Allah Resulü’nün (s.a.v) vefatından 7 yıl sonra, Hz. Ömer’in (r.a) halifeliği döneminde devam eden fetihler İslâmiyet güneşinin Anadolu’muzu da aydınlatmasını sağladı. İlk olarak Diyarbakır fethedildi. Sonra Mardin, Urfa, Erzurum… gibi şehirler! Bugünkü 10 kadar şehrimizin bulunduğu yerler İslâm hâkimiyetine girdi. İslâm’ın bütün Anadolu’yu aydınlatması Malazgirt Meydan Zaferi’nden sonra gerçekleşti.

Önceki fetihler Malazgirt zaferini hazırladı. Malazgirt zaferi İstanbul’un Fethi’nin de habercisi oldu. Müslümanların Avrupa içlerine açılmasının önünü açtı. Bu yüzden Malazgirt Zaferi’nin hem İslâm Tarihi, hem de dünya tarihi bakımından önemi büyüktür.

Malazgirt öncesi, Bizans İmparatoru Romanos 4. Diogenus idi. Mağrur, kendini beğenmiş ve Müslümanları küçük gören bir hükümdardı. Selçuklular bu mağrur hükümdara gözdağı verebilmek için sık sık akınlar düzenlerdi. Bizans, Sakarya boylarından Denizli’ye kadar uzanan şeritteki akınları bir türlü önleyemedi. Balkanların da Peçenek saldırılarına sahne olması Bizans İmparatoru’nu endişelendirdi. Anadolu’ya yapılan akınları durdurmak istedi. Bu amaçla düzenlediği 1068-1069’daki Anadolu-Suriye seferinden de bir sonuç alamadı.

Diogenus, 1070’te büyük bir ordu hazırlığına girişti. Rum, Slav, Gürcü, Ermeni, Frenk, Norman, Peçenek, Uz gibi farklı milletlerden topladığı askerlerle Bizans tarihinin 240 bin kişilik en büyük ordusunu oluşturdu. Selçuklu sultanı Alp Arslan’a bir elçi gönderdi. Malazgirt, Ahlat ve Erciş’in Bizans’a verilmesini istedi. Mısır seferinde bulunan Alp Arslan işin ciddiyetini anladı, seferden vazgeçerek Malazgirt’e yöneldi.

Niyetim halistir yarabbi! 

Alp Arslan yola çıkınca Diogenus’in büyük bir orduyla Erzurum’a hareket ettiğini öğrendi. Malazgirt için hazırlıklara girişti. Selçuklu ordusu Bizans ordusunun 6’da biri kadar ve 40 bin kişi civarında idi.

Alp Arslan Bizans İmparatoru’na bir elçi göndererek onu barışa davet etti. Mağrur Diogenus barışı reddetmekle kalmadı, bir de elçiyle alay etti: “Bu yıl biz Isfahan’da, hayvanlarımız Hemedan’da kışlayacak.” Elçi dayanamadı: “Hayvanlarınız orada kışlar ama sizin nerede kışlayacağınızı bilmem!” 

Bizans ordusu farklı milletlerden oluştuğu için birbirine güvenemiyordu. Hedef birliği de yoktu. Fakat Selçuklu ordusu tek hedefe kilitlenmişti. Alimler ve halk, “baş başa bağlı, baş Allah’a bağlı… kuralı gereği Alp Arslan’a bağlılıklarını bildirdiler. 26 Ağustos 1071 Cuma günü bütün camilerde Alp Arslan ve ordusu için dualar edildi: “Yarabbi! Alp Arslan ve ordusuna senden istedikleri yardımı esirgeme!”

Toplu olarak Cuma namazı kılındı. Alp Arslan secdeye kapanarak şöyle dua etti: “Yarabbi! Seni kendime vekil yapıyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyorum ve senin uğrunda cihada çıkıyorum. Niyetim hâlistir, bana yardım et! Sözlerimde hilâf varsa beni kahret!”

