Aylardır siyaset konuştuk, konuşuyoruz, hiç bitmemecesine konuşmaya devam ediyoruz. Seçim bitti ama siyaset konuşmaktan geri durmuyoruz. Siyasetin polemiği, lüzumsuz tartışması bitmiyor ve ülke gündemi de maalesef bu gereksiz meselelerle oyalanıp duruyor. Yetmezmiş gibi artık insanlar da kendi kendilerine galeyana geliyor.
Halbuki toplumun içinde bulunduğu durumu çok acilen konuşmamız, tartışmamız, dert edinmemiz gerekiyor. Toplumun hal-i pür melali hiç iç açıcı gözükmüyor. Mesele ekonomik sıkıntıyı, geçim meselesini, vatandaşın geçinebilmek için bulaştığı kredi ve kredi kartları marifetiyle bankalara mahkum oluşunu konuşmalıyız. Ama bunlardan da önce toplumdaki ahlaki çöküntüyü, yıkıntıyı konuşmamız gerek.
Çünkü açıkça bir “sosyal patlama” yaşıyoruz. Bu sosyal patlama Güney Amerika ülkelerindeki gibi sokak eylemleri, banka yağmalama vs şeklinde değil ama çok daha sinsi, çok daha tehlikeli. Sessiz ve derinden ama çok sarsıcı bir şekilde ilerliyor. Toplumdaki ahlaki erime artık bir yıkım boyutunda maalesef. Ve bu durum toplumun her zerresini de tahrip ediyor yavaş yavaş. Özellikle de en savunmasızlar en büyük tehdidi yaşıyor.
Hemen her gün yeni bir barbarlık, sapıklık, vahşet haberi okuyoruz. Hayvanlara uygulanan barbarlık ve vahşet artık çocuklara yönelik bir tehdide dönüşüyor. Öyle bir vicdansızlık ve ahlaksızlık hali yaşanıyor ki, bir çocuğun masumiyeti bile merhamet duygusu uyandırmıyor artık. Böylesi kimselerin toplumda varolduğunu bilmek bile başlı başına bir faciayken, bunlar bir de barbarlıklarını icra ediyorlar her geçen gün.
Kaybolan çocuklar, çocuklara yönelik şiddet, taciz ve katl olayları, toplumsal infiale yol açıyor ama yeni hadiselerin yaşanması da önlenemiyor. Sadece insanların haklı tepkileri ve idarecilerin beylik demeçleri var ortada. Rezil ve barbarca hadiselerin failleri için toplumun beklentisi, “cezaevlerindeki insaflı insanların bunun cezasını kesmesi” şeklinde… Adalete olan güvenin tuz buz olduğunun resmi değil mi bu? Vatandaşın adaleti cezaevindekiler sağlar beklentisi bile ibretlik..
İnsanın aklına mantığına vicdanına sığdırmadığı hadiseler yaşanırken, Aile Bakanlığı adlı kurumdan bir şeyler beklemek hakkı değil mi insanların? Bu ülkenin insanlarının kendileri ve çocukları için güvenlik beklentisi içinde olması normal değil mi? Türlü kötülüğün ve ahlaksızlığın kol gezdiği bir toplumda, insanlar çocukları için endişe eder hale geldiyse, bu ayıp kimindir?
Gözlerimizin önünde yaşanan hadiseler var. Uyuşturucu kullanma yaşının 9’a kadar düştüğünü belirtiyor uzmanlar. Bonzai adlı sentetik uyuşturucunun hem çok ucuz hem de ulaşılabilmesinin de çok kolay olduğunu görüyoruz haberlerde. Güpegündüz, sokak ortasında uyuşturucu yüzünden kendinden geçmiş gençleri, büyük şehirlerin en işlek caddelerinde görüyoruz artık. Bunun çaresini vatandaş mı düşünecek? Bu manzaraya karşı bir tedbir gerekmiyor mu? Bütün bu hadiseler için bir seferberlik gerekmez mi?
Siyaset konuşmak için harcanan enerjiden çok daha fazlasını toplumdaki ahlaki çürüme için, çocukların selameti için göstermeyeceğiz de ne için göstereceğiz?
Toplumda kutuplaşma, gerginlik, huzursuzluk
İdareciler toplumu ilgilendiren her meseleden sorumludur. Ahlaki çürüme işse toplumun huzur, sükun ve selameti için olmazsa olmazdır. Toplumun giderek çürümesini izlemek değil önlem almak, bu meseleler üzerine kafa yormak gerekmektedir. Toplumu kutuplaştırıcı ve bilinçsiz insanları durduk yere galeyana getirici dil ve üslup da bir an önce terk edilmelidir artık.
Ahlakın çürümesi toplumun felaketidir.