Tarihin seyrinde gelişen olaylar ve sonuçlar birbirinin aynıdır. Tarih bir tecrübedir, tekrarlarının yaşanması gerekmez. İnsan kendi beninin kurbanıdır her zaman. Bu, çoğu zaman büyük zarar veriyor insana ve insanlığa. Bu zarar sadece bir kimseyi bağlayıcı olsa geçip gideriz diyebiliriz, ama öyle olmuyor. Sorumluluk makamında olanlar -ki her insan sorumludur-tarihin deneyimlerini dikkate almalıdırlar. Yaşanmış ve tecrübe edilmiş olan dikkate alınmalıdır. Çünkü, yanlış adımlar ne yaparsak yapaylım iz bırakıyor.
En çok sevdiğim ve övündüğüm bir huyum vardır. Çantam dolu kipatla dolaşmak. Bu başlıkla yazılar yazsam buna hiç doymayacağım. Eminim ki bu duyguyu kitapsever ve düşünce yoğunluğu içinde onlar hissedebilirler. Bir şey var ki, ben den söz etmek ve bencil olmak gibi bir tehlikesi de vardır bunun. Ama ben, nefsimi ayak altında tutmaya bakıyorum.
İnsan kılıcın keskin yüzünde yürüyor her zaman. Farkındadır ya da değildir, bu çoğu kez bilinmez. Kitap hamalı olmak, ya da bilgi hamalı olmak bir anlam ifade etmiyor. Anlamlı olan okunanların bilgiye dönüşmesi ve bu bilginin meczedilmesidir, içselleştirilmesidir. Bilgiyi bulunulan merkezin, ruhun ve düşüncenin süzgecinden geçirmedir. İslâm medeniyeti ve düşüncesinde olanların edineceği her bilgi kıymetlidir, anlamlıdır. Bunların dönüşmesi okunması kadar önemli bir edimdir.
Anadolu yu sık gezen ve insanlarla yüzleşen biri olarak, karşılaştığımız en önemli sorulardan biri "Okuduklarımı unutuyorum, ya da okuduklarımın boşa gitmemesi için ne yapmalıyım" oluyor. Burada yapılacak bir şey yoktur. Okundukça bilgi, düşünce insanın ruh süzgecinden geçiyor ve birikiyor. Kişinin o konuları istiflemesi o kadar da önemli değildir. Her insanın algısı ve bunları dönüştürme imkânları farklıdır. Zaman içinde, gerektiğinde o bilgiler yerini buluyor.
Bu aralar Selçuklu dönemi üzerine yoğun okumalarım başladı. Bir huyum vardır ki, bu son zamanlarda, belli konular etrafında yoğunlaşıyorum ve konuyu en ince ayrıntısına değin kavramaya bakıyorum. Konuyla ilgili literatürde ne varsa okuyorum. Lehte ya da aleyhte, fark etmiyor. Osmanlı İslâm medeniyetinden, ya da Selçuklu İslâm medeniyetinden söz edeceksek ayrıntılarını bilmede yarar görüyorum. En küçük ayrıntı önemlidir.
Okumaların insanda derin etkileri oluyor. Sık yinelenen bir söz vardır. "Almadan vermek Allah a mahsusutur." Bu bilinç ve duygunun, insanı insan olarak bilme ve insanın da haddini bilmesi bir o kadar önemlidir. Belki de bugünün insanı malumatfuruş olmakla övünebilir. Malumatfuruş olmak, çok bilmek neyi değiştirir ki İnsanın edindiği bilgileri, içselleştirmesi ve dönüştürmesi, bunu yararlı bir hâle getirmesi de sorumluluk gereğidir.
Bıkmadan, usanmadan, bilinç ve duyarlılıkla, durduğumuz yerde kalmadan her gün bir adım daha atma gerekliliği önem kazanıyor. Günümüzün en önemli sorunlarından biri de budur. İçinde bulunduğumuz hareketin daha da güçlenmesi için, gördüğümüz eksik ve gedikler neyse onları gidermemiz, düşünce hareketimize katkı sağlamamız da bu bilincin önemli bir ayrıntısıdır. Yenilgi psikolojisinin insan üzerindeki etkileri, insanı alandan uzaklaştırması, ya da kendi çizgisini bırakarak dünyalık hırsla yabancılarla birlikte olunması da tarihin seyrindeki tekerrürlerden biridir. Anadolu Selçuklularının parçalanması, bazı grupların Bizans imparatorunun himayesine girmeleri bir hezimet olmuştur onlar için. Tarih bu gibi yenilgilerle doludur. Onların himayesinde olmak onları bir sonuca götürmemiştir hiç bir zaman. Halifeye bağlılık içinde olanlar hep kazanç içinde olmuşlardır. Müslümanların birlikteliği ve bağlılığı önemlidir. Tarihin seyrinde de onların başarılı olduklarını görüyoruz. Sultan Alpaslan ın 44 bin asker ile Bizans İmparatoru Romen Diyojen in 200 bin askerini yenmesinin aklen izahı yoktur. Ama İslâm tarihinde bunun örnekleri ve benzerleri çoktur. Müslümanların bağlılığı, birlikteliği, azmi ve duası küçümsenmemelidir.