Parti olarak iki binli yılların başında kurulmuş olsa da esasen kökü Osmanlı’nın sonunu hazırlayan İttihat Terakki zihniyetine dayanır AKP zihniyetinin. Yalnız AKP’nin mi?
Hayır!
Milli Görüş’ün haricindeki tüm görüşlerin...
İttihat Terakki zihniyetini açıklamadan önce şunu bir kez daha net olarak ifade etmekte yarar vardır. Bir kere milletimiz bir cümle Milli Görüşçü’dür. Yani bunun içine mezhebi meşrebi ne olursa olsun, herkes dâhildir. Yeter ki ülkemizin birlik ve beraberliğini bozmak isteyen İttihat ve Terakki zihniyetinin bir mensubu olmasın.
Peki, “Kim bu İttihat ve Terakki zihniyetinin mensupları?” diye sorabilirsiniz haklı olarak. Bilinse zaten iş kökünden çözülür. Peki, çözüm ne öyleyse? Çözüm elbette ki Milli Görüş. Çünkü bu zihniyet Milli Görüş içerisinde barınamaz.
Milli Görüş partilerinin dört kez kapatılmasının nedeni de yine bu zihniyettir. Zaten AKP’yi kuranlar da bu bahaneyle ayrılıp gidip onların tuzağına düşenlerdir. Halbuki böyle bir hataya düşmeselerdi, şimdi ne ümmet, ne milletimiz ve ne de ülkemiz bu durumda olacaktı.
Şimdi, bu İttihat Terakki zihniyetini biraz açalım. Osmanlı Devleti, Sultan Abdulmecit zamanında Kırım Harbi sırasında dış borçlanmaya gitmiş, Sultan Abdulhamit Han döneminde ise borçlar ödenemez bir hal almıştı.
Alacaklı devletlerin de yönetimine üye verdiği Duyun-i Umumiye isminde kurulan bir kurum bu borçların ödenmesi için teşrik-i mesaide bulunmaya başladı. İşi ise toplanan vergilerin bir kısmının borçlara yönlendirilmesi olacaktı.
Yönetimde alacaklı devletlerin adamları olduğu için neredeyse gelirin tamamı borçlara kanalize edildi. Öyle ki devletin asgari giderlerine bile pay ayrılamaz oldu. Durumun vahameti büyüktü.
Diğer yandan Avrupa’daki Yahudilerin öteden beri Filistin’de bir devlet kurma hayalleri vardı. Osmanlı’nın içinde bulunduğu bu durumu fırsata dönüştürme adına bir araya geldiler ve Sultan Abdulhamit’e Filistin’den toprak karşılığı devletin tüm borçlarını kapatabilecekleri teklifini götürdüler.
Bu iş için Avusturyalı bir Yahudi olan Teodor Herzl’i görevlendirildi. Herzl, teklifi götürdüğünde Sultan, hiddetlenir ve: “Şehit kanıyla sulanan topraklar, parayla satılmaz!” diyerek yahudiyi huzurdan kovar.
Yahudiler, tekrar 1897’de İsviçre’nin Basel kentinde bir araya gelir ve kendileri açısından şu üç önemli kararı alırlar. -Abdulhamit tahttan indirilerek -Osmanlı yıkılacak ve -100 sene içerisinde başta Türkler olmak üzere Müslümanların gücü zayıflatılarak İslam dini ortadan kaldırılacak.
İşte bu harekete Siyonizm akımı denmektedir.
Birinci maddenin gerçekleşmesi için İtalyan Mason locaları Üstad-ı Azam’ı Emanuel Karasso’yu görevlendirilir. Bu yahudi, önce Selanik’e yerleşir, kendisini Emin Karasu olarak tanıtır, arkasından İttihat ve Terakki Cemiyetine üye olur. Daha sonra Selanik Mason Locası’nı kurar. 1903-1908 yılları arası beş yıl plan proje ve hazırlık yapar. Cemiyeti Osmanlı’nın kurtuluş reçetesi gibi tanıtır. Hatta bir çok Osmanlı aydını işin farkına varamayıp bu cemiyete üye olurlar.
Cemiyet, gizli gizli Balkanlar’da karışıklıklar çıkartarak halkı isyana sürükler. Bu durum karşısında Padişah, II Meşrutiyet’i (Meclisi Mebusan’ı) ilan eder. Bu arada Cemiyet de İttihat ve Terakki Fırkası’nı (Birlik ve kalkınma Partisi’ni) kurar.
Seçimler yapılır ve meclise 200 Müslüman ile 40 gayrimüslim mebus (milletvekili) girer. Ancak, Müslümanların bir çoğu da maalesef cemiyet üyesidir. Bir yıl içinde Sultan Abdulhamit’in hâl kararını çıkartılır. Hatta Sultan’a tebliği yapan heyetin başında bizzat Emin Karasu (Emenuel Karasso) bulunur. Sultan, kararı imzalamazsa ülkede çok büyük bir iç savaşın çıkacağını ve kardeş kanı döküleceği endişesi yaşar ve netice itibariyle kendi hâl kararını imzalar.
Sırada Osmanlı’nın yıkılması vardır. Siyonizm, bu defa Avrupa’da karışıklıklar çıkararak, 1914’de I. Dünya Savaşı’nın çıkmasına sebep olur ve arkasından İttihat ve Terakkici subaylar hiç bir gerekçe olmadan Osmanlı'yı savaşa sokarlar.
Tabi olayların akışı böyle. Nedenleri, niçinleri ayrı bir konu.
Savaş sonrası Osmanlı Devleti yıkılır ve ecdadın kahramanca verdiği kurtuluş mücadelesi sonunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulur. Yalnız burada bir ayrıntıya daha girmek gerekiyor ki o da Lozan Barış Antlaşması ve ayrıntıları olacaktır.
Devam edecek