Son zamanlarda medyada sıkça "Irak halkı Saddamı arıyor" ya da "Afgan halkı Talibanı arıyor" şeklinde haberler çıkıyor. Bunun anlamı işgalciler  ne söyleyerek Afganistan ve Iraka gelmiş bu ülkeleri işgal etmiş olurlarsa  olsunlar yaptıkları ile Afgan ve Irak halkına eski günlerini aratır olmuşlardır.  Aslında ülkeler işgal edilerek huzura kavuşturulamaz, gelişmeleri sağlanamaz. İşgal altındaki bir ülkede insanların huzurlu olması mümkün değildir. İşgal demek savaş demek, direniş demektir. Ülkeler için esas olan bağımsızlık, yabancıların çizmeleri altında kalmamaktır.

Düşünüyorum da, eğer Irak halkı Saddamı, Afgan halkı ise Talibanı arıyorsa bugünkü işgalciler onlardan çok daha zalim ve kötüymüş demektir. Bunun başka bir anlamı olabilir mi Ne yazık ki, bu zalimler kendilerini dünyaya kurtarıcı ve barışın, demokrasinin savunucusu gibi gösteriyor ve bunu da başarıyorlar. Elbette, yerli işbirlikçi ve yalakaların işgalcilerin bu iğrenç çehrelerini gizlemekte önemli rolleri var. Emperyalist ve sömürgeci güçler eğer yerli işbirlikçi ve yakalar bulamasalar istedikleri ülkeyi böylesine rahat bir şekilde işgal edemez, oralarda çöreklenip kalamazlar. Bu da gösteriyor ki, Batının maddeyi putlaştıran vahşet medeniyetinden insanlığa hayır gelmez. Hakkı esas alan İslâm medeniyetinin belirleyici olması şarttır. Belirleyici durumda vahşet medeniyetinin temsilcileri olmaya devam edecek olursa yeryüzünde kan ve gözyaşı eksik olmayacaktır. Tarih boyunca gelişmelere bakıldığında bu gerçek görülecektir.

Yeryüzünde devam eden mücadelenin özünü hak-batıl mücadelesi oluşturduğunu, hak gelmeden batılın ortadan çekilmeyeceğini bilerek artık herkesin hakkın yanında safını belirlemesi gerekiyor. Hakkın yanında olduğunu söylemek yetmiyor.

İşte Irak... İşte Afganistan... İşte Lübnan... İşte Filistin... Biraz geriye dönüp baktığımızda Libya ve Cezayir hep o "Vahşet medeniyeti"nin temsilcilerinin katliamlarına sahne olmuştur.

Ya Endülüs nerededir, ne olmuştur 600 yıllık Endülüs medeniyetinden iz bile bırakılmamıştır. O "Vahşet medeniyeti"nin mensupları bir iz kalmasına bile tahammül edememişlerdir.

Yüzyıllar boyu Çeçenistanda yaşananları, Çeçenlere reva görülenleri unutmak mümkün mü

Elbette, tarihi olaylara bakarak yeryüzünü topyekün düşman ilan etmek olmaz ama, bu gerçekleri de unutmamak gerekiyor. Ve mensubu olduğumuz medeniyeti terk ederek bu "Vahşet medeniyeti" içinde yer edinmeye talip olmanın ne anlama geleceğini herkesin tekrar tekrar düşünmesi gerekiyor. Sürü gibi bir takım güçlerin organize ettiği kampanyaların arkasına takılıp gitmek insana yakışmaz. Çünkü, Müslüman sürü değildir, her söylediğinden ve yaptığından Allah indinde sorumludur. Sorumluluktan kurtulmanın tek yolu delilik ya da akılsızlıktır. Lütfen artık sürü psikolojisi ile hareket etmekten vazgeçerek çevremizde olup bitenlerin dününü ve bugününü araştıralım. Bu görevi birilerine havale ederek bilesiniz ki sorumluluktan kurtulamayız. Diyalog diyerek, uzlaşma diyerek kendi temel değerlerimizden koparak bir başka değerler manzumesinin içinde yok olup gitmeyi marifet sanmayalım. Eğer, ABD ve yandaşlarının demokrasi, özgürlük diyerek işgal ettikleri bir memlekette Saddam gibi bir zalim halk tarafından aranır hale gelmişse hâlâ bu "Vahşet medeniyeti"nin mensupları ile birlikte olmayı, aynı çuvala girmeyi savunanların hangi noktada bulunduklarını tesbit durumundayız.

Artık bilmeliyiz  ki, biz mensup olduğumuz tüm değerleri terkedip bu maddeyi putlaştırmış "Vahşet medeniyeti"nin değerleri içinde eriyip gitmeden onlar bizi kendilerinden kabul etmeyeceklerdir. Bize başkası olarak bakmaya devam edeceklerdir. Onların bizi başkası olarak kabul etmesinin yadırganacak bir yanı yok da bizdeki bazı gafillerin onları bizden saymasını anlamakta zorluk çekiyorum.