Kanayan yaramız Filistin hakkında yazılar yazdık; feryad ettik, dua ettik hem de defalarca. Biz feryad ü figan ederken şeytanın çocukları çok mesafe aldı.

Siyonist işgale engel olamadık, planlı göçlerle mukaddes beldemiz Kudüs’ün demografik yapısının değiştirilmesine, Aksa’mızdaki kan ve gözyaşına, zulmün en şedidine engel olamadık.

Ciğerimiz yandı, feryad ettik ancak bedel ödemedik. Bedel ödemeyi Filistinli Müslüman kardeşlerimize havale ettik. Tarihin en şerefli ümmeti bizler, son 300 yıldır mağlubiyet psikolojine esir olduğumuzdan, fetret dönemi yaşadığımızdan eski güç ve izzetten uzak olduğumuzdan çare ve çözüm üretemedik.

Yakın tarih aleyhimize işlerken, uzak tarihte farklı manzaralar yaşanmıştı mukaddes beldede. Milattan önce 900’den beri devlete kavuşamayan, Babillere, Mısırlılara, Romalılara, Perslere mağlup olan Yahudiler; İslâm güneşinin doğmasıyla şerefli Muhammed ümmetine boyun eğdi yüzlerce yıl.

Mukaddes İslâm dininin mukaddes peygamberi Hz. Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâm “Benî Nadir, Benî Kaynuka, Benî Kurayza” ihanetinin cezasını verdi. Yahudileri Hayber’de perişan etti.

Hz. Ömer (r.a), miladi 638’de Kudüs ve Aksa’ya İslâm mührünü vurdu. Emeviler, Abbasiler, Tulunoğulları, İhşitler, Fatimiler, Selçuklular, Eyyubiler, Harzemşahlar, Memlûkler ve 1517 Yavuz Sultan Selim Han zamanıyla birlikte ise Devlet-i Aliyye-i Osmâniye ile İslâm mührü 1916’ya kadar sürdü.

Devlet-i Aliyye-i Osmâniye’nin mağlubiyetle bölgeden çekilmek zorunda kalmasından sonra kutsal topraklar, İngiltere’nin elinde kaldı. İngiltere, Fransa ve Rusya’nın aralarında imzaladıkları 1916 tarihli Sykes-Picot Anlaşması ve 1917’deki Balfour Deklarasyonu ile Hıristiyan İngiltere’nin öncülüğünde Yahudi bir devletin kurulmasının zemini hazırlandı. Böylece Haçlı-Siyonist ittifakıyla Siyonistlerin bölgeyi işgali gerçekleşti.

İngiltere’nin himayesiyle işgal edilen topraklarda Siyonist rejimin kurulması sağlanmış, ABD’nin himayesiyle de zulüm ve işgal bugüne kadar devam etmiştir. Yani, Haçlıların himayesiyle Siyonist İsrail kurulmuş, yine aynı merkezin himayesiyle zulmüne devam etmektedir.

Sözün özü, Yahudiler, milattan önce 993’te Davud Aleyhisselam’ın Kudüs’ü fethedip başkent yapması hariç mukaddes topraklara aslâ hakim olamamıştır. Kaldı ki Davud Aleyhisselam, biz Müslümanların da iman ettiği peygamberdir. Kurduğu devlet, mutlak manada Yahudilerin kurduğu devlet değildir.

Tarih boyunca devlet kurmayı becerememiş, sürünmüş Siyonist topluluğun İslâm/Osmanlı mülkü Filistin’de İngiltere’nin himayesiyle işgal ettiği mukaddes topraklarda kurduğu devlet (14 Mayıs 1948) aslâ meşru değildir.

Kurulduğu tarihten sonra da ABD’nin ve Batı’nın kanatlarının altına saklanarak burada bulunan mazlum Müslümanlara zulmeden Siyonist İsrail, yüzyıllık sürede hayli mesafe almıştır.

