Alman Cumhurbaşkanı nın, büyük savaşın yüzüncü

yıldönümünde gelip Türkiye topraklarında Türkiye aleyhine konuşması, doğrusu

ilginçti.

Hadi başka zaman neyse de, üstelik 2014 te.

İmparatorluğa idam hükmü verildiği, cihan savaşına

girişin yıldönümünde.

İttihat ve Terakki paşalarının Alman hayranlığının

başımıza ne işler açtığını aslında bilmez değil Joachim Gauck.

1914 Ağustos unda İngiliz donanmasından kaçan iki Alman

gemisi, şefkatinde sınırsız olan Osmanlı ya sığınmıştı.

Sığınmakla kalsa iyi, Gauck un dedeleri.

Bu gemilere bayrağımızın takılması, savaşa girmemizin

nedeni olup çıkmıştı.

Şefkatte nerde duracağını bilmeyen Osmanlı merhameti,

gemilere Yavuz ve Midilli isimlerini vermişti.

Sadece isimleri Osmanlı idi, gemi personeli Alman dı.

Gauck un denizci dedeleri rahat durmuyorlar gidip

Rusya yı bombalıyorlardı.

Nasıl olsa Osmanlı bayrağını çekmişlerdi, kendileri

güvende idi.

Bedavadan bir milletin canına okuyacaklardı.

Almanya sonunda Türkiye yi savaşa bulaştıracaktı.

1914 güzü elemle başlamış, İtilaf Devletleri Osmanlı ya

savaş ilan etmişti.

Osmanlı sadece birkaç gün beklemişti, karşı tarafa savaş

ilanı için.

Memleket kan ağlıyordu.

Bizim olmayan bir kavgaya sürülmüştük.

Dünyanın en güçlü devletleri ile gırtlak gırtlağa

gelmiştik.

Ne için

İttihatçıların Almanseverliği yüzünden.

Gauck un dedelerinin hatırına biz bu savaşta beynimizi,

yüreğimizi kaybettik.

Tahsilli gençlerimiz, ilim adamlarımız, Anadolu nun

yoksul halk çocukları elimizden kayıp gitti.

Savaşmadığımız büyük dünya devletlerinden ne İngiliz i,

ne Fransız ı, ne İtalyan ı, ne Rus u, ne de Yunan ı kalmıştı.

Dört bir yanımızdan kuşatılmıştık, akbabalar gibi

başımıza üşüşmüşlerdi.

Süpürge çöpünden ekmek yiyerek savaşan asker, aç açına

şehit oluyordu.

Darlık, yokluk, sefalet milletin yakasını bırakmıyordu.

Ailesinden asker olan hem evlat kaybediyor, hem de fakir

düşüyordu.

Savaştan sıyıranlar, zenginlik içinde yaşıyordu.

Bu yaman çelişkide İttihatçı paşalar Büyükada da kulüpte

havyar yiyip piket oynamakta, gümüş bardaklarla çaylarını yudumlamakta idiler.

Almanlara olan muhabbet gereği, bütün Fransız

mürebbiyeler ülkeden çıkarılmış, Alman frolaynlar buyur edilmişti.

Zengin konaklarında artık Fransız kültürü değil, Alman

değerleri hâkim olabilirdi.

Kim bilir belki de bu yüzden Ermenilere, ittihatçılardan

tehcir gibi bir ceza da yağdı.

Bu savaş arkasında o kadar çok acı bıraktı ki.

1914 1918 arası hâlâ hafızalarda kan dolu.

Çanakkale de gökten ateş, ceset yağdı.

Yanardağlar gibi patlayan gencecik bedenler, bir milletin

yarınları idi.

Bugün Alman Cumhurbaşkanı konuşurken kırk kere düşünmesi

gerek.

Bir memlekette misafirsin.

Alman basınının şimdiye kadar Türkiye ye en sert

eleştirileri yaptı diye yere göğe koyamadığı Gauck; ülkesinde dirilen ırkçılık,

evleri yakılan göçmenler, diri diri yanan Türkler, NSU terör örgütünün

cinayetleri gibi konulara hiç değinmedi. Göçmen Türk çocuklarına yıllarca

uygulanan ayrımcı muamele ile pek çok Türk çocuğun toplumun en geri

seviyesindekilerin kaydolduğu sonderşuleye yönlendirildiği, ya da reallik

çocuğu, biraz daha düşük hapşule de okumaya teşvik ettiği, gimnazyum

seviyesindeki gençleri, o okullara yanaştırmamak için uğraştıkları, hele

üniversite hususunda iyice rahatsız oldukları bir vakıa iken.

İkinci dünya savaşında da Sayın Gauck, pek çok

profesörünüze (kimi Yahudi asıllı) üniversitelerimizde iş vermiş, yine yere

göğe bırakamamış, onları kıymetli yalılarımızda oturtmuştuk.

İnsanlar, bir milletten gördükleri vefaya, şefkate

karşılık olarak o millete verdikleri zararları, dönüp tarihine bakarak

anlaması, düşünmesi gerek.