Bağlılık, vefa, hatır bilirlik, hasret gibi nedenlerle olabileceği gibi bunların tam aksi nedenler ile de bir olay, durum veya kişiler anılabilir. Elbette Mehmet Akif Ersoy veya Mehmet Akif İnan, Erdem Bayazıt, Alaeddin Özdenören, Ramazan Dikmen, Cahit Sıtkı, Sait Faik gibi sanatçıların anılmasında sadece yukarıda belirtilen nedenler ile sınırlı kalınamaz. Düşüncesinin, sanatının beğenilmesi veya eleştirilmesi bir anmadır, ama anmanın da farklı niteliklere büründürülmesi mümkündür. Gerçekten bazı kişi, olay, olgu ve durumların anılmasında yeni arayışlar, duyuşlar, tespitler, yorumlar ve değerlendirmeler gereklidir, kimi zaman kaçınılmazdır, bazen de zorunluluk arz edebilir.
***
İşte Necip Fazıl Kısakürek gibi şiirinden tiyatrosuna, hikâyesinden romanına kadar sanat alanında özgünlüğüyle dikkat çekmiş bir sanatçı kimliğine düşünce, siyaset, dünya görüşü ve bu uğurda ve bu doğrultuda mücadeleye girişmiş bir eylem adamını anmak, kuşkusuz çok boyutlu bir nitelik gösterir. Nitekim Server Vakfı Üstad Necip Fazıl Kısakürek’i, dünyamızdan ayrılışının 35. yılını hem bağlılığı, vefayı işaret etmek üzere “anma”, hem de geçen bu süre içinde neler olup bittiğini belirlemek maksadıyla “anlama” şeklinde düşünmüştür. Bunu somut gerçekliğe dönüştürme babında Ankara’da 26 Mayıs 2018 Cumartesi günü Vakıflar Genel Müdürlüğü Konferans Salonu’nda bir panel ile ortaya koymuştur.
***
Panel; Server Vakfı’nın tanıtımından sonra Necip Fazıl’ın hayatını kısaca hatırlatan bir slayt gösterisiyle başladı. Tek oturum olarak yapılan panelde oturum başkanlığını Av. Mehmet Ali Bulut üstlendi. Konuşmacılar şunlardı: Anadolu Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Gökhan Tunç, TOBB Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Necmettin Türinay, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Osman Sarı ve ben.
***
Necip Fazıl’ın “poetikası ve şiirleri” konusunda Gökhan Tunç dikkate değer birkaç tespitte bulundu. Bunların ilki Necip Fazıl şiirinin görünüşte ve dil bakımından hemen kolayca bir ifadeye sahip nitelik göstermesidir. Yani “sehl-i mümteni” nitelikte kurulmasıdır. Oysa bu Necip Fazıl şiirinin bir niteliği olarak görünürken, onun gerisinde yoğun bir edebi ve estetik çabanın bulunduğu hatırlanmalıdır. Bunu Necip Fazıl’ın şiirini oluşturma sürecinden çıkartabiliriz. Bir diğer, en azından benim açımdan, önemli tespiti Tunç’un şudur: Modern Türk şiiri iki koldan gelişmiştir: Biri, M. Akif, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç, diğeri Yahya Kemal, Asaf Halet, Hilmi Yavuz. Gökhan Tunç hocanın bu yaklaşımı tartışmaya değer görülmelidir. Acaba Nazım Hikmet şiirini M. Akif damarına bağlamak mı gerektirecek bu durum? Doğrusu öteden beri benim kanaatim Nazım Hikmet şiirinin M. Akif şiirinin bir tür izleğinde olduğu yönündeydi. Kuşkusuz edebiyat tarihçilerinin yanında eleştirmenlerin ilgi alanında olması gereken bir sorundur bu aynı zamanda.
***
Necip Fazıl’ın eserlerinde “insani değerler” sorununa örnek hatırlatmalar bağlamında yaklaştı Osman Sarı. Sayın Türinay “Çöle İnen Nur”daki üslubun aslında uzun bir süredir, özellikle günümüzde “din dili” alanındaki olumsuz değişimi işaret eder ve vurgular nitelikte olduğu üzerinde durdu ki, gerçekten, yine Türinay’ın deyişiyle “pozitivist” bir din anlayışının din adamlarımızda belirgin halde bulunduğudur. Gerek Sarı’nın, gerekse Türinay’ın değindiği konular ya da sorunlar Necip Fazıl’ın düşüncelerinin, görüşlerinin, anlayış ve yaklaşımlarının daha kapsamlı anlaşılmasına yol açacak niteliktedir.
Fakat öncelikle de Necip Fazıl’ın “Büyük Doğu” kavramının yeni veriler, yaklaşımlar, değerlendirmeler bağlamında irdelenmesi, açıklanması gerekmektedir. Bunun için paneldeki konuşmamda “Büyük Doğu” kavramına bir bakıma dikkat çekmek istedim.
***
Uzun bir süredir Ankara’ya gitmediğimiz için, yıllardır görmediğim dostlar ile bir Ankara iftarında bizi buluşturan Server Vakfı yöneticileri Mustafa Nedim Yamalı ve Mehmet Tezel ile özellikle dost M. Ali Bulut’a teşekkür etmek istiyorum. Arif Ay’ı, Mehmet Atilla Maraş’ı, Necmettin Türinay’ı, Hayri Maraşlıoğlu’nu, M. Ragıp Karcı’yı, Mehmet Kahraman’ı, M. Fatih Arıkan’ı, Şükrü Karatepe’yi bu vesileyle görme imkânını buldum. Ayrıca Edebiyat Ortamı’nın oluşmasında hasbi çabalarına değer biçilemez olan Halil İlteriş Kutlu, Erdem Dönmez gibi dostlarla tanışmak da böylece gerçekleşti. Ama bir acı haberi almak da varmış: Kamil Aydoğan’ın ölümü. Ailesine, özellikle Hanımefendiye ve sevgili Mustafa’ya baş sağlığı diliyorum. Kamil ile Edebiyat Ortamı’nın yeni sayısı ve Öykü Yıllığı bir başka yazı konusu olmayı hak ediyor.