“Yabancı ülkenin bir bakanıyla sohbet ediyoruz. Ya dedi, sizin enflasyonunuz çok yüksek. Doğru, dedim. Biz bununla mücadele edeceğiz, biz bunu çözeceğiz, kararlıyız, dedim.
Ama bakın, dedim, Ben bu enflasyonla sokağa çıkıyorum. Siz % 10’luk enflasyonla sokağa çıkamıyorsunuz.”
Gözleri ışıltılı Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Nebati bu cümleleri söylüyordu; paylaşım videolarında kayıtlı izahatlarında.
Geçen asrın son çeyreğindeki herhangi bir hükümet üyesi aynı minval bir konuşma yapsaydı “Ecnebi bir bakanla sohbet ediyoruz” şeklinde olurdu girişi.
Sayın Nebati’nin “Yerli ve Milli” kelimelerinin propagandacısı bir hükümetin üyesi olmasındandır galiba, kompozisyon ödevi okuyor havasında konuşması.
Yandaş TV habercilerinin diliyle söylersek, Sayın Nebati’nin mevkidaşı hayretini, şaşkınlığını ifade ediyor sohbetin hemen başında.
“Sizin enflasyonunuz çok yüksek!”
Sebebini öğrenmek istiyor elin oğlu. Enflasyon bizde de var ama, sizinkinin yüksekliğini açıklamaya “çok” kelimesi yetmiyor da diyor.
Sayın Nebati’nin ilk kelimesi, öğrenme konusunda umutlandırıyor bahse konu yabancı bakanı.
“Doğru, dedim.”
Fakat Sayın Nebati oranını hiç söyleyemediği enflasyonumuzu değil, kendilerini anlatmak arzusunda; köpükten gövdesine bindirilmiş kurşundan yükü taşımak iddiasıyla.
“Biz bununla mücadele edeceğiz, biz bunu çözeceğiz, kararlıyız, dedim.”
Gelecek zamanlı “cağız, ceğiz” ekleriyle, yabancı ülke bakanı dediği konuğunu ikna ettiğini böyle vurgulayan Sayın Nebati’ye, bu dediklerin bakanlığınızın ve hükümetinizin zaten görevi. Bu hale nasıl ve hangi uygulamalarınız sebebiyle geldiniz? Doğruladığınız bu enflasyon yüksekliği neden sizi rahatsız etmiyor? Gibi sorular da sorulmuş mudur, bilmiyoruz. Çünkü Sayın Nebati’nin açıklamaları, iktidarlarını haklı gösterecek bir “Ama” kurgusuna ayarlı. Konuğunun dikkatini yüksek enflasyonlu ekonomiden, kendi üstüne alıyor.
“Ama, bakın, dedim. Ben bu enflasyonla sokağa çıkıyorum. Siz %10’luk enflasyonla sokağa çıkamıyorsunuz!”
Yüksek enflasyonla sokağa çıkan Sayın Nebati ve %10’luk enflasyona rağmen sokağa çıkamayan konuk yabancı bakan.
Burada Sayın Nebati, yüksek enflasyonun bir avantaj olmasını anlatmıyor. Yüksek enflasyonla yaşayan milletini, %10’luk enflasyonlu milletle kıyaslıyor ve bir övünç çıkarıyor.
Sokağa çıktığını iddia eden, ki bu itirafına kadar medyada kanıtı ve görgü tanıkları olmayan Sayın Nebati’ye, yorumladığı o yabacı bakan, “Bizim sokağa çıkamama sebebimiz belli ve normal bir hal. Fakat sizin sokağa çıkmanızın izahını anlamakta zorlanıyorum. Görünmez adamsınız desem, gözlerinizdeki ışıltı engel. Atalarınız gibi tebdil-i kıyafetle de dolaşmadığına göre, çünkü lüks araçlara ve çok korumalara alışkınsınız; acaba sokakta olmanızla, olmamanız arasında bir fark görmeyen/göremeyen bir halkınız mı var?” Demiş midir acaba?
Hatta, daha da ileri giderek, yani sırf merakını tatmin için şu soruyu da sormuş mudur?
“Beni halkımdan korkmakla suçladın, bunu anladım. Fakat siz bu konuyu nasıl çözdünüz? Aklıma gelen demokratik ihtimaller eksik galiba, yetmiyor!”
NEREYE BAKSAK SORULAR TUTSAK
Millî Gazete’mize de emek vermiş, “Karikatürle mizah”ın ustalarından merhum Cafer Zorlu’nun bu günümüzü de anlattığına inandığım bir eserini çıkardım arşivden ve yukarıya koydum.
Sakıncalı esprili politikacıların meydan bulduğu 60’lı yıllarda, halka rahatsızlık veren Meclis küfürleşmelerini, bu çizgilerin gücüyle yermiş, tenkit etmiş merhum Zorlu usta.
Kürsüye çıkardığı seçmenini takdim ediyor bir milletvekili: “Benim yerime bu arkadaş...”
Bu tablo karikatürün alt ve üst yazılarını yok sayarak, bir okuma yapmak istiyoruz dediğimizde, kürsüdeki kişiyi kime benzetirsiniz? Kim olabilir, aktüel meşhurlardan?
Cevabı bulduğunuzda, “Evet O’dur” dediğinizde, dinleyicilerin, muhalif milletvekilleri olduğunu tahmin etmeniz ve “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”i isteme haklılığınızı hatırlamanız zor değil.
Kendisine “Fedai, Serdengeçti, deli” gibi sıfatları layık gören ve fakat tanığı olduğu yağmayı, talanı, çökmeyi yurtdışında “Videocu” kimliğiyle ancak anlatabilen; muhalefetin bilgi almak için, iktidarın da yargılamak için aradığı insanımız, işte böyle resmedilmiş merhum Zorlu’nun çizgileriyle.
Dinleyicilere, muhalefetin milletvekilleridir, dedik. “Aranan” sıfatlının anlattıklarını onların bilmesi gerekmez miydi? Ondan duyduktan sonra, “Araştırılsın” demek kolaylığı, vazifeleri olabilir mi?
Entrikalı, Dallaslı Amerikan dizilerini bekler gibi yeni videolar bekletilirken mi çalındı acaba, gençliğimizin emeklerinin ve hayallerinin odaklandığı imtihanların soruları?
“FETÖ’cü grup mu desek, 6’lı masa mı desek, bir de masanın altı var, yedi... Şimdi dikkat ederseniz, aynı anda hepsi adeta yanı cümlelerle, aynı kelimelerle bunu tanımlamaya çalıştılar. Yani biz orada boşta bulunsak veya boşluğa düşsek bunu seçime kadar satacaklardı.”
Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın gazetecilere, muhalefet tanımı üstünden yaptığı bu açıklamaları duyduk, okuduk.
15 Temmuz’dan sora yaşanan her gün “Çalınan sorular” konusu bir şekilde gündem olmuşken ve nasıl yapıldığı en ince ayrıntısına kadar kayıtlara geçirilmişken veya adeta ezberlenilmişken, tarihsizliğin tekerrür ettirilmesi önlenememiş, engellenememiş, sonra yapılanları ise, boşta bulunmamak, boşluğa düşmemek olarak bilmiş bir iktidarın, kazancı, muhalefeti malzeme yapmak mıdır?
Birileri, soruları çalınmayan imtihanlara hasret bırakıyor o muhalefeti, ama kim?