Resmi veriler herkesin şüpheyle yaklaştığı bir konum arz

ediyor. Tam olarak net tabloyu verdikleri konusunda şüpheler doğursalar da,

mevcut durumun bir fotoğrafını çekmek adına en azından bir araç teşkil

ediyorlar.

Resmi verilerin sıhhati hakkında şüphe belirtecek en son

merci siyasi iktidarın ta kendisi. Çünkü bütün ekonomik söylemini bu veriler

üzerine kuruyor ve eleştirilere de yanıt verirken bu verilere yaslanıyor.

Dolayısıyla hükümetten birinin kalkıp da resmi veriler güven vermiyor veya

anlam ifade etmiyor demesi, bir bakıma kendi icraatını da inkara kaçıyor.

Ancak, olmaz denen de oldu ve Başbakan Erdoğan, birkaç ay

önce çekle ilgili şikâyetler üzerine Merkez Bankası verilerini örnek gösteren

Başbakan Yardımcısı Babacan ı azarladı. Başbakan, bazı milletvekillerinin karşılıksız

çeke hapis cezasının kaldırılmasının ticarette sıkıntılara neden olduğu

şikâyetlerine, Merkez Bankası verilerine göre karşılıksız çek oranı yüze 3 e

düştü yanıtını veren Başbakan Yardımcısı Ali Babacan a, Merkez Bankası

verileriyle gelme bana, git Hamamönü nde esnaf ne diyor, ona bak diye karşılık

veriyor. Yani, öyle veya böyle bir güvenilirliği olan ve ekonomi yönetiminde

ciddi bir birikimi bulunan Merkez Bankası nın yaptığı çalışmayı, topladığı

verileri (ki o veriler olmadan bir politika belirlemek, şartlara göre

enstrümanlar seçmek de mümkün olmaz) bir çırpıda çöpe atıyor. Ekonomi

yönetimindeki en ciddi kurumu resmen taca çıkarıyor.

Bu tavır, ekonomiyi sadece finansal piyasalardan,

dövizden, faizden, borsadan ibaret gören Başbakan ın kendisiyle çelişmesi

aslında. Çünkü bugüne kadar ekonomiyi finansal piyasalardan ibaret gören,

üretici ve çalışan kesimleri ihmal eden bir ekonomik bakış ortaya koydu siyasi

iktidar. Başbakan da her fırsatta borsaya, faize dönüp baktı, yıllardır

sıkıntıdaki esnafı, sıkışık seyreden piyasaları görmezden geldi. Bu bağlamdaki

eleştirileri ise sertçe yanıtlamaktan çekinmedi. Demek ki, esnaf sıkıntıda,

piyasalar sıkışık minvalindeki eleştiriler doğruymuş.

Memur maaşlarına buçuklu zamlar yapıp, gerekçe olarak da

Yunanistan gibi oluruz derken, resmi verilere güven had safhadaydı ama.

Memurun içinde bulunduğu sıkıntı, yapılacak zammın enflasyon karşısında eriyip

gideceği hiç düşünülmüyordu. O dönemde Bana bu verilerle gelme, git tapu veya

nüfus dairesindeki memur ne diyor, ona bak sözlerini işitmedi kimseler. Gözler

keşke çok daha önce İstinye deki Borsa İstanbul dan Hamamönü ndeki esnafa

çevrilebilseymiş demek mümkün.

Siyasi iktidarın ekonomideki falsoları ve dökülen

cilaları mümkün mertebe göstermemek, ortaya çıkınca da bir günah keçisine

yükleme siyasetinin bir parçası bunlar. Bu günah keçisi kendi bürokratı da

oluyor, kendi bakanı da, hiç fark etmiyor. Misal, Merkez Bankası, kötü giden

ekonomi ve tutmayan hedefler sonrasında hükümetin ne zamandır hedef tahtasında.

Faiz tartışması ile ekonomideki kötü gidiş Merkez Bankası na fatura edilecek ve

siyasi iktidar bir kez daha adeta hatadan münezzehmişçesine halka hesap

vermeyecek.

Bundan sonraki muhtemel günah keçisi Türkiye İstatistik

Kurumu (TÜİK) olabilir. Ne zamandır kamuoyunu pek de tatmin etmeyen veriler

yayınladıklarıyla ilgili birçok spekülasyon var halihazırda. Son olarak da

açıklanan enflasyon rakamlarının halkın gerek enflasyonunu yansıtmadığı

eleştirileri yapılıyor. Buradan siyasi iktidara bir tüyo verelim. Haziran da

kesin düşecek denen enflasyon Temmuz da düşmezse topu TÜİK e atabilirler.

Zaten yanlış veri açıklıyorsun, milletimi yanıltıyorsun türünden bir azara

hazırlıklı olmak gerek.