28 Şubat döneminde İstanbul Müftüsü Muhterem Selahaddin Kaya beyefendi, beni çağırdı ve iki aylık bir zaman içinde bir konuşma hazırlamamı istedi.

Bu zor dönemde nelerin yapılması gerektiğini dokuz konferansla bütün İstanbul’da görev yapan diyanet görevlilerine dinletecekti.

Ben, hazırlığımı yaptım, dokuz salonda istisnasız bütün Müftüler, Vaizler, İmamlar ve Müezzinlerin katılmasını, imza karşılığı salona girmelerini sağladı.

Selahaddin bey, on dakikalık açılış konuşmasında “İçinizde öyle güçlü arkadaşlar var ki, evinin önündeki camiden alınıp evinin arkasındaki camiye tayini yapıldığında, Cumhurbaşkanına ulaşıp bana telefon ettirip yerinde kalmayı sağlıyor.

Bu gücünüzü kullanma zamanı işte şimdi bugünlerdir.” anlamındaki bölümünü dokuz salonda da tekrarladı.

Bu olayı ben, geçen günlerde bir toplulukta anlattığımda siyasilerin konuşmalarını hatırında tutan biri: “Sayın Süleyman Demirel’e ulaşan bir imamımızın isteğini Demirel dinledikten sonra imam dışarı çıkınca yanındakilere: “Allah’la arayı bozanlar, benden yardım istiyorlar” dediğini aktardı.

Sayın Demirel, bu sözü söyledi mi söylemedi mi bilmiyorum ama çok güzel bir söz.

Elindeki demiri ateşe sokup kızardıktan sonra vücudunu o kızgın demirle dağlayan bir adam görsek hemen koşar, o kızgın demiri elinden alır ve kendini dağlamasını engelleriz. Direnirse zora başvurur yine de elinden alırız.

Kudüs’ün fethinden sonra Kudüs’e gelen Hz. Ömer’e papazlardan biri “Senin dünyaya meyletmeyen biri olduğunu duymuştuk” deyince Ömer “Öyle olmaya çalışıyorum” der. Papaz “Öyle ise buralarda ne ararsın ” diye sorar.

Hz. Ömer “Mülk Allah’ındır. Bütün insanlar da Allah’ındır. Allah’ın mülkünde Allah’ın kulları, Allah’ın kurallarına göre hareket etmelidirler. Bir tek hurmanın çekirdeği dahi bir devenin boğazından haksız bir şekilde geçmemelidir” diye cevap verir.

“Destursuz bağa girenler, deveyi hamutuyla yutanlar” dönemi de biti. Şimdiki imansızlar, ülkeleri insanlarıyla beraber yutuyorlar, üzerine petrolünü içiyorlar ve cehennemdeki ateşlerini topluyorlar.

Rabbimiz, bugünlerde işgal kuvvetlerinin önünde İsa elbisesiyle yürüyerek dünyalıklarını kazanmaya ama ahiretlerini berbat etmeye yürüyenleri bize haber veriyor.

Rabbimize önce kulak sonra gönül verseler iki dünyalarını da kurtarırlar.

“Ey iman edenler, şüphesiz hahamlardan ve papazlardan birçoğu batıl yol¬lardan insanların mallarını yerler ve Allah yolundan alıkoyarlar. Al¬tın ve gümüşü toplayıp da, Allah yolunda dağıtma¬yan¬lara acıklı azabı müj¬dele.

“O gün, bunlar üzerinde cehennem ateşinde kızdırılır ve on¬larla (topladıkları haram servetle) yüzleri, yan tarafları ve sırtları dağlanır. “İşte kendi¬niz için topladıklarınız; topladığınızı tadınız (denir)” (Tevbe süresi ayet 34-35)

Bastığı yerlere gül dökülse hakkını ödeyemeyeceğimiz, gül yüzlü, Sevgili Peygamberimizin yollarına dikenler döken kadının, kocası Ebuleheb’le beraber cehenneme gireceğini, kadının boynunda da diken taşıdığı ipin olacağını Rabbimiz Mesed süresinde haber verir.

Hz. İsa aleyhisselamı ilahlaştıran ve böylece onun adına kurallar koyarak bütün hıyanet ve cinayetlerini ona yüklemeye çalışan bu insanlara da acımak adına bunların yolu kesilmeli ve daha fazla cinayet işlemelerine izin verilmemeli.

Rabbimiz buyurur:

“……..Müşrikler sizinle topyekûn harp ettiği gibi siz de müşrik¬lerle harp edin. Bilin ki Allah muttakilerle bera¬berdir.

Ey iman edenler, size ne oluyor ki, “Allah yolunda birlikte harbe katı¬lın de¬nildiğinde yere doğru ağırlaştınız. Ahirete karşılık dünya hayatına mı razı oldunuz Dünya hayatının geçimliği, âhirete göre çok azdır.” (Tevbe ayet 36-38)

“Çıkarlarımız” kelimesi siyasilerimizin dilinden hiç düşürmedikleri yalama bir kelime oldu çıktı.

Bu kelimenin ardından oluk gibi Müslüman kanı akıyor, kadınların çığlığı duyuluyor, çocukların feryadı yükseliyor ama “Çıkarlarımız” kelimesini aşıp sağır kulaklara ulaşamıyor.

Kendilerini savunurken Fuzuli gibi sızlanıyorlar:

“Dost bî-pervâ felek bi-râhm, devran bi-sükûn

Derd çok, hemderd yok, düşman kavi tâli zebun”

deyip bir türlü çıkaramadıkları “Çıkar” a da kavuşamıyorlar.

Ahirete âşık iki kişi (Sevgili Peygamberimizle Hazreti Ebubekir)  o günün bütün kâfirlerine meydan okurlar ve yalnız Allah’a sığınırlar. Allah da onları yardımsız bırakmaz.

“Eğer siz ona (Rasüle) yardım etmezseniz, Allah ona yardım etmişti. Hani ikinin ikin¬cisi iken kâfirler onu (yurdundan) çıkarmıştı. O ikisi ma¬ğarada iken arka¬da¬şına (Ebu Bekir’e) “Üzülme, Allah bizimle be¬raber¬dir” demişti. Allah da ona sekineyi (güveni) indirdi ve sizin görme¬diğiniz ordularla onu kuvvet¬lendirdi. Kâfirlerin (küfür) keli¬mesini alçalttı. Allah’ın kelimesi, işte o çok yücedir. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.”

Hafif ve ağır olarak topluca harbe katılın. Mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda cihat yapın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Tevbe süresi ayet 40-41)

Allah’la arayı açanlar, batıyla kapatmaya çalışırken batarlar.