“Evcilleştirdiğimiz şeylerden sorumlu oluruz.”

İnsan kendisine alıştırıp bırakır çoğu şeyi. Birilerinin zor zamanında yanında oluyorsak bunun bir anlamı olmalı. Süreği.

Balık vermek pasif bir iyiliktir. Balık tutmayı öğrettiğinizde ise iş değişiyor. O artık yalnız da yol alabilir. Fakat balık vermekle tek bir şey oluşturulur: Kendinize bağlamak. Sonrasında ise sıkılır “kendi kendine yapamıyor musun” der ve gideriz. Sanki onu buna alıştıran biz değilmişiz gibi. 

Geçen hafta bir kediden bahsetmiştim. Onunla ne kadar ilgilenirsem beni o kadar benimser ve daha fazlasını bekler. Evime gelmeyi sıcak kaloriferin üzerinde uyumayı arzular. Bunu şayet sağlayamayacaksam kediye belli bir mesafe koyarım ki peşimden gelmesin.

Oysa insanlar ne rahat kullanıyor bu sevgi bağını. Vaatlerle kurulu nice hayal sonunda kırılıp gidiyor. Acaba bunu niye yapıyoruz? Bir kediden daha mı az değer veriyoruz insana bilmiyorum.

Başucumda bir kitap duruyor. Onu açıp okuma ihtiyacı hissediyorum kimi zamanlar. Yıllar öncesinden bir dost çıkıp konuşuyor sanki. Onunla uzun uzun söyleşebilirim.  

Çocukluğumuz bize ait en güzel dönem olmalı. Ne ki çoğu çocuk için en acı tecrübelerin yaşandığı dönem oldu. Yine de acılarla başa çıkmasını en iyi bilen çocuklardır. Çünkü sevginin her şeyi iyileştirebileceğine inançları tamdır.

Çocukluğumda tuttuğum ilk günlüğümün bir sayfasına şöyle not düşmüşüm “bu defteri ileride sakla”. Çocuk benden büyük bene bir not. Unutup onu atarsam diye korkmuş olduğumu hatırlıyorum. Yine de o notu görünce şaşırdım.

Şimdi hepimiz o kadar büyüdük ki nasıl bir çocukluk yaşadığımızı bile hatırlamıyoruz. Hiç ayrılmayacağız dediğimiz lise arkadaşlarımızla yollarımız öyle bir ayrıldı ki o zamanlar ölürcesine ağladığımız ayrılığı şimdi hiç duyumsamıyoruz.

Büyüdükçe azalan bir şeyin olduğunu artık biliyorum. Büyüdükçe kalbimiz azalıyor. Sevgiye inancımız azalıyor. Gördüğümüz ihanetler yalanlar haksızlıklar bizi robotlaştırıyor. Yalnızca işine gidip gelen yemek yiyip uyuyan canlı robotlar bunlar. Arada bir çocukluğu tutanları ise dengesiz diyerek dışlayıp tekdüze hayata devam ediyoruz.

Öyle bir hayat ki ne fikir var ne düşünce. Herkesin bir miti var ve kendini bilmeden saldırıyor. Neye düşmansın neyden yanasın belli değil. Duyulan tek şey koyu bir uğultu. Görülen ise bulanık. 

Küçük Prens filmindeki büyüklerin gezegenine ne kadar da benziyor bu dünya. Para için ne yaptığını bilmeden yapan nice insan, aşk için ne yaptığını bilmeden dostlarını satan bir insan, kendi egosu için önüne çıkan her engeli yok eden bir insan. Engel olarak gördükleri ise başka insanlar. 

Yine de siz bu 1 Şubat’ta bir İzdiham alın. Dünyaya başka türlü dayanmak güç. 

Unutmadan fuar geliyormuş Üsküdar’a yine. Fırsattan istifade kitap yığınaklarımızı dolduralım. Zor bir yıl bizi bekliyor gibi.