On sekiz yaşında bir genç kız şöyle bir soru sordu: Dindar kadınların neden bu kadar bakımsız olduklarına bir anlam veremiyorum. Acaba bunun gerekli olduğuna inanmıyorlar mı Bakımlı olmaktan neyi kast ettiğini sorduğumda da şu açıklamayı yaptı: “Dindar bir kadın, en pahalı giysileri giyebilmeli, modayı takip etmeli, düzenli cilt bakımı yaptırmalı, eşarbının, eteğinin ve çantasının uyumuna önem vermeli ve zenginlerin alış veriş yaptığı mağazalardan alış veriş yapabilmeli” Arkadaşları da genç kızın bu yaklaşımını destekliyor ve günümüz şartlarında bakımlı ve zengin görünmenin geçerli bir akçe olduğunu vurguluyorlardı. Bizim kültürümüzde, “bakımlı olmak ya da temizlik” içeriden dışarıya doğru akardı şimdi ise dışarıdan içeriye doğru akıyor. Çünkü kadın vaktinin büyük bir kısmını dışarıda geçiriyor. Müslüman toplumlarda, bakım ve temizlik, saf ve duru bir düşünce sisteminde üretilir ve önce nefsi kirleri sonra da maddi kirleri ortadan kaldırırdı. Yani işe önce manevi bir temizlik ile başlanır daha sonra bedensel temizlik, diş, yüz, saç, el, ayak bakımı da bununla bütünleşirdi. Elbette ki bu düzen yaşadığımız mekânı da etkilerdi. Bir Müslüman olarak temizlik, tertip ve düzeni yaşadığımız mekândan, üzerimize giydiğimiz giysilerden yiyip içtiklerimizden söyleyegeldiklerimizden farklı ve bağımsız göremeyiz. Nasıl ki insan kalbiyle ve aklıyla rafine bir hal üzere olması gerekiyorsa bedeni hal ve hareketleri yediği içtiği ile de bağımsız olamaz. Giyim kuşam konusunda, insanların doğup büyüdükleri coğrafyanın geleneklerin ve kültürel dokunun da büyük etkisi vardır. Şehirde yaşayanlar ile köyde yaşayanların, kazancı daha az olanla daha fazla olanların yaşamlarında küçük farklılıklar vardır ve bu farklılıkları bir zenginlik olarak görürüz… Fakat bu gün bu farklılıkları ortaya koyarken popüler kültürün fanusu içinde yaşıyoruz. Köydeki kızla şehirdeki kız aynı dili kullanıyor aynı şeyleri giyiyor, aynı hayat tarzı ile yaşıyor. Yerel zenginliklerini kaybeden insanlık küresel kültürün ve küresel bir medyanın tasallutu altında. Yoğun kültür bombardımanının etkisinde kalan kadınlar, örneğimizdeki genç kız gibi “tesettürümüze şekil vermeli ve sosyal alanda varlık göstermeliyiz, eğer onlara yaklaşırsak kabul görürüz” anlayışı içinde oluyorlar. Bu anlaş kadınlarımızın güvensizliğinin ve komplekslerinin bir göstergesidir. İslam kadını öncelikle güçlü bir kişiliğe ve dik bir duruşa sahip olmalı, kendine güvenmelidir. Çünkü o, iman, istikrar, kararlılık ihlas ve samimiyeti ile dimdik ayaktadır ve kör zihniyetlerin onayına asla ihtiyacı yoktur, olmamalıdır… O yüzden bakımlı olmak zorundayız iddiasıyla ortaya çıkıp, tesettürün şartlarını taşımayan giysilerle boy gösteren hanımların yaşamlarını bir kez daha sorgulamaları gerekir.