Alevilerle bazı çarşaflı hanımlar, MHP ve CHP tarafından seçim arifesinde muhatap alındı. Yerel seçimlerde bu kitlelerle işbirliği yaparak belediye başkanlığı çevresinde menfaat devşirmek isteyenler, bunları siyaset gündemine getirerek dikkati çekmeye başladılar. Son günlerde kriz söylentileriyle bile krize giren bazı insanlarla bunların sözcüleri sayesinde tuhaf tartışmalar yaşanıyor.

Bütün bunlar bana Haldun Taner in Yaşasın Demokrasi adlı ilginç hikâyesini hatırlattı.

1946 sonrası çok partili hayatın yansımaları arasında, demokrasi adına yaşanan demagojik istismarlardan birini anlatır. O güne kadar CHP övgüleriyle itibar gören Âşık Veysel dışında hep ihmal edilen saz şairleri geçim sıkıntısı yaşarlar. Çünkü o dönemin eliti sayılan türedi ağalar bunlara ilgi göstermez. Esasen ozanların eski bey konaklarıyla ve ağa sofralarında gördükleri itibarın da sonu gelmiştir. Bir kültür değişimi yaşanıyor ve önceki dönemlerdeki gibi artık ağalık vermekle olmuyor...

Bu insanlar ekmek paralarını çıkarmak için kimi davul-zurna sesine kulak vererek düğün sofralarına konuk oluyor, kimi de Neşet Ertaş ın babası gibi köy köy dolaşarak rızkını topluyor. Köylü bu deyişleri severek ozanı misafir ediyor, bazen de mevsimlik ırgat olarak çalışmalarına izin veriyor. Bu ozanlardan biri köy kahvesinde ilgi çekmek için CHP liler aleyhine gelişen eğilimleri dile getiren deyişler söylemeye başlayınca büyük alâka görüyor. DP nin yeni sözcüleri yaklaşan seçimlerde onu köy köy dolaştırarak CHP aleyhinde propagandaya başlıyorlar. Etkisini gören CHP liler başka bir halk şairine yüklü para teklif ederek siyasi polemikleri Arap toplumundaki atışmacı şair pazarına çeviriyor.

Böylece, işsizlik ve parasızlık sebebiyle geçim sıkıntısı yaşayan insanlar rahata eriyorlar ve aralarından biri bunun sevinciyle "Yaşasın Demokrasi!" diye bağırmaya başlıyor. Hikâye böyle biter...

60 seneden beri "Yaşasın Demokrasi!" çığlıkları atanların oluşturduğu istismar tezgâhları yüzünden bu toplumda ne demokrasi kültürü gelişiyor ve ne de aşiret mantığıyla feodal yapı değişiyor. Bu yüzden de siyasal partiler demokratikleşemediği için, günlük menfaatler için karar değiştiren aşiret ahlâkı derneklerden partilere, sonra da devlet kurumlarıyla parlamentoya kadar etkili olmaya başlıyor.

Bugün CHP den umut kesmiş bazı Alevilerle AKP den umut kesmiş bir kısım eşi başörtülü veya çarşaflı adamların farklı arayışlara girmesi, kimseyi şaşırtmamalı. İlkeli siyaset anlayışıyla şahsî menfaat dışında siyaset yapan ve günlük ihtiyaçları dışındaki sebeplerle sivil toplum örgütlerinde çalışmayı bir vatandaşlık görevi sayan insanların sayısı artmadıkça, bu türden istismarlar görülecektir. Çünkü ibadet hakkını hukuki düzenlemelerle elde edebileceğinden emin olmayan ve çalışarak hayatını kazanamayacağını düşünenler, medeni bir toplumun fertleri gibi tabii yollardan elde edemeyecekleri menfaatleri kötü politikacılarla siyaset kurumunu istismar yoluyla elde etmeye çalışıyorlar.

