İstanbul’u gezmeye bir ömür yetmez.
Belki de yüzde birini bile görmedim doğup büyüdüğüm şehrin.
Bu yüzden sanat tarihçisi arkadaşlarımızla şehrin semtlerini, eski eserlerini temaşa etmekteyiz arada.
Önceki gün Ayvansaray’da idik.
Ayvansaray surlarına geldiğimizde bir masalın nasıl gerçeğe dönüştüğüne de tanık olduk.
Zira Persler, Bulgarlar, Ruslar, Avarlar, Hunlar, Araplar, Osmanlılar, şehri kuşatmaya Ayvansaray’dan başlamış.
Zaten sahabe kabirleri de hemen burada.
Eyüp Sultan Belediyesi ilçeyi gezmek isteyenlere rehber vermekte, rehberimiz Serdar Dumansız doğrusu konusuna hâkim, hava çok soğuk olmasına rağmen uzun bir gezi yaptırıp, detayları ile anlattı.
Ayvansaray Surları üzerinde çok az kalıntıları görülen Bizans’ın son sarayı Bleherna idi. Fakat bütün şehri yağmalayan 1204 Latinleri orayı da darmadağın etmişti, bu yüzden Fatih, buraya yerleşememişti.
AnemasZindanı’nda korkular sahne aldı, işkence merkezi bu zindan, nice Roma imparatorunu da ağırlamış, gözlerine mil çekilmişti.
Surların üzerindeki İvaz Efendi Camii, Mimar Sinan’ın son eseridir ki, hiçbir yerde planı tekrarlamayan usta, son eserini yaptırırken 98 yaşındadır.
Ayvansaray surları önünde şehit düşen sahabelerin kabirleri de, İstanbul sevdalarının büyüklüğünü anlatmakta idi; Kab bin Malik, Ahmet el Ensari, Muhammed el Ensari, Şeybet’ülHudri.
Fatih’in İstanbul fethindeki yoldaşlarından Buharalı İslam âlimi Abdülvedud Hz. Türbesi ve mescidinin banisi Pertevniyal Valide Sultan idi ki yolun karşısındaki zarif çeşmeyi de inşa ettirmişti. En fazla şaştığımız, bahçenin kış ortasında baharı yaşamasıydı, ağaçlar yemyeşil yapraklı ve güller soğuğa direnmiş pembe, beyaz, kırmızı goncaları ile adeta türbedeki büyük zatın ölmeyen sevgisi ile bahçe taptaze durmakta idi.
Defterdar Nazlı Mahmud Efendi Camii ise, âleminde hokka ve divit olan minaresi, çeşmesi, türbesi, camii ile bu zarif külliyede yine Sinan eseri.
Masal kadar güzel bir mabed Kızıl Mescid, Afife Hatun Tekkesi, Sokullu Mehmed Paşa Çeşmesi, Sekbanbaşı RamazanağaSıbyanMektebi, ki alt kat türbe üst kat sıbyan mektebidir; hayat, ölüm, ilim üçlemesi...
Fatih döneminin büyük muhalif âlimi Molla Lütfi’nin türbesi, bu türbe yıllarca kayıptı, bir Mensucat fabrikasının içinde kalmış ancak 1987’de fabrika yıkılınca, türbe de, Balçık tekkesi de özgürlüğüne kavuşabilmiştir. Medreselerde dersler vermiş, kıymetli talebeler yetiştirmiş Molla Lütfi, padişahları eleştirmekten çekinmemiş, ağır bedeller ödemiş, başta Harname olmak üzere çok önemli eserler kaleme almıştır.
Cezeri Kasım Paşa Camii, Ebu’dDerda Türbesi, Feshane Kompleksi, Pir Ahmet Edirnevi Türbesi, Şah Sultan Sebilküttabı ve Kuşevi, ki üst kat sıbyan mektebi alt kat şerbet sunulan bir sebildir.
Mihrişah ve Şah Sultan Türbeleri, şair Ayşe Hubbi Hatun ve eşi Mehmet Vusuli Efendi Türbesi.
İstanbul’un en eski mabedlerinden köşk minareli SilahdarMehmed Bey Camii. İçinde bir sanatkâr yattığını anlatan, cephesi zarif çeşmeli, Nakkaş Hasan Paşa Türbesi.
Yine Sinan eseri iki medreseli, ZalMahmud Paşa Külliyesi, hikâyesi ilginç 2. Selim’in kızı Şah Sultan ile evli paşa, aynı gün ve saatte eşi ile vefat ederek türbelerinde yatmaktadırlar.
Ve manevi kalemiz Eyüp Sultan Camii ve Türbesi.
Eyüp civarı bir müze.
Ne yazık ki bu müzeyi iyi koruyamamaktayız.
250 civarında çanak çömlek imalatçısı varmış vaktinde şimdi bir tane kalmamış, hem bunlar hem de çocukluğumuzun meşhur Eyüp oyuncakçıları tekrar diriltilebilir.
Maalesef bugün İstanbul’un kalbi olan, eski eserlerimizi saklayan ilçede bakımsızlık ve işgal had safhada, ya otopark haline getirilmiş eski bir hamam, ya görkemli bir çeşmenin önüne dükkânını kurmuş esnaf, eski bir mezarlığı arabası için garaj yapmış ev sahibi, yüreğimizi sızlattı.
Kötü kalpli insanların işgal ettiği ticarethaneler derhal istimlak edilip, eski eserlerimiz bir an önce kurtarılmalıdır.