Bu köşede, bir Türk asıllı Alman vatandaşı olarak, Avrupa’da yaşayan toplumumuzun güncel meselelerini, Türkiye-Avrupa ilişkilerinin seyrini ve siyasetin her iki yakasındaki gelişmeleri gurbetçinin gözünden değerlendireceğim. Amacım, Avrupa’daki Türklerin sesine tercüman olmak; hem içinde yaşadığımız ülkelerdeki siyasi atmosferi hem de anavatandaki gelişmeleri gurbet penceresinden samimi bir dille sizlere aktarmak.

ALMANYA’DA HER ÜÇ KİŞİDEN BİRİ İŞE GİDİYOR, AMA RUHU ORADA DEĞİL!

İnsan sadece bedeniyle var olmaz. Gönlü, ruhu, inancı yoksa; orada sadece bir siluet dolaşır. Almanya’da yapılan son araştırmalar, tam da bu duruma işaret ediyor:

İşine giden ama işine inanmayan insanlar çoğalıyor.

Bild gazetesinde yayımlanan güncel “Work Happiness Report” (İş Mutluluğu Raporu), Almanya’da çalışan her üç kişiden birinin artık işine yalnızca fiziksel olarak katıldığını, ama ruhen orada olmadığını ortaya koyuyor. Yani işe gidiyor, görevini yapıyor gibi görünüyor ama kalbiyle, kafasıyla, duygularıyla çoktan o işi bırakmış.

Araştırmaya göre bu sessiz istifanın en temel sebebi düşük maaş değil. Asıl sorun kötü yöneticilik, değersizlik hissi ve tükenmişlik. Katılımcıların %59’u hâlâ görevini yerine getirdiğini söylüyor ama artık içinde bir istek, bir heyecan, bir anlam kalmadığını da açıkça ifade ediyor. Yüzde 7’si ise sadece “formaliteden” işte olduğunu söylüyor.

Bu kopuş sadece ekonomik değil, aynı zamanda insani ve toplumsal bir kriz. Çünkü insan, yaptığı işi anlamlı bulmadığında sadece iş verimliliğini değil, yaşama sevincini de kaybediyor. Ve bu kaybın topluma maliyeti çok daha büyük oluyor.

Araştırmanın başka bir çarpıcı noktası da şu: Almanya’da iş yerinde en mutsuz hissedenler sağlık sektöründe çalışıyor. Bu çok tehlikeli bir durum. Çünkü en fazla motivasyon ve moral gerektiren mesleklerde, çalışanların ruhen tükenmiş olması, toplum sağlığını da tehdit ediyor.

Aynı dönemde Bertelsmann Vakfı’nın yaptığı başka bir araştırma, gençlerin siyasete olan güvenini de sorguluyor. 16 ila 30 yaş arasındaki gençlerin %10’u kendini çok yalnız hissettiğini belirtiyor. Bu gençlerin %76’sı, siyasetin onların dertlerini anlamadığını düşünüyor. Yalnızlık duygusu arttıkça, umutsuzluk ve kopuş da artıyor.

Peki, çözüm ne?

Bild gazetesinin aktardığı araştırmaya göre, iş yerinde mutluluğun anahtarı maaşlarda değil, insanın kalbine dokunmakta yatıyor. Çalışanların kendini işine ait hissetmesi için altı temel unsur öne çıkıyor:
• İyi bir yönetici: Sadece emir veren değil, dinleyen, anlayan, yol gösteren bir lider.
• Anlamlı bir görev: Kişinin yaptığı işi “boşuna” değil, değerli ve faydalı hissetmesi.
• Kendini gerçekleştirme imkânı: İnsan gelişebilmeli, yeteneklerini kullanabilmeli, kendini işe katabilmeli.
• Topluluk hissi: “Bu yükü yalnız taşımıyorum” diyebilmeli. Dayanışma, aidiyet ve birlikte başarma duygusu.
• Esneklik: Hayatın sadece işten ibaret olmadığını anlayan bir düzen. Nefes alan, insanı boğmayan bir sistem.
• Değer uyumu: Kişinin kendi inançları, değerleri ile çalıştığı yerin ilkeleri çelişmemeli. İnsan, inandığı yerin bir parçası olmalı.

İnsan değer gördüğünde çalışmaktan yorulmaz.
İnsan kıymet bildiğinde daha fazlasını vermek ister.
İnsan yalnız hissetmediğinde büyür, gelişir, üretir.
İşte çözüm bu kadar insani, bu kadar yalın:
İnsana insan gibi davranmak.

Çünkü insanın gönlü gidince, bedeni de fazla durmaz.
Ruhen yorgun, amaçsız, değersiz hisseden bir toplum; sessizce kendini tüketir.
Ve bu sessiz çöküşü önlemenin yolu, sadece politikalarla değil, vicdanla olur.