Alp Arslan sonra ordusuna hitap etti: “Burada Allah’tan başka sultan yoktur. Emir ve karar tamamıyla O’nun elindedir. Benimle birlikte savaşıp savaşmamakta serbestsiniz.”

Asker de Emir’ine bağlılığını bildirdi. Tek tek helâlleştiler. Alp Arslan beyaz elbisesini giydi ve atına binerek son sözlerini söyledi: “-Ey askerlerim! Eğer şehit olursam, bu beyaz elbise kefenim olsun. Melikşah’ı yerime tahta çıkarınız ve ona bağlı kalınız!”

Allah İyilerin Yardımcısı

Öğle sonrası iki ordu savaş düzeni aldı. Alp Arslan askerî dehasını ortaya koydu. Hilâl plânı uyguladı. Ordusunu 4 gruba ayırdı. Ön tarafı kuvvetlendirdi. Yandakileri, tepelerin arkasındaki pusuya yatırdı. 3. grubu düşmanın arkasını tutmakla görevlendirdi. İyi yetişmiş okçular yerleştirdi. Düşmanın geleceği taraf boş bırakıldığı için tam bir hilâl şekli oluştu.

Bizans ordusu yaklaşırken ana bölümde bulunanlar, düşmanı çember içine alabilmek için geri çekilme hareketi yaptılar. Bizans ordusu tamamen çember içine girince, geri çekilenler tekrar yerlerini aldılar. Bizans ordusunun giriş yerini de tuttular. Tepenin arkasındaki askerler yerlerinden çıkınca Bizans ordusu neye uğradığını şaşırdı. Uz ve Peçenekler Bizans ordusunu terk ederek Selçukluların safına geçtiler. Çember içine alınan Bizans ordusu tümden imha edildi. Kaçmak isteyenlere de okçular aman vermedi. Akşam olduğunda savaş bitmiş, Romanos Diogenus esir edilmişti. Bizans’ın elindeki birçok ganimet Selçukluların eline geçti.

Sultan Alp Arslan Diogenus’e, barışı reddetmekle büyük hata yaptığını anlattı. Onu teselli etti ve sordu: “Sana nasıl muamele edeceğimi sanıyorsun ” Diogenus şöyle dedi: “Beni zincire vurup İslâm ülkelerini dolaştırırsın. Affedilmem ihtimalini düşünemiyorum.” Alp Arslan cevap verdi. “Ben, muzaffer olursam sana iyi muamele yapma konusunda Allah’a söz verdim. Serbestsin, ülkene dönebilirsin!”

Diogenos’i misafir etti. Sonra 200 kişilik muhafız kıtasıyla ülkesine gönderdi.

Diogenus yenilgiyi hazmedememişti. Giderken şöyle dedi: “Şimdi gidiyorum. Ama hazırlık yapıp gelecek sene tekrar döneceğim.” Alp Arslan gülümsedi: “Git, git ve yine gel ki, bir kere daha zafer kazanma zevkini tadabileyim.”

Malazgirt Zaferi Bizans için bir yıkım oldu. Diogenus’i tahtından etti. Diogenus, Alp Arslan’a güvenerek tahtını geri alma mücadelesine girişmişse de başarılı olamadı. Yakalanarak öldürüldü.

Malazgirt Zaferi İslâm dünyasını sevince boğdu. Alp Arslan, halife ve hükümdarlara fetihnâmeler gönderdi. İlk defa Bizans İmparatoru’nun esareti ile sonuçlanan bir zafer kutlandı.

Bundan sonra, İslâm tüm Anadolu’ya yayılmaya başladı. Cami, medrese, türbe, tekke, hastane, köprü gibi yapılarla Anadolu, hem İslâm dünyasının önemli bir merkezi, hem de İslâm’ın muhkem bir kalesi haline geldi.

Atalarımızın tarihe şan veren zaferlerini yeni nesillere anlatmak zorundayız. Bu durum, gençlerimizin ulvî amaçlar istikametinde koşmasını sağlayacaktır.