Kimilerine göre son ABD ziyaretinde Sayın Başbakan dan
kaldıramayacağı taleplerde bulunuldu; bu talepler yerine
getirilemediği/getirilmediği için düğmeye basıldı. Bu düşüncede olanlara göre
son günlerde Türkiye de yaşanan gerilimin sebebi budur. Kimilerine göre ise,
Sayın Erdoğan ın sürdürmekte olduğu gerilim siyaseti işi bu noktaya taşıdı.
Ölçü tutturulamayınca kantarın topuzu kaçtı. Hem iç siyasette hem de dış
politikada atılan adımlar bazı kesimleri rahatsız etti, iş çığırından çıktı.
Memnuniyetsizlik içeriyle sınırlı değil. Bundan iki üç
sene öncesine kadar ilişkilerimizin çok ileri düzeye çıkarıldığı komşu
devletlerle şimdilerde neredeyse harbe girilecek duruma gelindi. İran ın Rusya
ve Çin le yakınlaşması, Türkiye nin de aynı oranda bu ülkeler tarafından
dışlanması sonucunu doğurdu. Avrupa Birliği Parlamentosu ve Avrupa Birliği
Konseyi de son olaylardan dolayı hükümeti kınayan kararlar aldılar. Çember
iyice daraldı. Sayın Başbakan da, AB Parlamentosu nun bizlerle ilgili aldığı
kararı ben tanımıyorum dedi. Bu tür olaylar toplumun geniş kesiminde heyecan
uyandırmış olabilir; belki büyük oranda destek de bulabilir; tabir yerindeyse
milletin yüreğine su serpebilir ; ama aynı AB, Türkiye yi ve AK Parti
hükümetini öven açıklamalar yaptığında çok objektif oldukları düşünülürdü.
İşte Türkiye yi oyalayan, bir hayal peşinde sürükleyen, netice elde edilmesi asla
mümkün olmayan çelişkilerdir bunlar. Bu açık bir taktiktir; Batılıların
geliştirdiği çok bayatlamış bir taktik. Haydi, iyisin deyip kendi istediğini
alma taktiği. Bizimkiler de durun, önce onların isteğini yerine getirelim ki
onlar da bizim isteklerimize cevap versinler diye özetlenebilecek saflıkta bir
anlayış. Bu durum sadece kendi iktidarlarının ömrünü uzatmaya yarar. Ama her
defasında onların talepleri yerine getirildikten sonra kendi iktidarlarının da
sonuna geldiğini fark edemeyen bir gaflet uykusu haliyle yola devam etmek
isterler. Kendilerini iktidar sanan koca koca adamlar devamlı bu tuzağa
düşerler. Çoğu zaman iş işten geçtikten sonra durum fark edilir. Ama bir işe
yaramaz.
1950 yılından itibaren olmadı bir de ben deneyeyim
kabilinden lüzumsuz denemelere kalkışılıyor, milletimiz boş yere oyalanıyor ve
zaman israfı yaşanıyor. Yetmedi mi bu kadar tecrübe ! Demokrat Parti tecrübesi,
Adalet Partisi tecrübesi, Anavatan Partisi tecrübeleri yaşandı; şimdi de Adalet
ve Kalkınma Partisi tecrübesi yaşanıyor. Değişen bir şey yok. Sonuç aynı.
Uzun yıllar tek başına iktidarda kalan bu üç partinin
ortak özelliği belki de şansı; baskıcı dönemlerin ve askeri müdahalelerin hemen
arkasından işbaşına gelmiş olmalarıdır. Bu partilerin diğer ortak özellikleri
de; tek başına iktidara gelmeleri ve sık sık müdahalelere maruz kalmaları...
Birlikte iş tuttukları Batılılar tarafından azar işitmeleri de işin tuzu biberi
olmuştur. Zamanla oy veren kesimde oluşan ufak tefek hoşnutsuzluklar olsa da
biriken öfke kabarması hesap sorma evresine gelmeden bu tür olaylarla ustaca
bertaraf edilip iktidar sahipleri de aynı yöntemle terbiye edilmiş oluyor.
Kitle partilerinin uzun süren iktidarlarının temel nedeninin bu olduğu
kanaatindeyiz. Oy veren kitlelerin hareket noktası; CHP nin karşısındaki en
güçlü partiyi destekleme dürtüsü olmuştur. Milletin beklentileri ise sürekli
ertelenmiş, umutlar bir başka zamana saklanmıştır. Bakınız her defasında benzer
şeyler yaşanıyor. Aynı şeyleri bıkmadan, usanmadan tekrar tekrar tecrübe ediyoruz.
Hâlbuki Türkiye de 1950 yılından bu yana yapılan
seçimleri iki kez CHP bir kez de DSP kazanabildi. Bu partiler üç dönem dışında
bir varlık gösteremediler.
Her üç dönem de askeri müdahalelerin arkasından yapılan
seçimler olmuştur. Bu bir rastlantı değildir; zaten darbelerin asıl amacı
budur. Sandıkta iktidar olamayan CHP, sokak olaylarından ve Kışla dan medet
uman bir parti görünümü arz etmektedir. CHP, 1960 darbesi ve 1971 muhtırasının
arkasından yapılan seçimlerde ancak iki defa iktidara gelebildi. Her iki
dönemde de tek başına iktidar olabilecek çoğunluğu sağlayamadı. Şu meşhur 28
Şubat 1998 post-modern darbesinden sonra da DSP iktidara geldi; o da, üç
partili koalisyon hükümetiyle...
Lütfen! Artık kendimize gelelim. Başkalarının bize
taktığı protez bacakları söküp atalım; elimize tutuşturdukları değnekleri
fırlatalım; yüz yıllardan beri bize sakat muamelesi yapılıyor. Bizim
başkalarına, onların uydurdukları düzenlere yaslanmaya ihtiyacımız yok. Bütün
insanlığın saadeti bizim sahip olduğumuz nizamdadır.