Yalan, Gıybet, İftira ve Fitne
Şeytan Âdem(as)’a secde etmeyince; Yüce Rabbimiz, onu huzurundan kovdu. O da: “Yarabbi madem beni kovdun o halde bana kıyamete kadar mühlet ver. Kovulmama neden olan Âdem’in neslinin yollarına oturup, onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından yaklaşıp, günah işlemelerine vesile olacağım.” diye duada bulundu. Yüce Rabbimiz de: “Haydi oradan iblis benim dürüst, samimi, temiz kalpli, sadakatli kullarımı yoldan çıkaramazsın. Ancak sana uyanların yeri, azaplı bir ateşten başka yer değildir.” demişti. (Hicr Suresi)
Tabii Şeytan Rabbinden bir dilek dilemiş ve müsaade almıştı. O, şimdi vazifesini icra ediyor. Ona kananlar yeryüzünde zulüm işliyor. Vay onların haline… Peki ya “Müslüman’ız.” diyen kullar olarak biz ne âlemdeyiz? Ne kadar dürüst, ne kadar samimi, ne kadar Yüce Allah’ın emirlerine sadakatliyiz veya ne kadar şeytanın isteklerine boyun eğiyoruz? Verdiğimiz sözde duruyor muyuz? Emanete gerekli önemi veriyor muyuz? Her şeyden evvel Rabbimizin bahşettiği mesela ‘dil’ emanetine ne kadar sadakatliyiz? Şöyle bir düşünelim onca işlediğimiz günahlara karşılık Rabbimiz konuşma nimetimizi elimizden alsa, ne olur halimiz? Yani dilimizi; yalandan, gıybetten, iftiradan, fitneden koruyor muyuz? Bu saydıklarımızın hepsi de büyük günahlardan değil midir? Bunları işlemek, Rabbimizin verdiği nimetlere karşı büyük nankörlük değil midir?
Mesela yalan; ‘yalan’, söyleyenin başkalarını yanıltarak kendisine dünyevi menfaat sağlayacağını düşündüğü hileli sözlerdir. Ya da kişinin hasedinden dolayı ve sonucunun nereye varacağını düşünmeden bilinçli ya da bilinçsiz sarf ettiği sözlerdir. Bir de kendisini dürüst sananların söylediği ‘doğru yalanlar’ vardır ki yani söylediği doğru ama kastettiği yanlıştır. Burada önemli olan kastedilen mânadır… Kimi dünyalık menfaat uğruna yalan söylüyor, kimi şan şöhret, kimi de kendisini bir şey zannetsinler diye…Yüce Allah, “…Yalan sözden kaçınınız..” buyuruyor. (Hac/30) Bir de yalan yere yemin vardır ki o, ne büyük günahtır.
Yalandan ve yalan yere yeminden kaçınmak nefsi terbiyesi için önemlidir. Yalan yere yemin etmek, tövbe istiğfarı gerektirir, kefareti gerektirir ve bundan dolayı zarar görenin zararını karşılayarak, helallik dilemesini gerektirir. Ayrıca Peygamber Efendimiz yalanı, münafıklığın alametleri arasında zikretmiştir. Buyuruyor ki: “… Kim bizi aldatırsa bizden değildir.” (Müslim)
Yalan gibi ‘gıybet’ de büyük günahlardandır. Gıybet, Bir kimsenin yüzüne karşı söylendiği zaman hoşlanmayacağı sözleri arkasından söylemektir. Burada yalnızca söz değil, hoşlanılmayacak hal ve hareketler de gıybet kapsamı içerisindedir. Yüce Allah, “Ey iman edenler! Zannın birçoğundan çekinin, çünkü zannın bazısı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın, kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin! Sizden biriniz kardeşinin ölü halindeki etini yemek ister mi? İşte bundan tiksindiniz. Allah’tan korkun, çünkü Allah tövbeleri kabul edendir, çok esirgeyicidir.” buyuruyor. (Hucurat/12)
İlla da sözle birini arkasından çekiştirmek gerekmez. Kaşla gözle vs insanların arkasından yapılan kimi hareketlerde aynı kapıya çıkar. Rabbimiz, “Vay haline o insanları çekiştirip, kaş göz işaretleriyle alay edenlerin bütününe.” buyuruyor. (Hümeze/1). Ancak bazı durumlar bundan muaf tutulmuştur. Başkaları hakkında söylenen söz veya yapılan hareket bazı durumlarda gıybet sayılmaz. Kişi haksızlığa uğramışsa haksızlık yapan hakkında tedbir alınması için arkasından konuşabilir. Hele ki başkalarının zarar görmesi de söz konusuysa elzem hale gelir. Bu gıybetten öte tedbir olur. Ama ayarı iyi yapmak lazım. Velev ki söylenenler nefsi tatmin edici olmasın. Yüce Allah; “Allah çirkin sözün açıklanmasını sevmez; Ancak söyleyen haksızlığa uğramışsa başka. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” buyuruyor. (Nisa/148) Kalpler, O’nun elindedir, unutmayalım.
Bir başka toplumsal hastalık da ‘iftira’dır. İşlenişi bakımından gıybet gibidir, ancak daha tehlikelidir. Peygamber Efendimiz, sahabeye “Gıybetin ne olduğunu bilir misiniz?” diye sordu. Sahabe de: “Allah ve Resulü daha iyi bilir.” dediler. O da: “Kardeşini arkasından hoşlanmayacağı bir şeyle anmaktır.” diye izah etti. Onlar, “Ya Rasûlallah! Eğer söylediğimiz şey onda varsa?” diye sordular. O da: “Eğer onda varsa bu söz gıybet olur. Eğer yoksa iftira olur.” diye buyurdu. (Müslim)
İftiracılar için, Yüce Allah, “O gün Allah, onlara gerçek cezalarını tamamen verecektir…” diye bildiriyor. (Nur/25) İftira masum insanları zan altında bırakacağı gibi onlara ve dolayısıyla topluma onanması zor, büyük yaralar açar.
Bir de ‘fitne’ illeti vardır ki; girdiği toplulukları helake sürükler. Yüce Allah: “…Fitne adam öldürmekten daha kötüdür.” buyuruyor. (Bakara/191) Fitne, inananlar arasında kavga ve kargaşa çıkarma, bölücülük yapma, insanların akıl ve kalplerini İslam’dan uzaklaştırma; onları belaya düşürme ve çeşitli zararlara uğratma amacı taşımaktadır. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Fitne uykudadır uyandırana Allah lanet etsin.” (Berika)
Netice itibariyle; yalan, gıybet, iftira ve fitne İslam topluluklarının temelini dinamitler. Bu kötülükleri ne bizzat yapalım ve ne de yapanlarla birlikte olalım. Hatta elimizden geldiğince engelleyelim. Dilimiz döndüğünce kötülüklerin yok olması için mücadele verelim, hiç olmazsa kalben buğz etmeye devam edelim. Ne ki Rabbimiz bizi kurtuluşa erdire.
Ey Rabbimiz! Bizi, kalbimizi, dilimizi; yalandan, gıybetten, iftiradan ve fitneden koru. Bu ve başka günahları işlemekten hepimizi muhafaza eyle… Âmin!