Yaklaşık 3 bin yıldır devlet kurmayı becerememiş bir topluluğun İngiltere, Batılı devletler ve ABD’nin arkasına saklanarak mazlum Müslümanlara yaptığı zulüm, başarı değil korkaklıktır. ABD’nin ve Batı’nın himayesi olmadan İsrail bir hiçtir, yenilmeye ve yok olmaya mahkûmdur. Dün, Hayber’de muhkem kaleleri sonlarına engel olamadıysa bugün de demir kubbeleri kaçınılmaz sonlarına mâni olamaz.

Siyonist İsrail’in bölgede özellikle Kudüs ve Mescid-i Aksa’daki zulmüne devam etmesinin suçunu sadece Haçlı-Siyonist iş birliğine yüklemek hakkaniyetli bir yaklaşım olmaz. Adına İslâm ülkeleri denilen, adları ve içinde yaşayanlardan başka İslâmî hiçbir özelliği olmayan devletler topluluğu zulmün ikinci ortağıdır.

Geldiğimiz noktada, yüz yılda sıfırdan işgal, planlı göç, kan ve zulümle İslâm ülkelerinin ortasında Siyonist bir İsrail devleti kurulmuş, buna halkı Müslüman olan ülkeler seyirci kalmıştır.

Haçlı-Siyonist bloku, günden güne mesafe almış, bölgede İsrail’i işgalci değil, meşru bir devlet haline getirmek, alan genişletmek için Kudüs’ün başkent ilan edilmesi ve Normalleşme Anlaşması imzalamakla bunu başarmıştır.

Haçlı-Siyonist iş birliği, onların birbirinin dostu olduğu asırlar öncesinde Kur’an-ı Kerim’de bize bildirilerek uyarılmasına rağmen dostluk peyda edilmeye devam etmektedir. “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah, zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez” (Maide, 51) ayeti tam da bunu ifade etmektedir.

Allahü Teâlâ, bütün zulüm ve gözyaşlarının Müslümanların eliyle düzeltilmesini emretmektedir: “Onlarla savaşın ki, Allah sizin elinizle onları cezalandırsın, onları rüsvay etsin; onlara karşı size yardım ve zafer nasip etsin ve (baskı ve zulüm altındaki) mü’min toplulukların gönüllerini ferahlatsın” (Tevbe, 14). Yeryüzünde Allah (cc)’ın hükümranlığını tanımayan Yahudi ve Hıristiyanlara İslam’ın hükümlerine boyun eğdirmeye yönelik Kur’an-ı Kerim’deki, “O kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Peygamber’in haram ettiği şeyi haram tanımayan ve hak dinini (İslâm’ı) din edinmeyen kimselerle; onlar hor ve küçülmüş oldukları halde kendi elleriyle (boyun eğerek) cizye verinceye kadar savaşın” (Tevbe, 29) ayeti sadece Müslümanlar arasında değil, yeryüzünün tümünde Allah’ın hükümlerinin uygulanması gerektiğini belirtir.

İsrail gibi gözü dönmüşlerle savaşılırken pasif olunmamasını, onlara karşı onurlu ve güçlü olunmasını emreden Kur’an-ı Kerim, “Onlar sizde sertlik ve üstün gayret görsünler. Bilin ki, Allah (kötülükten ve adaletsizlikten) sakınıp korunanlarla beraberdir” (Tevbe, 123) ayetiyle acizlikten kurtulmamızı emrediyor.

Kâfirlerin ancak güçten anlayacağı da şu ayetlerde açıkça beyan edilmektedir: “Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara güç göster. Onların varacakları yer cehennemdir. O, ne kötü bir varış yeridir” (Tevbe, 73/Tahrim, 9).

İsrail güçten anlar! Ancak gücü kullanabilecek izzetli ve şerefli yöneticiler gerekir. İsrail’le normalleşme anlaşması imzalayan, İsrail’le ilişkileri günden güne geliştiren Müslüman ülkelerdeki yöneticiler Siyonistlerin zulmünden sorumludur.

İslâm ülkelerindeki müstemleke yöneticiler var oldukça; halklar, bu yöneticileri gönderip zulme boyun eğmeyecek, Müslüman’ın izzet ve şerefini koruyacak yöneticileri seçmedikçe zulüm ve gözyaşı devam edecektir.