Yeğenimin okuluna uğruyorum. Hiç gitmediğim bir yerde. Okul yolunun iki tarafı mezarlık.
Şen şatır kuş sesleri arasında yatmakta olan öte ehli, okula giden çocukları hiç ürkütmüyor.
Ervaha yaklaşıp selam verip, künyelerini boynuna asmış gibi duran kabir taşlarındaki yazıları okuyorum.
Gerçi İbrahim Hakkı Hazretleri unutkanlığa yol açar gerekçesi ile mezar taşlarının okunmamasını salık vermekte.
Ama hepimizdeki o merak, beni de kabristanın alçak duvarlarına sürüklüyor ve doğum yılları ile ölüm yılları arasındaki yaşama alanını başlıyorum hesaba.
Bir grup çok genç ölenler.
Yirmili yaşlarında.
Kimi otuzlarında.
Asıl garibime giden, çok fazla ihtiyarlayıp da ölen pek yoktu.
Bu durum çok dikkatimi çekti. İyice telaşlandım. Bayağı bir oyalanıp çabucak bir döküm çıkardım. Doksan yıl yaşamışa rastlamadım. Seksenlik de bayağı bir aradım.
Sonunda acı gerçekle karşılaştım.
Büyük grup altmışında ölmeye başlamış. Yetmişlik şanslılar bile azınlıkta idi. Şimdi içinizden biri çıkıp, ha altmış ha yetmiş on yıl, ne fark eder diyeniniz çıkabilir, ya da boş ver sen bunları kim korkar ölümden diyeniniz de bulunabilir.
Ya da sosyolog olanınız, acaba yoksul bir mahalle idi onun için mi erken öldüler, bir de zengin mahallesin de inceleme yapsaydın diye çıkışabilir. Ama ben kendi hesabıma yaşımı ölçtüm biçtim, çok da bir şey kalmamış şunun şurasında, standartlara ulaşmaya.
O halde birkaç onlu yıl için değer mi bu kadar hasar bırakmaya.
Dünyalık için, bu kadar küçülmeye.
Tamam, parasız da olmuyor ama. İşin şurası bir avuç toprak. Üstelik en değerli şeylerin bile yanımıza alınamayacağı.
Belki de bunun için söyledi İbrahim Hakkı, mezar taşlarını okumayın diye. Ama okunması gerekmekte ki insanlar birazcık kendilerine gelebilsinler.
Önceki gün ünlü banker Kastelli intihar etti. O bizim gençliğimizde orta yaşlı bir adamdı. İnsanlardan para topladı.
Gerçi para kaptıranlar da çok masum değil.
Aç gözlü, doyumsuz bir ruh hali ile evlerini satıp bankerlere koşmak da şu yalan dünyanın kirine bulaşmakla eş anlamlı.
Her zaman çok para eşittir kir ve irin gibi gelir. Sanki para insanın insanlığını kaybettiriyor gibi. Hele kolay kazanılmış, alın teri akıtılmamış para bir ceset kokusu da yüklenmiştir ayrıca.
Banker Kastelli nin hayatı, bu dünyayı terk etmek isteyen derviş gönüllülere fena halde eylem planı sunmakta.
Yıllarca yaşama, para biriktir. Yaşamadı çünkü para ile uğraşanı yaşamamış kabul ediyorum.
O paraların yüzünden bir sürü düşman kazan. Matematikte böyle bir formül yok biliyorum ama para eşittir düşmandır.
Hatta öz evladın bile düşmandır.
Banker ölmeden önce öz oğlu için kendisini ölümle tehdit ettiğine dair suç duyurusunda bulunmakta. Üvey oğlu onu itham edercesine bir ölüm ilanı verebilmekte.
Para aileyi bozmakta, evladı babaya düşman etmekte.
Çocukları asalak yapmakta. Çocuk düşünüyor, yahu niye okuyup çalışayım babamın o kadar çok parası var ki; onu kim yiyecek.
Hayat boyunca para biriktirenlerin mallarını, çocukları birkaç günde harcayıp bitirmekteler.
İyi de ediyorlar.
Ömür boyu o parayı korumak, koyultmak, artırmak için onunla bununla kötü mü olacaklar.
Hem kefenin cebi mi var, mezara mı götürecekler. Bakıyorum da mahalle aralarına kadar sokulmuş mezarlıkların yanından insanlar işlerine gidip gelmekteler.
Eminim ki, paranın kaprisini düşündükleri kadar, ölümü düşünmüyorlar.