Belli periyotlarla dolandırılmaya alışan bir milletiz. Belki de mütemadiyen kandırılmak da denebilir buna. Siyasetçisi kandırıyor, girişimcisi kandırıyor ve fasit dairede dönüp duruyoruz. Yetmiyor, bir de siyasetçileri kandırıyorlar, ki o tamamen ayrı bir fasıl tabi.
Memleketin dolandırıcı portföyü hayli geniş. Bir çırpıda birçok banker, güya işadamı sayabiliyoruz. Sülün Osman’dan başlayıp günümüze dek gelen bir silsile gibi adeta.
Ortak nokta hep aynı: “Yüksek kazanç vaadi”. Aslında bunun daha doğru açıklaması, normalin hayli üstünde ve emek sarf ederek kazanılamayacak türden bir kazanç! Yani, “köşedönmeci” ,”yatarak kazanayım”cı bir anlayış var ortada. Ancak şöyle de bir şey var. Bu tür işlere veya boş hayallere para kaptıranlar şunu bilmiyorlar. İktisatta kuraldır; getiri ne kadar yüksek olursa, risk de o kadar artar. Artan riski göz ardı edip yüksek kazanca odaklanınca “beklenen” son da kaçınılmaz oluyor.
Bu “boş hayal satıcılığı” işinde en önemli özellik, kitleleri etkileyebilmek, onları kendine inandırabilmek. İnsanoğlu, psikolojisi gereği “çoğunluğun” davranışına uyma eğilimden oluyor. Biraz fazla kişi bu işlere meyledince, birden bire ilgilenenlerin sayısı da kar topu gibi artıyor. Bir nevi “kalabalığı gören geliyor”.
Son dönemlerin en dikkat çeken “boş hayal satıcısı” olan Jet Fadıl lakaplı kişi, bu inandırıcılık işini pek de şansa bırakmayan birisiydi. İnandırıcılık sağlamak adına işin içine dini argümanları bile koyabiliyordu. Ki, biz millet olarak “din üzerinden” aldatıldığımız kadar hiçbir şeye aldanmamışızdır. Buradaki temel nokta, dini çok önemsememiz mi, yoksa bilinçli dindarlar olmayışımız mı, bunu tartışmak gerek.
“Din” meselesi ortaya sürülünce her şeye peşinen “eyvallah” etmek, bu toplumu dindarlaştırmıyor. Tersine, kafasındaki din algısını ve bilincini giderek köreltiyor, iğdiş ediyor. Dindarlık taslamak yerine adamakıllı dini öğrenmemiz gerek belki de. Dolandırıcılar bile dini kullanıp “çarpıyorlar” yoksa. Bilinç, şuur olmayınca geriye bir şey kalmıyor ne de olsa.
Bu “boş hayal satıcıları”nın bir diğer ortak özelliği, ki son dönemin ruhuna uygun şekilde, işin içine “dış mihrak”, “gizli odak”, “karanlık el” sokmak oluyor. Son dolandırıcılık vukuatının müsebbibi olan 25 yaşındaki kişi, adeta şaka yapar, zekamızla alay eder gibi, “Ülkemiz üzerine oynanan bazı oyunlar var. Yurtdışı kaynaklı tehditler alıyoruz. Avrupa’nın en büyük tesisini kuracağız, bu tesis bazı kesimleri rahatsız ediyor” demiş. Kurdukları tezgahla ilgili insanların kafasında soru işaretleri oluşması üzerine bu “komplo teorisi”ni sürüyor piyasaya. Bu açıdan, memlekette son dönemde hakim olan ruh iklimini iyi analiz etmiş ve patlatıvermiş bir “komplo teorisi”, ki her zaman bir alıcı kitlesi bulunuyor bu türden saçmalıkların.
Tabii bu sürekli “üzerimize oynana oyunlar var”, “kuyumuzu kazıyorlar”, “ayağa kalkmamızı istemiyorlar” türünden korku pompalayan ve aklı devre dışı bırakan söylemlerdeki şüphe, mesela “yüksek kazanç” vaat eden sahtekarlıklar için söz konusu olmuyor. Vatandaşımız, Özal döneminden bugüne miras kalan “köşedönmeci” hayallerin etkisiyle, dünyanın bir numaralı komplo teorisyenliğinden bir anda ilkokul çocuğu saflığına evriliyor. Karşısındakinin “boş hayal satıcılığı”ndaki mantıksızlığı, emek harcamadan para kazanma kolaycılığına kurban ediyor ve hiçbir şüphe duymadan “basıyor parayı.”
Bu durum, Türki toplumunun ‘80 askeri darbesi ve yine aynı yıl yürürlüğe giren 24 Ocak Kararları ile birlikte sokulduğu “neoliberal patika”nın neticesi aslında. Hem siyasi yönden, hem ekonomik yönden esir alınan ve belli bir tornaya göre şekillendirilen zihinler, sürekli olarak aynı yerlerde patinaj yapıyor. Dindar, mütedeyyin görünüp, köşedönmeci bir zihne sahip olabiliyor. Kof, lafta bir milliyetçilik ve vatanseverlik barındırdığından kendine güvenmiyor ve herkesi kendisinin düşmanı addediyor, sürekli kendisine karşı “hain planlar” yapıldığı zannıyla yaşıyor. “Büyük resme” odaklanmaktan karşısında duran “işleyen planları” göremiyor.
Sözün özü, bu sahtekarlar, dolandırıcılar tesadüf eseri değil, tam da toplumun belli bir yönde şekillenmesinin eseri olarak türüyorlar. Akıl, mantık ve şuur gerekiyor her şeyden önce.