Eli kanlı devletleşmiş çeteler, farkına varmadan İslam’ın iktidarına yardım ediyorlar.

Kan, barut, gözyaşı basıncı altında kalan insanlık rotasını İslam’a çevirmeye başladı.

Komünizm yıkıldıktan sonra Kızıl Meydan’a dönenlerimizin bir kısmı Beyaz Saray’a dönmeye başladılar.

Orasının daha ahlâksız olduğunu, cinayet, hıyanet ve soygunlarda Kızıl Meydan’a rahmet okuttuğunu gördüler ve iki tarafın kulları Allah’a kul olmaktan başka yol olmadığını anlayıp İslam’a yöneldiler.

Temmuz 2004’de gazetelerden okuduk, Vatikan papası bir milyar dolar ayırarak İslâmi gelişmelerin önünü alma kararı almış.

Daha önce Bush’un Haçlı Seferleri’ni başlattığını kendi ağzından duymuştuk.

Bunların Cumhurbaşkanı da, papası da, “Ben batıyorum, sen de bat” kıskançlığıyla hareket ediyorlar.

Dünyanın her tarafında her din ve dilden insanlar da hem Amerika’nın hem de papanın davranışlarına bakarak, batılı yayıncıların eli kanlı gösterdiği Müslümanların kitabına karşı ilgi duyuyor ve okuyunca da birçoğu Müslüman oluveriyor.

Sevgili Peygamberimizin Yemen’de Müslüman olan Üveys el Karani’nin kokusunu aldığı gibi (Ahmed, Müsned 2/541) İngiltere’de Amerika’da veya Tanzanya’da Müslüman olanın kokusunu gözetleyelim.

Köpeğin leş kokusunu takip ettiği gibi kan, barut, gözyaşı, alın teri, çığlık peşinde gitmeyelim.

Dünya tarihinde hiçbir silah, kan silahıyla başa çıkamamış. Damarımızda kan, göğsümüzde iman oldukça ne papanın dolarları, ne de Batı’nın silahları, hiçbir güç bu İslâm yolundan bizi alıkoyamaz.

“Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz.

Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz yürürüz” demiş Mehmet Akif merhum.

Çünkü Rabbimiz: “Eğer Allah, sana bir zarar dokundurursa, o azabı Allah’tan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dokunursa O, her şeye gücü yetendir” buyurur. (En’am 17)

Tevbe Suresi’nde: “Deki: Bize ancak Allah’ın yazdığı isabet eder. O bizim Mevlamızdır. Mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler. Deki: Siz, bizim hakkımızda iki güzellikten birinden başkasını gözetleyemezsiniz.....” (Tevbe 51–52)

Mekke’de Sevgili Peygamberimize ve ashabına her türlü baskı ve işkence uygulanmaya başlayınca, mü’minler arasında kenetlenme, çelikleşme başlarken, müşrikler arasında çözülme başlar. “Bu kadarı da fazla. Bu bizim yaptığımız insanlığa sığmaz” deyip o günün parlâmentosu olan “Dar-ün Nedve”de şiddetli tartışmalar başlar.

İman ederek Sevgili Peygamberimizin yanında yer alırlar. Sahabeden öldürdükleri, şehit olur. Kalanları hicrete zorlarlar. Medine’ye hicret ederler. Medine halkının Müslüman olmasına sebep olurlar. Sonra o Medineli Müslümanlarla birlikte Mekke’yi fethederler.

“Siz, bizim hakkımızda iki güzellikten birini gözetleyebilirsiniz.”

Bedirden Çanakkale’ye kadar harp meydanlarında şehit olanlar cennete gittiği gibi gazi olanlarda cennete doğru yürüdüler.

Bir kâfirin, mü’mine zarar vermesi mümkün değildir.

Öldürürse şehit eder, malına el koyarsa yükünü hafifletir, hapse atarsa Kur’an okumasına, nafile ibadetlerine daha fazla zaman bulur.

Altmış voltluk bir ampulü bodruma assanız da aynı ışığı verir, en üst kata assanız da aynı ışığı verir.

Siz iman ışığınızı koruyun. Ona zarar gelmesin. O iman nuru göğsümüzde iken köşkte veya hücrede olmuşsun ışık açısından fark etmez. Ancak biz, daha fazla insanların yararlanması için daha geniş, ferah yerleri tercih edeceğiz. Kötülüklerle karşılaşmayı istemeyeceğiz. Karşılaşınca da: “Yazılanlar gelir bu garip başa” deyip yolumuza yürüyeceğiz.

Hocası bir alp ereni, Hıristiyan ülkesine gönderirken:

- Dinlemezlerse ne yaparsın

- Sövmediklerine şükrederim.

- Ya söverlerse

- Dövmediklerine şükrederim.

- Ya döverlerse

- Hapsetmediklerine şükrederim.

- Ya hapsederlerse

- Öldürmediklerine şükrederim.

- Ya öldürürlerse

- Can kuşumu ten kafesinden uçuruverdiklerine şükrederim.

- Yürü yavrum, seni durduracak güç yeryüzünde yok ve olmayacak da demiş.

Rabbimiz buyurur:

“Onlar, size ezadan başka zarar veremeyecekler. Eğer sizinle harp ederlerse, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım edilmez.” (Âl-i İmran Suresi, ayet: 111)

Not: isterseniz bu ayetlerin tefsirini benim telifim olan “Şifa Tefsiri”nden bir okuyuverin.

İsteme telefonu (0212) 5111085 Cantaş Yayınevi