İMAMOĞLU’NU SİLİVRİ’YE GÖMDÜ SIRA YAVAŞ’TA MI?
Muhalif bir TV kanalında, iktidarın ağır gazetelerinden Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi’nin günlük fıkrasının reklamını görünce, altında neler yazıldığını merak ettirmeyecek bir başlıktır bu dedim.
Okumadığım, ancak özellikle “sol” yazarlar tartıştığında, değecek kurbağası var mı diye baktığım sayın yandaş yazarın en taze yazısının bu başlığı, Hürriyet’in geçen yüzyıldaki devirme amaçlı “Gerekirse silah kullanırız” manşetinin son karşılığı dedirtti bana. Bir farkla: Yazarın hedefi bugün muhalefetti.
80 öncesi yıllarda, bahse konu yazar daha ortaokul çocuğu iken, 12 Eylül’ü hazırlayan sloganlardan biri de DİSK işçilerinin payına düşmüştü: “DGM’yi gömdük (ezdik), sıra MESS’te!”
Varlığını ve kararlarını bugün burada tartışmayacağımız Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, kendi güvenliklerinin de sorumlusu ya da teminatı olacağını/olabileceğini peşinen reddeden işçilerimizin yeni hedefinde, yönetiminde T. Özal’ın olduğu Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası vardı.
DGM’yi gömdüklerini (ezdiklerini) iftiharla ilan eden DİSK işçilerinin aksine, Hürriyet’in, Cumhur İttifakı’na en yakın gazeteci işçisi Abdulkadir Selvi, olayı, üçüncü tekil şahsın görülen (bilinen) geçmiş zaman icraatı hacminde anlatırken, zatına biçtiği rol, gurur ve sevinç yüklü bir tanıklık. Üstelik diğer kalemşor rakiplerinin bir adım önünde: Önce ben gördüm!
Gömülen ve gömüldüğü mekan üzerine kalem oynatacak değiliz. Arkasında son yerel seçimlerde birinci olmuş partisi var, hem de biz, daha gür boy atsın hesabı yapılmadığını bilmeyiz.
12 Eylül İhtilalini çağıran ünlü sloganın “Sıra MESS’te” tanımındaki ikinci kısmını yazar Selvi, bir soru eki ilavesiyle sahipleniyor.
“Sıra Yavaş’ta mı?”
“Mı” eki, yazarın ben bilmem, fakat araştırıyorum kaçışını izaha yetmiyor. Dikkatleri daha fazla çekmek ve Ferhan Şensoy hediyesi ‘’Anlat anlat heyecanlı oluyor’’ dedirtmek iddiası hemen sırıtıyor.
“Sıra Yavaş’ta (mı)?”
Yazar Selvi’nin, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş’ı hangi sırada düşündüğü de konumuz değil. Lakin Yavaş kelimesinin sakinlik öneren bir ikaz gücünü yazar Selvi’ye hatırlatmak isteriz. Cumhur İttifakı’nın bir nolu kalemşoru makamına oynadığını, bu yazısı ile yarıştığı yandaşlarına alenen ilan eden yazar Selvi’ye, “Yavaş” deyip hızını kesecek değiliz. Sadece yavaş kelimesinin çağrışımı sosyal medya paylaşımı bir fıkradan haberdar edeceğiz; aynı ülke vatandaşı olmamızdan aldığımız cesaretle.
Bir adam, AKP’den önce var mıydı, diye sorulan otomobillerden biri ile AKP’nin yaptığı bir yolda, hız göstergesi 120 rakamının üzerinde seyrederken, bir levha çarpar gözüne.
“Yavaşla 80 km” yazısını okur ve kabulde zorlansa da ibreyi 80’e çeker. “Yavaşla 70 km” yazan levhayı okuduğunda biraz sinirlense de “Yavaşla 60 km” levhasında olumlu düşünmeye başlar. Bu yolları bizim hizmetimize sunanlar, bizi düşünüyor olmalılar der.
“Yavaşla 50 km” ikazı, her on kilometrede süratinden 10 rakamını düşürürken, okuduğu son levhada “Yavaşla’ya hoş geldiniz! Rakım bin, nüfus bin beş yüz” yazmaktadır.
Sıraya koyduğunun gömülecek adresini merak malzemesi yapan Hürriyet yazarı Selvi, başlığını okumakla yetindiğimiz fıkrasını hangi rakımda yazdı sorusuna, kimse cevap beklemesin. Zira biz de yavaş yavaş yazdık.
Ben Filistinli çocuk
(Ümmet’in mazlum çocuklarına ithaf!)
Ben Filistinli çocuk;
Yoksul, aç,
Bir dilim ekmeğe,
Bir yudum suya muhtaç.
+
Ben Filistinli çocuk;
Açsa güzel çiçekler,
Görmez gözüm.
Bana silah uzanır,
Gül ve çiçek yerine.
Burada gül değil,
Gülleler vardır.
+
Ben Filistinli çocuk;
Unuttum oynamayı
Unuttum oyuncakları
Bir tek oyun var bildiğim;
Sapanla savaşmak.
Silahtan başka
Oyuncak da görmedim zaten.
+
Ben Filistinli çocuk;
Doğduğumda kendimi
Savaşın içinde buldum.
Gözümden yaş değil,
Kan gelir...
Ben dövüşürüm,
Zulmün tankına karşı.
Oyun nedir tatmadım ben,
Benim oyunum savaşmak.
Hem, oyunda vurulursan;
“Ebe” olunur.
Ben oynarken,
Şehit olurum.
+
Ben Filistinli çocuk;
Ne zaman duyulacak feryadım?
Ne zaman duyulacak âh’ım!
+
Ne zaman!
Ne zamanı yok artık,
Düşünecek vakit de!
