BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah a (C.C.) hamd
ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa ya (S.A.V.), âline
ve sahabelerine olsun.
Tarih: 29 Ekim 2004. Yer: Roma. Avrupa Birliği nin (AB)
ilk anayasası, 25 üye ülkenin liderlerinin katıldığı bir törenle İtalya nın
başkenti Roma da imzalandı. Türkiye yi temsilen Roma ya giden Başbakan R.
Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, nihai senede imza attılar.
İmza işlemi, Papa X. Innocenzo nun heykeli altına yerleştirilen bir masada
gerçekleştirildi. Papa X. Innocenzo nun en önemli özelliği katı bir İslam düşmanı
olmasıdır. Ev sahibi İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, törende yaptığı
konuşmada, 29 Ekim 2004 ün Avrupa Birliği için tarihi bir gün olduğunu
belirtiyor ve ekliyordu: Avrupa yı kuranların ütopyası, harika bir gerçeğe
dönüştü AB anayasası, imza koyan ülkelerin de anayasası olacaktı. İmzalanan
bu anayasa Avrupa Cumhuriyeti Anayasası olarak ilan edilmiştir.2004 yılında
imzalanan AB anayasasını doğru bir şekilde ele alıp okumadan Ülkemizde yaşanan
anayasa tartışmalarının gerçek mahiyetini anlamak mümkün olmaz. Bu anayasa bazı
AB ülkelerinin olumsuz tavırları yüzünden revize edilmiş ve yeni metin,
Lizbon da 13 Aralık 2007 tarihinde AB Zirvesinde Devlet ve Hükümet Başkanları
tarafından imzalanmıştır. Lizbon Antlaşması, 27 üye ülkede onay sürecinin tamamlanmasının
ardından 1 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Antlaşmaların giriş
bölümünde, Avrupa nın, insanoğlunun masun ve devredilemez hakları olan
özgürlük, demokrasi, eşitlik ve hukukun üstünlüğünün evrensel değerlerini
geliştiren kültürel, dini ve insancıl mirasından İLHAM ALARAK denilerek bu
antlaşma metinlerinin ilham kaynağının AB nin kültürel, dini ve insancıl
mirasının olduğu vurgulanmaktadır. AB nin kültürel, dini ve insancıl mirası
nedir AB, üç inanışın koalisyonundan oluşan bir anlayış üzerine bina
edilmiştir. Bu inanışlar; 1-Üçlü ilah inanışına sahip Hıristiyanlık, 2-Üstün
ırk inanışına dayanan Siyonizm, 3-İnkârcı felsefeden beslenen Ateizm
inanışlarıdır. AB müktesebatı denilen şey, bu üç inanıştan oluşan karanlık ve
zalim bir mirastır. Müslüman Türkiye, hiçbir meselesini AB nin şirke, ırkçılığa
ve inkârcılığa dayanan kıstaslarını referans alarak çözemez. Kur an bize bu
gerçeği şöyle bildiriyor. ANKEBUT 12: Kâfirler, iman edenlere: Bizim yolumuza
uyun, sizin günahlarınızı biz yüklenelim, derler. Hâlbuki onların hiçbir
günahını yüklenecek değillerdir. Gerçekte onlar, kesinlikle yalan
söylemektedirler. Batılılar bize şer ve batıldan başka bir şey teklif
etmezler. Batılıların bu teklifi karşısında takınılacak tavır ise şudur. BAKARA
135: (Yahudiler ve Hıristiyanlar, Müslümanlara:) Yahudi ya da Hıristiyan olun
ki, doğru yolu bulasınız, dediler. De ki: Hayır! Biz, hanif olan İbrahim in
dinine uyarız. O, müşriklerden değildi. Burada Müslüman dan istenen şey
İslam ca İbrahim i ve Muhammed i bir duruştur.
