Yaşanan her siyasi, sosyal veya ekonomik bir gelişmeyi doğru anlayabilmek, onu sağlıklı yorumlayabilmek ve sonuçları hakkında öngörü sahibi olmak kuşkusuz toplumların geleceği için hayat-memat meselesidir. Ancak bu şekilde yapılan hatalardan dersler çıkarılabilir.
Bu süreçlerde sözlerine itibar edilen öncü şahsiyetler ise aydınlardır, âlimlerdir.
Biliyor olmanın sorumluluğu onların omuzlarındadır. Şahsi ikbal hesapları veya kişisel çekişmelere itibar etmeden, bulundukları noktadan gördükleri doğruları söylemek gibi çok önemli bir görevleri vardır. Uyarmak, dikkat çekmek, madalyonun gizlenen yüzünü açığa çıkarmak ve daima toplumsal faydayı hedeflemek gibi amaca hizmet etmeleri beklenir.
Peki, nedir aydın olmak?
Aydın olmak her şart altında, ne olursa olsun hakkı taşıma yükümlülüğüdür.
Aydın olmak bir kısım imkânlara, dünya nimetlerine eyvallah etmemektir.
Şartlara boyun eğmemek, haksızlıklara göğüs germek, çileye, sıkıntıya sabretmektir.
Aydın olmak TV’lerde çok görünmek değildir. Hele hele iyi polemik yapmak hiç değildir.
Aydın olmak gerektiğinde söze gümüş sükûta altın vasfını giydirmeyi bilmektir.
Aydın olmak isimlerin önünde taşınan süslü unvanlarla övünmek, böbürlenmek de değildir.
Aydın olmak milletinin değerlerini vücudunun bütün hücrelerinde hissedebilmektir.
Eli nasırlısıyla, kalemlisiyle her bir vatan evladına yol olmak, yarenlik etmektir aydın olmak.
Bize bugün ve yarın İmam-ı Azam gibi doğrular için her şeyi göze alabilen âlimler lazım.
Bize duruş, bakış ve yorumlarıyla münevverlik vasfını kuşanmış aydınlar lazım.
Bize başucu kitabı gibi her dara düştüğümüzde yol gösteren aydınlar lazım.
Bize kalemindeki mürekkebin, şehit kanından daha değerli olduğunu bilen aydınlar lazım.
Bize Mevlana gibi kucaklayan, Yunus gibi yaratılana hikmet nazarıyla bakabilen âlimler lazım.
Bize kamplaştıran, ayrıştıran, ötekileştiren değil, bütünleştiren, toparlayan aydınlar lazım.
Bize Hz. Ebubekir gibi bedenini cehenneme kalkan etmeyi göze alan aydınlar lazım.
Aslında aydın olmak politik ve gündelik kaygılardan bağımsız sadece ve sadece inandığı doğruları olması gerektiği gibi milletin idrakine sunabilmektir.
Günümüzde maalesef en büyük sorunumuz bazı aydınlarımızın ‘neme lazım’ gibi bir kolaycılığa başvurmalarıdır. Bizler bugün değerlerimizin dejenerasyona uğradığından şikâyet ediyorsak bunun baş müsebbipleri aydınlardır. Ne diyor üstat Cemil Meriç: “Aydın olmak için önce insan olmak lâzım. İnsan mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur, maruz kalmaz, seçer. Aydın kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını aydın yapan; uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs…”