İktidar, olumsuzlukların sorumluluğunu muhalefete ya da birtakım güçlere atıyor, böylece olumsuzlukların ciddiye alınacak bir yanı olmadığı gibi bir algı oluşturmaya çalışıyor. Bunda başarılı olduğu da ortada. Son açıklanan açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarına bakıldığında ülkemizde sayısı çok az olan bir mutlu azınlık var. Toplumun çok büyük bir bölümü de açlık ya da yoksulluk ile boğuşuyor. Çünkü açıklanan araştırma sonuçlarına göre, 39 bin 800 lira gelire sahip olanlar yoksul, 11 bin 500 lira gelire sahip olanlar ise açlık sınırında yaşıyorlarmış. Böyle olunca ülkemde büyük bir kesim açlık ya da yoksulluk sınırının altında bir gelire mahkûm edilmiş durumda. Şu anda bunun sorumlularının kimler olduğu üzerinde duracak değilim. Ancak bu işin büyük oranda sorumlularının 20 yılı aşkın bir süreden beri iktidarda bulunanların olduğunu düşünmek sanıyorum yanlış olmaz. Ancak hemen belirteyim ki, iktidar sahiplerinin gerçeği tersyüz edip olumsuzlukları olumlu gibi gösterme hususunda algı oluşturmada başarılı olduklarını söylemek yanlış olmaz.
Dünkü gazetelere yansıyan haberlerden birisi açlık ve yoksulluk sınırı ile ilgili iken aynı gün bazı gazetelerde yer alan haberler dikkat çekiciydi. Çünkü bir haberde, “Gecenin 3’ünde tıklım tıklım” başlığı altında Beyoğlu’ndaki mağazalarda insanların gece boyu alışveriş yaptıklarına dikkat çekilirken, bir başka haberde, “Restoranda boş yer yok” başlığı altında verilen haberde bir uyarıda dikkati çekiyordu. Bu uyarıda müşterilerin büyük kısmının turist olmadığı, Türk olduğu hatırlatılıyordu. Bu arada aynı haberin hemen yanı başında, aile yardımının hesaba yatırıldığı başlığı altında verilen haberde, Bakan’ın aile destek programı kapsamındaki ödemelerin hesaba yattığını açıkladığı belirtiliyor, bu desteğin 350-650 lira çocuk desteği, 112-225 lira elektrik desteği olarak verildiği belirtiliyordu.
Bu arada restoranların tıklım tıklım dolu olduğuna dikkat çekilen haberde, toplum olarak evde yemek yapma yerine dışarıdan yemeye alıştığımız, bunun için restoranlarda boş yer olmadığı bilgisi de vardı.
Açlık sınırının 11 bin 500 lira, yoksulluk sınırının 39 bin 800 lira olduğu ülkemizde aile yardımı adı altında 112 ile 650 lira arasında aile yardımı yapılıyor olması, bu yardımı alanlarda ne ölçüde bir rahatlama oluşturacağını düşünmek gerekiyor. Bu köşede daha önceleri de dikkat çektiğim bir hususa vurgu yapmak istiyorum. Çünkü devletin görevi insanları yoksulluğa iteklemek değil, refah seviyelerini yükseltmektir. Bir yandan insanları yoksulluğa itip öte yandan da çok az desteklerle insanların yoksulluktan kurtulacaklarını düşünmek gerçekçi bir yaklaşım olabilir mi?
Bu arada dünkü medyada yer alan “Zam füzesi” başlığı altında aktarılan son zamları da birlikte düşündüğümüzde Beyoğlu’nda bir mağazanın tıklım tıklım olmasını ekonominin düze çıktığı şeklinde değerlendirmek sanıyorum toplumun büyük kesiminin açlık ve yoksulluğa mahkûm edilmiş olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Çünkü zamlar enflasyonu tetikliyor, bu ise dar ve sabit gelirlilerin cebindeki paranın enflasyon yoluyla alınarak zenginlere aktarılması anlamına geliyor. Özellikle de akaryakıta yapılan zamlardan hayatın her alanının etkilendiğini, fiyatların artışını tetiklediğini sanıyorum söylemeye bile gerek yok.
Kısacası, ekonomik hayat öylesine işliyor ki, bir taraf, bir başka ifadeyle bir azınlık yokluk nedir bilmezken büyük kitleler ay sonunu nasıl getireceklerini düşünmek zorunda kalıyorlar. Bu bakımdan dolu restoranlar, çocuğunu okula harçlık vermeden göndermek zorunda kalanların sıkıntısına çare olmuyor. Netice itibarıyla oluşturulmaya çalışılan gerçek dışı algılar, toplumu kandırmaya yetmiyor. Toplum, çözüm istiyor.