ANAYASA YAPIMINDA
İŞBİRLİKÇİ EĞİLİM
Türkiye de yaklaşık on beş yıldır yeni anayasa yapılmaya
çalışılıyor, komisyonlar kuruluyor, uzun çalışma süreçlerine rağmen yeni
anayasa bir türlü yapılamıyor. Yapılmak isteniyor damı, yapılamıyor Bizim
kanaatimize göre yapılmak istenmediğinden yapılamıyor. Çünkü AK Parti bu süreci
devamlı sıcak tutularak seçim kazanıyor. Ak Parti bu süreci bitirse ne ile
seçim kazanacak. Başka bir sebep de AK Parti yapacağı yeni anayasayı AB
kıstaslarına uygun yapmak istiyor. AB henüz kendi anayasa sürecini
tamamlamadığı için AK Parti süreci uzatıyor. Ak Parti anayasa üzerinden yeni
gerilimler üreterek toplumu daha fazla kutuplaştırıp ayrıştırıyor ve
kutuplaşmadan yeni gelecekler inşa etmeye çalışıyor. Yeni gerilimin fitilini
TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Laiklik yeni anayasada yer almamalıdır. Yeni
anayasa dindar bir anayasa olmalıdır sözleriyle çekmiştir. Bu mesele anayasa
laik mi olsun, dindar mı olsun meselesi değildir. Statükoyu koruyan baskıcı
yeni bir anayasa yapma arzusunun bir yansımasıdır. Özgürlükçü Bir Anayasa
yapacağız demekle yapılan anayasa özgürlükçü olmuyor. Anayasa yapım sürecinde
kabul edilecek hak anlayışı belirleyici olacaktır. Yeni anayasa yapım sürecinde
Batının Kuvveti Üstün Tutan Hak Anlayışı esas alınmaya devam edilecekse bu
anayasa Özgürlükçü Bir Anayasa olmaz. Çünkü Batı nın özgürlük algısının
özünde Üstün Irk İnanışı bulunmaktadır. Batı özgürlüğü üstün insanın
haklarını, diğer insan toplulukları karşısında korumak olarak görmektedir. Bu
anayasalarda, diğer insanlar için öngörülen haklar Kölelik hakları bağlamında
ele alınmaktadır. Türkiye de yürürlükte bulunan anayasa bu sakat anlayışa
dayandığı için insanımıza saadet sunmamakta ve yeniden yapılmak istenen anayasa
da bu anlayışa göre yapılacağından insanımıza saadet içinde inandığı gibi
yaşama imkânı sunmayacaktır. Sıkıntı tercih edilen yanlış zihniyettedir.
YENİ ANAYASA
Yeni anayasa Batının Yanlış Ve Zalim Kuvveti Üstün Tutan
Hak Anlayışına göre değil, milletimizin mensubu bulunduğu Milli Görüşün temsil
ettiği Hakkın Hak Anlayışı esas alınarak yapılmalıdır. Doğru hak anlayışına
göre yapılacak Adil Bir Anayasa ile insanların, bütün insanlığın hakları
güvence altına alınabilir. Bu anayasa Adil Bir Anayasa olarak insanımıza ve bütün
insanlığa saadet getirebilir. Milli Görüş ün benimsediği hakkın hak
anlayışına göre hak 4 şeyden doğar; 1-Doğuştan insanlara verilen haklar, temel
insan hakları. Bunlar; a. Yaşama hakkı, b. Mülkiyet hakkı, c. İnanç hürriyeti (4 unsuru ile birlikte: ifade
hürriyeti, öğrenim hürriyeti, örgütlenme hürriyeti, inandığı gibi yaşayabilme
ve ibadet hürriyeti) d. Neslin muhafazası hakkı, e. Aklın muhafazası hakkı, f. Ve diğer
bilinen temel insan hakları hürriyetleri (seyahat, iş tutabilme, meslek
seçebilme) fıtri haklardır. 2-Emek. 3-Rıza ile yapılan anlaşma ve mukaveleler.
3-Adalet gereği doğan haklar. Yeni anayasa, bu hak anlayışına göre hazırlanırsa
toplum saadet bulur. Bu hak anlayışına dayanmayan yeni anayasa çalışmaları
aldanma ve aldatmadan ibarettir. Selam hidayete tabi olanlara