Ayrıntıda olan meselelerden başını kaldırıp asıl olana bakamadığı için, Türkiye, aynı zamanda İslâm dünyası enerjisini, gücünü, dikkatini ve zihin birikimini yerli yerinde kullanamadığı gibi, alabildiğine israf etmekten de kurtulamıyor. Takınılan ayrıntılı meseleyi hallettiğinde bütün sorunların aynı şekilde sırayla ve münferiden çözüm yoluna gireceği şeklinde bir algılamaya kendini kaptırıveriyor. Bir yandan tüm dikkat ve gücünü harekete geçirmenin doğal olarak meydana getirdiği gerilimi yaşıyor, diğer yandan ayrıntıda olanı çözdüğü algılamasının getirdiği gevşemeye bırakıyor kendini.
Aslında analitik düşünmediği için ayrıntıda olanı bilincinde olmadan, tutum ve davranışıyla büyüttüğünün farkında olamıyor. Peşpeşe, adeta biçim değiştirerek önüne gelen ayrıntıda olanlar arasındaki bağıntıyı da tesbit edemiyor, göremiyor. Oysa tüm enerjisini, gücünü mütenasip olmadan kullanıyor. Birinde yakaladığını sandığı başarıyla şöyle bir kendine gelir gibi olurken, ummadığı anda ayrıntıda olanın deniziyle kuşatılıveriyor. Takatsiz, güçsüz, donanımsız, handiyse hazırlıksız olduğunun getirdiği ruh karmaşasına, bazen kırılmasına, çoğunlukla çöküntüsüne yuvarlanır gibi oluyor. Yorgun, çöküntü içinde, yere kapaklanmaya ramak kaldığı anda, peşindeki kovalayan canavarı hatırlayıverip can havliyle kalkarak seğirtmeye başlıyor. Öyle yazıyor. Sürekli Canhıraş bir mücadelenin gerilim ortamında kalmayı hayatın doğal akışı şeklinde algılamaya mahkum hissediyor kendini. Doğal olanın, olağan olanın böyle bir şey olduğunu sanıyor.
Elbette hayat, onun gerçekleşme mekanı dünya, meşakkatleriyle vardır ve bütünlüğü ancak buna bağlıdır. Dolayısıyla mücadele, zaten hayatı fethederek keşfetmeye merbuttur, bağlıdır. Ama tek bir ayrıntıda olandan ibaret değlidir. Üstelik, kimi zamanlarda o ayrıntıda olan bütünü kavramanın dibacesidir de. Gösterilecek bir ihmal, telafisi imkansız bir noksanlığı sonuna kadar saklar durur. Onun için sürgit dikkat, bilinç üzre olma sözkonusudur. Bu aslında sağlık işaretidir. Ne var ki ayrıntıda olana takılıp kalma bundan bütünüyle farklıdır ve sağlık değil, sayrılık alametidir.
Hani, atasözünde dile getirildiği üzre "ağaca bakarak, ormanı gözden kaçırmak" gibidir.
Somuta indirgeyelim bir an için bunu. Türkiye nin günlerdir gerilim ortamında çözmek için tüm enerjisini, gücünü, dikkatini ve zihni birikimini harekete geçirdiği, mesela terörü gözönüne getirelim. Asıl mesele olarak görmüyorum, dediğinizde ne türden bir tehlikeye kapı aralayacaksınız, görüyorum dediğinizde daha fazlasıyla karşı karşıya kalmanız kaçınılmazdır. Fakat asıl sorunu tam olarak teşhis ettiğinizde, yine tehlike olma niteliği ortadan kalkmayacak, ancak mücadele etme yöntemi, dolayısıyla takınmanız gereken tutum bütünüyle farklı olacak, olabilecektir. Ama bu analitik düşünmeyi öngerektiriyor. Çünkü analitik düşünülmüş olunsaydı, sözgelimi, Şattülarab taki basit bir sınıf ihtilafını, İran-Irak savaşına bahane oluşturmadan çözmüş olacaktınız. O taktirde Kuveyt in Irak tarafından, daha doğrusu Saddam tarafından pey olarak sürülme imkanı olmayacak, I. Körfez Savaşı, Irak a ambargo, nükleer silah bulundurma ve Irak ın işgâli birer ayrıntıda olan olarak masaya konulmayacaktı. Daha benzer onlarca örnek. Ama belirgin ve başat olanı, genel bakış açısı kazanma şartını zorlayan D-8 ler hareketi ve Refah-Yol iktidarının çökertilmesi yolu açılamayacaktı.
Ayrıntıda olana takılıp kalındığında tarih körelten bir karanlığa dönüşüyor. Tarihin karanlık mahzenlerinde sesinize bir yankı bile ulaşamıyor. Türkiye bile bunu yaşamaya mahkum bırakılıyorsa, tarih ne söylesin, kültür nasıl ses versin, uygarlık nereden haykırsın!