Hikâyeler karışıyor Ramazana. Hastalıklar, sevgiler, hasretlikler, sitemler, temenniler belirliyor biraz da orucun yörüngesini. Ayrılıkların gönül telini titrettiği bir hanede oruçla elele öyküler derliyoruz.Kapıaçmaz Hatçeana, tereler, kaçan kız, yıkılan aile, köyün pınarı konuşmaların dekoru. Sanki hiç Fransa değil buralar. Sanki hiç Paris, Lyon, Ansy, Strazburg değil bahçeler. Baştanbaşa Anadolu heryan.

Ne iftarları değişmiş ne sahurları. Sofra bezlerine sarılmış Ramazan öncesi özenle yapıp hazırladıkları yufka ekmeklerini çıkarıyorlar. Konyalıların gönderdiği tereleri, Filiz in dünürünün yaptığı yufkalara sarıp, sahura yoldaş yapıyoruz.Ölmüş anneleri hep yanıbaşlarında. Eskimeyen, solmayan tek sevgi diyor Menşura. Annem balığı çok severdi diyor Filiz. Hiç ölmemiş gibi onun da ruhuna ikram ediyor içtenlikle. Menşura nın iki gözü iki çeşme hâlâ. Beş yıl önce kaybettiği annesini anlatırken titriyor yürekten. Sofraya bizimle birlikte öteye gidenler de oturuyor. Ramazan yalnızlıkları sürdürmüyor. Etrafı neşeye boğuyor. Bir tabak da ölülerine bırakıyorlar sofraya sanki. Onlarla karşılıklı içiyoruz adeta çayları. Erkek çocukların bu kadar hararetle anmadığı anaları; kızları hiç unutmuyor. Eşlerin çok çabuk unuttuğu hanımlarını, kız çocukları  anılarda ne kadar da canlı tutumakta böyle.

Hastalığın belini büktüğü annesine yanıyor Elif. Yatalak kardeşine yıllardır bakmaktan annesinin de sağlığı bozulmuş, omuzları çökmüştü. Beşinci kattaki evini düz ayağa çekmektir tüm hayali. Ancak o zaman yaşlı anne ve babasını Almanya dan yanına getirip, kendi beli ağrısa da oğulları ile birlikte yatalak kardeşine bakabilecektir.Has evlatlık rengini oruç yanına ne kadar da hevesle garnitür yapmakta idi bu otuzluk, kırklık, ellilik çocuklar.

Bir çocuk kadar saf ve temiz yüreğe sahipti Ayşe. Gönlü gani idi. Beş çocuğu yanısıra ablacığı da sığmıştı bu gönle. İnsan yükünü kim çekebilir ki;  düşünmek bile istemeyenlere inat; batının Anadolusunda ışıl ışıl yanmakta insanlığı. Eşinden yirmi yıldır ayrı ablası; ilaçlar, iğneler, insülinler arasındaki hayatını fazla da önemsememekte. Çocuklarında aklı. Bir annenin yüreğinde kendi adına endişe taşıdığı nerede görülmüştür ki; oda oturup hastalığına yanabilsin.

En değme dertlere karşın sevgiyle, umutla kuruluyor sofralar.Hastalıklar, ayrılıklar, çocuksuzluklar, hasretlikler atılıyor arkaya. Çorbaların sıcaklığı yürekleri ısıtıyor. Bahçelerinde yetiştirdikleri nane ve maydanozlar doğranıyor salatalara. Tahta sofralarda baklavalar açılıyor. Kaneviçe işli yastıklara sırt dayayıp çaylar yudumlanıyor. Kızlar okullarını anlatıyor, derslerini, öğretmenlerini erkek çocuklar silah ve araba oyuncaklarını yine unutmuyor. Bir hayat trafiği ki Anadolu nun ikiz kardeşi olup çıkıyor buralarda.

Türkiye özlemi gönüllerini yakıyor. Camileri önüne iftar çadırları kurmuşlar. Yolcuları, arkadaşlarını, öğrencileri ağırlıyorlar. Çölde serap görmüş gibi Fransızlar da akıyor çadırlara. İftar sofraları buralarda da çok renkli.Türkiye den bir ses duymak için beni çağırmışlar. Bense ne çok dinlemek istiyorum onları. Bu değişmemişlikleri, öz kültürlerini koruyuşları nasıl saygıdeğer. Bana konuşacak ne bırakmışlar ki. Tutup Avrupa yı Anadolulaştırmışlar.