Cemevleri tekke mi          Kültür evi mi

Cemevleri nin yeni bir yapılanma olduğu, önceki yıllarda ve Osmanlı da böyle bir şeyin olmadığı biliniyor. 15 yıldan beri büyük şehirlerde de açılmaya başlanan Cemevleri, aslında Anadolu Alevilerinin Dedelerle imkân sahibi kişilerin evinde yapılan Cem âyinlerinin yapıldığı yerdir. Epeyce bir zaman gizli evlerde, mum ışığında veya alacakaranlıkta yapılan âyinlerin büyük şehirlere gelen Alevilerin ibadetini geniş mekânlarda yapmak istemesiyle dikkati çeker oldu. Bunlar önce kültür evi gibi sunuldu, ibadethane sayılırsa tekke ve zaviye gibi telâkki edilerek yasaklanabileceği sanıldı.

Bu da sebepsiz değildi, çünkü 30.11.1925 tarihinde, 677 sayılı kanunla tekke ve zaviyeler kapatılınca Bektaşi Tekkeleri ne de gidemeyen Aleviler, bunlar yerine buluştukları yerlere Cemevi demişlerdir. Cemevleri zamanla sadece ibadet yeri değil, kültür evi olarak da kullanılmıştır.

Bugün Alevilerin bir kısmı, Cemevlerini sadece ibadethane olarak görüyor ve devletin de buralarda din hizmeti verildiğini dikkate alarak ödenek ayırmasını istiyor. Burada Cemevleri,  açıkça söylenmese de Cami ve Mescit gibi veya onlara alternatif bir mabet gibi görülüyor sanki. Bir kısmı da buraların Cami ve Mescit gibi ibadethane değil de tekke ve zaviye sayılması gerektiğini söylüyor. Bu da Devrim Kanunları ndan biri sayılan tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ilişkin kanuna aykırı bir durum ortaya çıkaracağından, "Alisiz Alevilik" taraftarları bunu benimsemiyor. Onlara göre tekke ve zaviyeler kapatılıp laiklik esas alındığı için Cemevleri kültür evi sayılmalı ve Diyanet kapatılmalıdır.

Öte yandan, cami ve tekke ayrımıyla Kur an ı esas alan bazı dedelere göre, Cemevleri hiç şüphesiz bir tekkedir ve Cumhurbaşkanı Demirel in törene katılımıyla açılan Alevilerin Cemevleri gibi Mevlevî, Kadirî ve Nakşibendi tekkelerinin de açılması gerekir. Bunu, inancını yaşayan Alevilerin dürüst bir tavrı olarak benimseyip yasaklayıcı kanunun değişmesi gerektiğini savunanlar var. Fakat bu azınlıkta kalan Alevilere karşılık, kamu görevlisi, yazar, yargıç veya CHP li olarak konuya yaklaşan Alevilerin büyük çoğunluğu maalesef devletin onlardan gasp ettiği ibadet haklarının sorumluluğunu, bu konuda hiçbir kusuru olmayan Sünni halktan çıkarmaya çalışırcasına kin ve nefretle saldırıyorlar. Böylece Sünnilerin ibadet ve okuma hakları elinden alındığı zaman zulüm yapanlara destek oluyorlar.

Öncelikle ortada bir Alevi-Sünni çatışması olmadığı halde, kültürel arka planda kendileri gibi düşünmeyenleri "Yezid in adamı" bilen bir zihniyete sahip olanları doğru değerlendirmek gerekir. Atatürk ü Hz. Ali nin reenkarnasyonu sayan ve bulundukları yere ikisinin resmini birlikte asan bu insanların Diyanet İşleri Teşkilatı nı başlangıçta Sünni inancı çevresinde kimin kurduğunu bakmalıdır.

Takiyye tam da bu tavırda görülür ve maalesef Şii-Alevi kültürünün temel motiflerinden biri olarak değerlendirilir. Aleviler Takiyye nin en çarpıcı örneğini sergileyerek, kendilerini 70 yıl yok sayan resmî ideolojiden himâye görebilmek için, Sünnilere karşı açıkça Kemalistlere destek verirler.