Sen okula başladığında,
Ben savaşta olacağım.
Kitap defter göremeden,
Kuş nedir, çiçek nedir,
Ninni nedir, sevgi nedir
Bilemeden!
+
Ben Filistinli çocuk;
Bana ağlama,
Gül! Diyorlar...
Oysa bilmezler,
Kalbimdeki yarayı
Bana gül derken.
Gülmek nasıl bir şey?
Unuttum inan!
Yaşlı gözlerimi
Dikmişim yarınlara,
Gülmeyi bekliyorum her an.
+
Ben Filistinli çocuk;
Söyleyin, söyleyin!
Nedir benim günahım?
Ne zaman duyulacak feryadım?
Ne zaman duyulacak âh’ım!
Ne zaman!
Vatanında garip, esir,
Gülmeyi unutmuş…
Gözlerinden boncuk boncuk
+
Yaş değil, kan gelen
Çocuklar da olduğunu
Bilmenizi isterim.
Ey yeryüzü çocukları!
İnsanlık ölmesin diyenler!
Kardeşsek eğer;
Gelin de!
Beraber gülelim,
Beraber oynayalım,
Beraber yaşayalım.
++
Haziran 2002 yılında Diyanet Çocuk Dergisi’nde yayımlandı bu Hayati Otyakmaz şiiri.
AKP O yıl iktidara gelmişti.
O yıl ülkemde doğan çocuklar bugün 23 yaşındalar.
AKP yetkilisinden duydular, varil başına 1 dolar 27 sent kazanan bir ülkede yaşadıklarını duydular. . Gemileri de biliyorlar…
HALEF SELEF DEDİLER/ TELEF Mİ OLDU?
Milli Gazete’mizden okuyorum haberi:
“Ekrem İmamoğlu gözaltında! Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan ilk açıklama geldi’’ başlığıyla, partisinin kongre merkezinde AKP’li eski milletvekillerine yaptığı konuşma ayrıntılarıyla yazılmış.
Muhalefet, sayın Erdoğan’ın dilinde sadece CHP demektir. Onları anlatmaya bir deyim yetmiyor, edebi yazılımlardan kalkmış ikinci deyimden lojistik destek sağlıyor: “Ülkemiz muhalefeti de herkesi kör alemi sersem sandığı için yaptığı hataları daha büyük hatalarla savunmayı, şecaat arz ederken sirkatin söylemeyi siyaset zannediyor.”
Dahası, “Hırsızlık, yolsuzluk, haksızlık, karanlık, karmaşık ilişki” gibi olumsuzluk yüklü ve sıfat olmaya müsait isimlerle tarif ettiği muhalefetin belediye başkanının tutuklanma gerekçelerinin “çoğunun” kaynağı da orasıdır, diyor.
“Bu bilgi ve belgelerin çoğunun kendi partileri tarafından yargıya aktarıldığının farkındalar.”
AKP çeyrek asırdır iktidar koltuğunda. Sayın Erdoğan’a milletvekilliği yolunu açan merhum Baykal’lı CHP’den bugünlere kalan olmadığı, demeç yarışına düşmüş sözcülerden belli iken, her konuşmasında şikayetçi olduğu ve tek onları muhalefet saydığı CHP’nin bugününde Cumhur İttifakı’nın emeği ve yönlendirmesi yok farz edilemez. Bu bir plan dahilinde mi oluyor, yoksa ‘’Spontane’’ tarifinde mi gerçekleşiyor tartışılması gereken konu budur.
“Bu bilgi ve belgelerin çoğunun…”
Sayın Erdoğan adliye kaynaklı bu ayrıntıları partilileri ile paylaşırken, hedefindeki partinin mensuplarını böyle tanımlaması, orada bir güvensizlik ortamı oluşturmak niyeti kadar, bu yanda da istihbarat eksikliğine dikkat çekiyor, diyebilir miyiz?
“Yalanın, dolanın, hilenin, yüze gülüp sırtından hançerlemenin eksik olmadığı muhalefet…”
Gazetemizin 20 Mart 2025 tarihli haberinin içinde sayın Erdoğan tarafından muhalefet bir daha böyle tanımlanırken, son paragrafta, AKP’nin varlık sebebine de vurgu yapılıyor: “Milletimiz bizden kendisi ve evlatlarının geleceği için somut adımlar, kayda değer icraat ve kalıcı eserler bekliyor.”
Çeyrek asır oldu, hala mı bekliyor, sorusunun akıllara düşmemesini son cümlesindeki özete bırakmış sayın Erdoğan:
“23 yılımızın her günü, her anı bu şekilde ülkemize sayısız eser ve hizmet kazandırarak geçti.’
İhtilalcilerin, hemen ertesi günü hükumeti teşkil ederek iktidar olduğu Türkiye’mizde, “İktidar her zaman vardır. Önemli olan muhalefettir” sözünün sahibi merhum Demirel’i ve bir yıllık başbakanlığında, muhalefete hitapları bugün destan gibi tekrar tekrar dinlenen rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı, bu yazımız dolayısıyla bir kere daha yad ederken, son sözü Cumhur İttifakı’nın Milli Eğitim Bakanı’nın korkutma maksatlı haberine bırakıyoruz:
“Tekrar yasaklar gelebilir buyuran Bakan Tekin, bazı siyasi partilerin söylemleri üzerinden ciddi bir riskin varlığına işaret etti. Türkiye, yeniden başörtüsü yasağı gibi karanlık bir döneme sürüklenebilir.”
“Sürüklenmek” AKP iktidarından sonra…
Çeyrek asırda ikna edilememiş muhalefete yol gösterme harekatı mı saymalıyız?
Siz ne dersiniz? Nedir dersiniz?
