Dünyada meydana gelmiş hiçbir deprem bugüne kadar insan gözüyle görülmemiştir. Depremin oluş anını görmenin mümkünü yok. Bilimsel deney ve gözleme dayanmıyor deprem hakkındaki veriler. Tamamen olasılıkla elde edilen verilerin işlenmesiyle depremlerin tarifi yapılıyor. Yeryüzünden diyelim yirmi kilometre derinlikte meydana gelen ‘olay’ın ne olduğu halen insanoğlu tarafından bizzat görülmemiştir. Deprem hakkındaki bilimsel veriler, bu konuda çalışan bazı bilim adamlarının ortaya koyduğu verilerdir. Söz konusu bilim adamları da depremi olduğu anda gözlemleyip veri elde etmiş değil, yeryüzü şekillerinin olmuş ya da olası oluşumları hakkındaki tahmini bilgilerden çeşitli deneyler yaparak daha çok ‘olan olay’ın yeryüzüne etkisi ve ölçümü konusunda bazı veriler ortaya koymuşlardır. Deprem konusundaki temel veriler en az yüz yıl öncesinin verileridir. Deprem şiddetini ölçmede halen Richter ölçeği kullanılıyor örneğin. Olan olayın nasıl olduğu değil etkisini gösteriyor. Deprem, olurken görülmüş değil sadece etkisi hakkında bilimsel veri var. Depremi olduğu anda olduğu yerde yani diyelim on kilometre yerin altında bizzat görme imkânı bulunamaz mı bilim adamları tarafından? Eğer böyle bir buluş gerçekleşse depremi engelleme teknolojisi de geliştirilebilir. Depremin meydana gelmesi engellenebilir. Bu mümkün mü? Belki de gelecekte mümkün olabilir. İhtimal vermesek de. Oysa insanoğlu kilometrelerce yukarıya uzaya çıkabiliyor. Deprem konusunda çalışan bilim adamları depremin etkisiyle nasıl bir yıkım olacağı konusunda değil de depremin hiç olmaması nasıl sağlanabilir konusunda çalışması insanlık için daha değerli olabilir. Depremle milyonlarca insan ölürken insanoğlu tarafından yapılan milyonlarca yapı yıkılıyor. Deprem hasarını ortadan kaldırmaya harcanan paralar depremin oluş anını tam tespit edip engellemeye harcansa hem insanlar ölmez hem de çok çeşitli maddi manevi hasar meydana gelmez. Bu asırda halen depremin oluş anı bilinmiyor. Bilime tapanların tanrılarıyla hava atmasına gerek yok.

Yirminci yüzyılın son yarısını ve yaşadığımız 21. yüzyılın medeniyetini elektrik oluşturuyor. Temeli basitçe potansiyel enerjinin kinetik enerjiye çevrilip oluşan akımın bakır tele (iletkene) uygulanması yani. Elektriği çeksek medeniyet çökecek. Şalteri indirsek ortada ne medeniyet kalacak ne ilerleme kalacak. Medeniyet dediğin bir düğmeden ibaret. Fişi çektiğinde ortada bir şey kalmaz. Elektrik düğmesini kapattığında günümüz medeniyetini kapatıyorsun. Elektrik olmasa makineler çalışmaz, bilgisayarlar çalışmaz, telefonlar çalışmaz, internet çalışmaz, yapay zekâ çalışmaz, evler aydınlanmaz, sokak ve caddeler aydınlanmaz. Günümüze teknoloji çağı, bilişim çağı deniyor, elektrik şalterini indir çağ kapanır. Elektriği kapat savaşlar biter. İnsan hayatı için ne lazımsa her şey elektrikle çalışıyor. İnsan hayatını ortadan kaldırmak için ne silahlar üretiliyorsa yani teknolojik silahlar elektrikle çalışıyor. Devletler elektrikle çalışıyor. İnternet elektrikle çalışıyor. Devletler neredeyse tamamen internete geçmiş durumda. Elektriği kapat devlet ortadan kalkar. Kısacası elektriği ortadan kaldırdığımızda günümüz medeniyeti tamamen ortadan kalkar. Peki, buna medeniyet denilebilir mi? Her şeyin bir şeye bağlandığı bir dünya ve yaşam anlayışına medeniyet denilebilir mi? Nerede insanın özgürlüğü? Geçtiğimiz günlerde İspanya başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde elektrik kesildi hayat durdu yani Avrupa medeniyeti çöktü. Avrupa medeniyetini milletimize hedef gösterenler altı üstü elektriği hedef gösteriyor. Başka bir numarası yok bu medeniyetin. Depremle elektriğin ne alakası var? Avrupa/Batı ileri medeniyet ya altı üstü elektrik medeniyetidir. Az bir şey mi, değil elbette. Peki, bunca bilimsel buluşlar neden depremi halen bizzat insanoğluna gösteremiyor. Daha da önemlisi neden halen deprem oluyor neden depremin olmasına çare bulunamıyor? Buyursun ayağı deniz suyuna değdi-değmedi seviyesinde tartışanlar bulsun çaresini bulabiliyorlarsa!

Bir kapatmalık canı var medeniyetin!