Bunun sürekli değişen politik manevralarını 1960 dan sonra CHP ve AP ile çok yaptılar. 1993 ten sonra da bazı Refah Partili belediyelerle iyi ilişki kurup bedava arsa temin ettiler; Ecevit ten de destek gördüler. Bunların ardından AKP ile başladıkları işbirliğini, şimdi de MHP ile sürdürmek, dolayısıyla 1946 seçimlerinde halk şairlerinin yaptıkları kurnazlıkları yürütmek istiyorlar. Rast gele

Çarşaflılar da çağa uydular

CHP den yaklaşan seçimde belediye başkanı aday adayı olduğu anlaşılan politikacı, çarşaflı eşi ve yakınlarının kendisini desteklemek için geldiklerini söylüyor. İnanılmaz bir rahatlıkla, önce AKP ile görüştüklerini, oradan sonuç alamayınca CHP ile iş birliği yapmaya karar verdiğini anlatıyor. Buna Abdüllatif Şener sendromu diyenler de var.

Geçen gün gazetelerde yer alan bir haberde şöyle bir başlık vardı: "Çarşaf hamlesinin arkasındaki adam konuştu!" Haber şöyle devam ediyordu:

"CHP nin çarşaf hamlesi nin arkasında İl Başkanı Gürsel Tekin çıktı. Yoksul semtlerde açtıkları, kadınlara ücretsiz hizmet veren evlerle gurur duyuyor. Türbanlıların eskiden elini sıkmazken şimdi sarıldığını anlatan Tekin, Ablamın da başı örtülü. Bunun CHP li olmakla ne ilgisi var diyor.

CHP lideri Deniz Baykal ın partiye çarşaflı kadınları üye yaptığı törenlerin ev sahibi İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, kapalı kadınların "türban özgürlüğü"nden bahsetmediğini, dertlerinin işsizlik ve yoksulluk olduğunu söyledi. Cumhuriyet Halk Evleri (CHE) projesinin uygulanmasıyla başı kapalı kadınlara ulaştıklarını belirten Tekin, "CHE lere gelen türbanlı kadınlar ilk etapta elimi sıkmıyordu. Ama bugün bana sarılıyorlar. Bu kadınlar yoksulluktan kurtulmak istiyor. Ayağında ayakkabısı olmayanın başka düşüncesi olur mu Bu insanları ideolojik yapıya sokan AKP dir" dedi.

Tekin, "Biz bu insanları yeni keşfetmiş değiliz. Katılımlar sadece bir sonuçtur. AKP nin başarısızlıklarından dolayı, CHP ye büyük ilgi var" diye konuştu."

Bırakın çarşaflıları, başörtülülere bile tahammülü olmayan Nur Serter ve Necla Arat gibi İstanbul tabanla ilgisi olmayan CHP milletvekilleri bu türden faaliyetlere şiddetle karşı çıkıyorlar. Bu iki taraf için de sıkıntılı. Çünkü CHP, başörtüsü karşıtlarının militan taraftarlığı ve başörtülü derse girmeyi serbest bırakan kanuna karşı çıkışı da unutulmadı. Durum birbiriyle ilgisiz görülemez. Proje ve tasarılarıyla değil de ya darbe ya da demagoji yoluyla iktidara gelmeyi benimseyenler perişan olur.

Öte yandan, bütün bunlar siyaseti her türlü hakkın elde edilmesi için çare veya kolay para kazanma yolu gibi görenlerin bu ülkede azımsanmayacak miktarda olduğunu ortaya koymaktadır.

Halbuki medeni bir ülkede seçim kazanmak için demagojiye de, adam kandırmaya da gerek yoktur. Dolayısıyla bütün bu kavram kargaşalarına da hiç ihtiyaç yoktur; eğer Batı dünyasının bütün ülkelerinde şiddete baş vurmayan her türlü sivil toplum örgütleriyle tarikat şeklinde de olsa bütün ibadet yerleri, tabii olarak tekkelerle birlikte Cemevleri de serbesttir.

Cemevleri tekke dendiği zaman kapatılacağından korkarak, demagojinin her türlüsünü deneyen ve ne dediği anlaşılamadığı gibi devletten almak istedikleri parsayı da baştan bölüşemeyeceği anlaşılan Alevilerle nereye gittiğini bilmeyen çarşaflıların cehalet ortak paydasını paylaştıklarını açıkça görüyoruz. Maalesef hepsine gülüp geçemiyor, bu ülkenin 62 yıllık çok partili demokrasisine yazık oluyor demekten kendimizi alamıyoruz.