Eskiler hayatımızdan çıkıp gittikçe.
Sanki eski bayramların neşesi, rengi, ahengi de kaçmakta. Sırı dökülen çini gibi, kalayı eksilen bakır gibi, desenleri solan kilim gibi mahzun durmakta bayramlar. Evden ziyadesi ile uzaklaştırılmakta artık bayramlar, tıpkı cenazelerin taziyelerin uzaklaştırıldığı gibi. Nasıl mı?
Ağır hastayı telaşla hastaneye koşturma gayreti, hastayı sevdiklerinden değil; çoğunlukla, evde son nefesini verip ölmesinden kaygılanılmaktadır, ciğerpare çocuklar korkar, endişesindedirler.
Taziyeler de evden çıkarılmakta artık zira her gün biri gelip onunla geçirilecek uzun vakitler yoktur, gazetelere verilen ilanlarla falan vakıfta filan saatte taziyelerin kabul edileceği duyurulmakta.
Bayramlarda bir nevi evden sürülüp çıkarılmakta. Bayram ziyaretlerine süratle kapatılmakta evler, arayanlara cevap verilmekte,”bayramda Ege’deyiz”. Ege de oburca tüketildi gerçi, ”Yunanistan’dayız”. Daha ziyade, turizme açılan pencere gözü ile bakılmakta, sağılacak inek gibi görülüp,
uzun günlere çekilmeye çalışılan tatil günleri ile para kazanılacak harika fırsattır bayramın boynunun borcu.
Muhafazakâr aileler bile nerede tatil yapabilirim düşüncesinde.
Elbet çoğunluk, yine vefa dağını yanına alıp, İstanbul’u boşaltıp uzak diyarlardaki köyüne, baba ocağına, dede mezarına koştu. Hayatlarının en güzel bayramını yaşamak için telefonların çekmediği dağ köylerinde, mezralarda, yaylalarda en renkli görüntüleri en çocuk gözlerle kaydettiler.
Köyün en yaşlısının elini öperek tefekkür ederek, çocukluğunun prensesi, köyün en güzel gelini, Navat hala; şimdi beli bükük nenedir, kendisi de artık altmışını devirmiştir.
Modern zamanların bayramı itelemesine, üvey evlat yapmasına direniş olarak yer sofrasında bayram kahvaltısının paha biçilemez güzelliğini beş yıldızlı otelin bayat yemekleri verebilir mi acaba.
Köşede ateş yakılmış, üzerine sac konmuş, taze ekmekler, yufkalar, börekler pişmektedir; una konan kota, diyetisyenin direktifleri çiğnenmiş sadece yağlı ekmek değil, huzur da sineye çekilmektedir.
Doksanlık dede titrek elleri ile dolabından çıkardığı bayram şekerlerini ikram ederken, reddetme lüksünüzün olmadığını bilirsiniz. Bilirsiniz, kömür gibi olmuş çaydanlığın ateş üzerinde fokurdayışı, şehrin yalnızlığına iksir gibi gelmektedir.
Belki güzel bir işi vardır ama işyerindeki stres, ayak kaydırma, dostluğun bulunmaz Hint kumaşı olduğu kurumların bunaltıcı, yıldırıcı ortamından sonra bayramların buluşturuculuğu, toplayıcılığı; yaralı, yılgın yüreklere ne kadar iyi gelmektedir.
İyi ki telefonların çekmediği köydesinizdir. Yakınınızın son cenazenizde bile ne kadar bunaltmıştı gelen mesajlar, edilen taziye dilekleri. Bu bayramı da zehir eden mesajları görmemektesiniz. Ofiste burnunuzdan getirenlerin bayram mesajlarını göremeyince asabınız bozulmayacak.
Televizyonun düğmesini de çevirmeyin sakın, üzücü haberler, savaş çığırtkanlıkları yemeğinizi zehir edecek, stres verecektir.
Şeftali ağacınızın dostluğuna sığının, annenizin ellerine benzettiğiniz yapraklarının başınızı okşamasıyla yeniden çocuk olun. Urlik tepesinden uzun uzun bakarken aşağıdaki göle, yeni açmış bir gülü seyre dalarken, ağıldaki koyunların fotoğrafını çekerken; bütün o sizi yakıp kavuran
üzüntülerin verdiği zararı düşünün.Hayatın çok da ciddiye alınacak yanı olmadığını bir daha düşünün.
Hayırlı bayramlar.