Kilis e fırlatılan füzelerle Türkiye, Suriye deki savaşın
aktif tarafı haline getirilmeye çalışılmaktadır. Türkiye, bir yandan büyük endişelere neden olan Suriye deki son
gelişmeler ve Kilis te cereyan eden olaylarda İŞİD i sorumlu tutarken, diğer
yandan Rusya nın da, Ortadoğu daki güç merkezi kabul edilen Lazkiye ve
Tartus taki faaliyetleri ve Türkiye nin güvenliğini tehlikeye sokacak adımları
dolaylı yollardan desteklemesi dikkat çekicidir.
ABD ise, ek 250 kişilik kuvvet takviyesi ile Kuzey
Irak taki PYD ve ÖSO ya yönelik desteklerini artırma yoluna gitmektedir. Bu
arada, Türkiye ile Ürdün de konuşlandırılacak uzun menzilli HIMAR füze sistemi
ile Suriye de karasal savaş veren mahallî güçlerin desteklenmesi
amaçlanmaktadır. Kilis ve Karkamış a yönelik saldırıların artması ve
Türkiye nin bu mevzileri Fırtına obüsleri ile dövmesine rağmen saldırıların
çoğalarak devam etmesi bazı soru işaretlerini beraberinde getirmektedir.
ABD, bölgede M 142 Yüksek Mobilite Topçu Roket Sistemi
(High Mobility Artillery Rocket System) HIMAR ı Türkiye nin Suriye sınırına
konuşlandırabilmek için Kilis e yönelik saldırıların ivmelendiği bir ortamda en
uygun zemini sağlanmış durumdadır. Burada dikkat çeken gerçek, Türkiye nin
sınır güvenliğinin sağlanmasından çok, İŞİD e karşı karasal mücadele verecek
yerel unsurların güvenliğinin sağlanması söz konusudur.
ABD, Rakka-Musul hattı boyunca İŞİD in kontrol altında
tuttuğu bölgede on milyon nüfusun yaşamakta olduğu dikkate alındığında dünya
çapında güçlerin bu savaşı uzun bir zaman dilimine yayarak bölgenin daha da
çökmesine neden olacakları su götürmez bir gerçektir. Bu amaçla, adım adım
kaosa sürüklenmekte olan Ortadoğu da, Türkiye nin daha fazla risk üstlenmesi ve
Suriye-Irak düzleminde daha aktif rol alarak müdahil güç olması
arzulanmaktadır.
İŞİD e yönelik uluslar arası koalisyonun en yetkili
isimlerinden ABD Başkanlığı Özel Elçisi Brett McGurk un bir felaket
tellallığını çağrıştıran yaklaşımla, İŞİD ile savaşın beş yıldan fazla
sürmesinin beklendiği ifadesi dikkat çekicidir. İşte bu süre zarfında,
Türkiye yi zor bir sürecin beklemekte olduğu gerçeği ortadadır.
Türkiye fiili olarak Ortadoğu felaketinin içerisine
sürüklenmiş olup, ABD nin dost ve müttefiki Türkiye tekerlemesi ile şimdiye
kadar Batı nın ve NATO nun ileri karakolu görevini üstlenmişken, bundan böyle,
Batı nın uluslar arası koalisyon bağlamında Ortadoğu daki karakolu yapılmaya
çalışılmaktadır.
İşte bu aşamada Türkiye, bölgenin istikrarı bakımından
büyük önem taşıyan komşu ülkelerle dostluk içerisinde bir arada yaşayabilme
kültürünün ortaya çıkması için Ortadoğu politikasını daha sağlam ve kalıcı bir
zemine oturtması daha faydalı olur kanaatindeyiz.
Türkiye, Suriye ve Irak taki mevcut kaotik ortamdan çıkış
için bölge ülkeleriyle daha fazla dayanışma içerisinde olması gelecekteki
istikrar ve iyi komşuluk ilişkileri açısından kaçınılmaz olsa gerek. Bu
nedenle, 1957-1958 yılları arasında Türkiye ile Suriye yi savaşın eşiğine
getiren krizin çok iyi irdelenmesi gerekir düşüncesindeyiz.
1950 li yıllarda Truman Doktrini ile bölgeye giren ABD,
sadece askeri yardımlarla yetinmekte ve doğrudan askeri faaliyetlerin içerisine
girmekten kaçınmaktaydı. Eisenhower Doktrini ile ise, İngiltere ve Fransa nın
bu bölgedeki boşluğunu askeri güç ile doldurmaya çalıştı. İşte bu aşamada,
Türkiye ile Suriye bir savaşın eşiğine gelmiş idi.
ABD, benzer politikalarla Türkiye yi yeniden bölge
ülkeleriyle karşı karşıya getirmeye yönelik belirsizliğin içerisinde
sürüklemeye çalışmaktadır. Terör örgütlerinin uyuyan hücrelerinin yeniden
faaliyete geçmesi ve Türkiye nin istikrarına yönelik şiddet ve bombalama
olaylarının artması bunun en somut göstergeleri olsa gerek.
Türkiye, Ortadoğu konjonktüründe yaşanmakta olan
sarsıntılı ve çalkantılı durumdan en çok etkilenen ülkelerin başında yer
almaktadır. Bu durumun, Türkiye nin istikrarına yönelik eylemlerle daha farklı
bir mecraya doğru yol almakta olması şüphesiz geleceğe yönelik kuşkuları da
beraberinde taşımaya neden olmaktadır.