran, güçlü bireyler olarak topluma lanse ederek tecavüzü günlük hayatın rutinine soktu.
Yani tecavüzü o kadar da abartmayın, dendi.
Ahlâk eğitimine daima burun kıvıran medya, suç yaftasını başkalarının boynuna asmaya uğraşmakta.
Erkek hâkimler, 15 yaşındaki çocuğun tecavüze uğramasına “rıza” deyip çocuğun üç katı yaşındaki zanlıyı serbest bırakmakta.
Nuh’un gemisi su almakta.
Saygısızlık, sevgisizlik had safhada, her kesimde.
Vapurda, başı örtülü kızın yanındaki nişanlısı, öyle bir oturmuş ki; bacak bacak üzerine atarak üç kişilik yeri zapt etmiş sanki babasının rezidansı.
Babasının bile olsa önce edep.
Gelen yaşlı adam karşısında bile tosuncuk kıpırdamıyor.
Evladım biraz adap diyorum, anlamıyor, ne var diye bana kaşı gözü oynuyor, biraz kıpırda da şu insancıklar otursunlar.
Tosun paşa bir sinirlendi, üç kişilik yerden iki kişilik yere çekilirken, çağırdığım zarif zat ayakta bekledi, gelmedi.
Bu saygısızlık, insana şiddetin ilk basamağı.
Şiddet dili; çok öfkeliyiz, kartopu oynayan gazeteciyi öldürüyoruz.
Yıkılası dükkânının camını kartopu kırmış, esnaf çekip öldürmüş.
Cama karşılık can alıyor.
Anacığı evladını, kartopu ile uğurluyor.
Sahi nereye gidiyoruz biz.