Türkiye basınında müstesna bir yere sahip olan Millî Gazete,

40. hizmet yılını tamamlayıp 41. hizmet yılına başlamış bulunmaktadır. Millî

Gazete, Müslümanların fikrî işgal yaşadığı ve problemlerine sahip çıkacak bir

basının hasretini çektiği bir zaman diliminde yayın hayatına başladı. Bu

gerçeği, Millî Gazete’nin ilk yayın yönetmeni ve başyazarı Hasan Aksay şöyle

anlatır: “Bizim zamanımızda İslâmî kesimi temsil eden medya hiç yoktu desek

doğrudur. Çöl misâli kurutulmuştu. Sadece birkaç tane mecmua ve gazete

sayabilirdik. Çöl, Millî Gazete ile vahaya dönüştü.” (Almanak 2012, sh. 40)

Türkiye halkı akîde olarak Müslüman olmakla beraber, sosyal

hayatı daha çok Batılı düşünceler ve Batı hayat tarzı belirliyordu. Halk,

yenilmişlik psikolojisi içindeydi. Topraklarımız işgal altında değildi ama,

zihinler işgal edilmişti. Söz konusu kültürel işgal, birincisinden daha

tehlikeliydi.

İşte böyle bir atmosferde gür bir ses yükseldi. Millî

Gazete, 12 Ocak 1973’teki daha ilk sayısında Siyonist tehlikeye dikkat çekiyor,

Türkiye’nin aslına, özüne, millî kimliğine dönmesi gerektiğine vurgu yapıyordu.

Millî Gazete’nin cesur çıkışındaki asıl motor gücünü, Millî

Görüş’ün muhterem lideri rahmetli Prof. Dr. Erbakan Hoca oluşturuyordu. Millî

Gazete, Erbakan Hoca’nın Türkiye ve İslâm âlemine kazandırdığı en büyük

eserlerden biridir.

Erbakan Hoca, Millî Gazete’yi “müsbet medyanın öncüsü”

olarak görerek “öncü ve yiğit gazete” tabirini kullanır: “Bir sürü yayın

organı, emperyalizm tarafından çeşitli şekillerde desteklenmektedir. Onların

propagandasını yaparak işbirlikçilik yapmaktadır. Bunlara karşı yiğitçe Millî

Görüş’ü savunan öncü gazete, Millî Gazete’dir.” (Millî Gazete, 12. 1. 2010)

BUGÜNÜN EVLİYASI!

Yaşadığımız dünyada gazetenin fonksiyonunu kimse inkâr

edemez. Bir fikriniz veya insanlığa söyleyecek bir sözünüz varsa mutlaka

gazeteyi iletişim aracı olarak kullanmak zorundasınız. Erbakan Hoca’nın bir

değerlendirmesi var: “Nasır Mısır’da devlet başkanı olunca, işe en yakınındaki

en önemli insan olan Heykel Paşa’yı başbakan değil, El-Ahram gazetesine yazı

işleri müdürü yaparak başladı.”

İfsâdın önlenmesi, hayır ve iyiliklerin yaygınlaşması için

mücadele veren Millî Gazete’nin varlığının ne anlama geldiğini, dert ehli olan

insanlar çok iyi bilirler. Şu ilginç olayı, Muhittin Yıldırım Hocamdan birkaç

defa dinledim ve beraber yolculuk yaptığımız bir ortamda pekiştirmek amacıyla yeniden

sordum:

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüten

Muhittin Yıldırım, Medine İslâm Üniversitesi mezunudur. Öğrencilik yıllarında

sık sık Medine’de koku dükkânı olan Müderris ve Hattat Erzurumlu Mustafa

Efendi’yi ziyaret eder. O günlerde, 12 Eylül 1980 İhtilâli olur. İhtilâlin

birkaç gün sonrası yine Mustafa Efendi’yi ziyarete gider. Dükkânında sohbet

ederken, postacı, belki bir aylık Millî Gazete paketini getirip teslim eder.

Mustafa Efendi, Muhittin Hoca’ya “Şu gazeteleri tarih sırasına göre diz” der.

Sıralama işi bitince, Mustafa Efendi en eski tarihli

gazeteden başlar okumaya. Muhittin Hoca hatırlatmak ister: “Hocam, Türkiye’de

ihtilal oldu, şartlar değişti, son tarihli gazeteleri oku!” Mustafa Efendi de,

“Biliyorum!” der, “Olayları meydana geliş sırasına göre okumalıyım ki, zihnimde

sistematik olarak yer etsin.” Sonra şöyle devam eder: “Eskiden evliya hasır

üstünde oturur Mısır’ı seyrederdi. Şimdi faiz, kumar, içki yaygınlaştı. Bu

kötülüklerin arasında evliyalığın seviyesi düştü. Bugünün evliyası Millî Gazete

okuyan kişidir. Millî Gazete’nin eski tarihli olanı da, yeni tarihli olanı da

yenidir.”

Mustafa Efendi, vefât ettiği 1992 yılına kadar Millî Gazete

okumayı hiç bırakmaz.

ORİJİNAL GAZETE

Millî Gazete hiçbir gazetenin kopyası değildir. Olaylara

bakışı ve yayın anlayışı ile orijinaldir. Bu orijinallik, onun temsil ettiği misyondan

kaynaklanmaktadır. Olaylara Müslümanca bakmakta, İslâmî referanslara göre

hareket etmektedir. Sahip olduğumuz değerlerin sağlamlığına inanmakta, çözümü yalnız

bu değerlerde aramaktadır. Millî Gazete, geride bıraktığı 40 yılda, hiçbir

zaman konjonktürel bir gazete olmamış, orijinalitesini muhafaza etmiştir.

Millî Gazete’nin bu özelliği Türkiye ve dünyada pek çok

kişinin dikkatini çekmiş, tez ve araştırmaların konusu olmuştur. Meselâ,

Freiburg, Münih, Bamberg Üniversitelerinde Şarkiyat (Türkoloji ve İslâm Bilimi)

öğrenimi gören Alman akademisyen Dr. Ester Debus “Millî Gazete”yi konu alan

yüksek lisans tezi hazırladı. Bu tezinde Millî Gazete için, şu ifadeyi kullanır:

“Tirajı, onun pek de yaygın olmayan bir gazete olduğunu düşündürse de,

oluşturduğu etki, satış rakamlarının ortaya koyduğundan daha güçlüdür.”

Millî Gazete’nin anlatılan gücü hakka bağlılığından ileri

gelmektedir. Çünkü, hakkın kendi içinde kabul ettirme gücü vardır. Duyarlılık

sahibi hakikat aşıkları Millî Gazete’nin hakkını teslim ederler.

Geçtiğimiz Nisan ayında, Uluslararası İslâm Dünyası Gazeteci

ve Yazarlar Derneği, Millî Gazete’yi “Yılın Gazetesi” ödülüne layık gördü.

Gerekçe ise şöyle: “40 yıldır çizgisinden tâviz vermeyen ilkeli yayıncılığı ve

son zamanlarda dikkat çeken gelişimi.” (Millî Gazete, 14. 4.2012)

Keşke, bütün gazeteler Millî Gazete gibi hayır ve iyiliklere

hizmet etse. Gazeteci kardeşlerimiz de ömrünü en verimli şekilde geçirerek

Allah’ı razı etmeye çalışsa!

Millî Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş’ın şu

kararlı sözüne yer vermek isterim: “Allah (c.c)’ın izniyle Millî Gazete,

Erbakanca’ duruşunu, Müslümanca’ bakışını ilelebet sürdürecektir.”  “Nice 40 yıllara!” temennisiyle “inşaallah”

diyorum.