10. 3. 2013 tarihinde Kocaeli AGD nin daveti üzerine

Mülkiye Dersleri programına katıldım. Bir ay önceki programa Prof. Dr. Arif

Ersoy Bey katılmış. Her ay, önemli buldukları bir ismi davet ediyorlar.

Sevindirici bir durum. Gençlik boşta ve büyük bir medya kuşatmasında.

İstanbul ve çevresindeki davetlere kendimi zorlayarak da

olsa katılıyorum. Bu programa, zorlansam da söz verdiğim için gittim.

Doğrusu gençlik söz konusu olunca bu gibi

sorumluluklardan kaçamıyorum. Bunu önemsiyorum.

Konuşma konumuz, İslâm Düşünce ve Edebiyatının Batı

Üzerinde Etkileri idi. Öncelikle, edebiyat, sanat ve hayatımızın ekseninde

şiir duruyor. Şiir, hemen her insanımızın, şöyle ya da böyle özendiği, ilgi

gösterdiği bir alan. Sevgili Efendimizin şairlere önem vermesi, Peygamber

şairleri diye bilinen önemli şairler olduğu bilinir. Hasan b. Sabit bunların

başında geliyor. Hasan, Müslüman olduktan sonra şiir söylemeyi bırakıyor.

Sevgili Efendimiz onun yeniden şiir söylemesini istiyor, o da söylemeye devam

ediyor. Amcası ve koruyucusu Ebû Talib dönemin önemli şairlerinden. Şu sıralar

Veysel Akdoğan Hoca, onun 104 beyitten oluşan Kasidesi ni Yedi İklim dergisi

için çeviriyor. Bu şiirin ilginç bir ruhu var. Sevgili Efendimizin veya dönemin

ruhu belirgin o şiirde.

Kâbe nin duvarlarına o sıralarda şairlerin şiirleri

asılır, gelenler onları orada okurlar. Ekalimü s-Seb a, yani Yedi Askı şairleri

o dönemde oldukça meşhur olanlarıdır.

Efendimizin ümmi (yani okuryazar olmaması) olması bir

mucize. Okuma yazma bilmediğinin en somut örneği Hudeybiye de müşriklerle

yapılan Rıdvan Biat ında kendi adını okumayacak kadar ümmi. Müşrikler Allah

Elçisi Muhammed yazılı bölümü istemediklerinden Hz. Ali ye orayı silmesini

istiyor. O, silmek istemeyince, Hz. Ali den adının olduğu yeri göstermesini

istiyor,  sonra da adını kendisi siliyor.

Bugün batılıların özellikle, onların güdümünde ve etkisinde olan Türkiyeli

batıcıların Muhammed in (S.A.V.) Kur an ı demeleri, O nu peygamber olarak

kabul etmeyişleridir. Bir de Kur an ı Sevgili Efendimizin eseri olarak

göstererek hem İslâm ı red hem de Kur an ı bir insanın eseri olarak göstererek

küçümsemiş oluyorlar.

Kur an-ı Kerim dil ve söyleyiş bakımından da bir

mucizedir. Gerek sesli okunuşunda gerekse içten okunuşta manevi bir haz

uyandırır, insanı çok çok etkiler. Dönemin putlara tapan şairleri, Kur an

ayetlerine karşı şiir söylemeye yeltenince gülünçleştiler. Çünkü onların

şiirleri Kur an mucizesi karşısında dilleri tutulmuş birer nesne olarak

kaldılar.

Efendimizin yanında bulunan Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz.

Ali, kızı Hz. Fatıma, eşi Hz. Aişe de birer şairdirler. Sevgili Efendimiz

Medine ye girdiğinde şiirlerle karşılanıyor. Şiir Müslümanların hayatında doğal

olarak yer alıyor. Uhud savaşında kendisini canhıraş koruyan ve şehit olan

arkadaşları için başta Hasan b. Sabit in şiir söylemesini söylüyor. Ona Hz. Ebû

Bekir ile Hz. Ömer de eşlik ediyorlar.

Sevgili Efendimiz şair arkadaşına hırkasını vererek onu

ödüllendiriyor.

Sevgili Efendimizden sonra Müslümanlar şiir söylemede

yetkinleştiler. Büyük bir şiir ırmağı, büyük bir şiir okyanusu oluştu. Kendi

içinde şiir tarzları gelişti. Naat, kaside, gazel, rübai, mesnevi, mevlid gibi.

Şikâyetnameler, yergiler, öfke ve sevgiler de şiirle ifade edildi.

Nesir Müslümanların hayatında bir önceliğe sahip olmadı.

Nesir de şiir özelliğine büründü. Büyük nasirlerin eserleri şiirsel bir öz

taşırlar. Siyasetnameler, hatıratlar, tarih kitapları, dini eserler, tıp,

felsefe, kimya gibi bütün bilim alanlarına ait eserlerde şiirin ruhu var.

Gündelik hayattaki nükteler de bu özelliğe sahiptirler. Nasreddin Hoca

fıkraları kısa ve özdür, fazla söz yoktur örneğin. Çok az sözcüklerle anlatılır

ve hikmet doludurlar. Her fakrı üzerinde ayrıca durulmalı.

Örneğin Elmalılı Hamdi Yazır ın tefsir dili ve üslubu ile

bugünküler arasında dağlar kadar fark var. Bir tadı var. Bugünküler sıradan

ifadelerle laf kalabalığı ve yığınıyla doludurlar.

Sevgili Efendimizin hadisleri, söz ve davranışları da ruh

bakımından çok zengin, şiirsel bir öz taşırlar. Onlar kendiliğinden oluşmuş

hâller değildirler. O, korunmuştur. Bu yönüyle de mucizelerle yüklüdür. Çok

kısa zamanda kâfirlerin karşı çıkışlarına, ikiyüzlülerin türlü direnmelerine,

karşı çıkmalarına karşın dünyayı kuşatması, insanları etkilemesi de bir mucize.

AGD gençliğine yaptığımız konuşmanın bu bir girişi. Konu

çok geniş, ayrıntılı ve anlatmak için zaman gerektirir.