Makalemize ne pahasına olursa olsun verdiğiniz sözde durun tavsiyesi ile başlamak istiyoruz. Çünkü Allah, “Ey iman edenler! Sözleşmelerinizi (ahitlerinizi, konuştuklarınızı) yerine getirin” (Mâide/1) ve "...günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın..." (Mâide/2) buyurmaktadır. Yani doğruyu tasdikleyin, yalandan dolandan yana olmayın ikazını yapmaktadır.

Mümin bir insan olarak vermiş olduğunuz "...sözünüzü unutmayın, Allah’tan korkun..." (Mâide/7) buyrulmaktadır. Onun için konuşmadan ve yazmadan önce iyice düşünülmesi gerekir. Zira söz, yemin mesabesindedir, verdikleri sözleri “…inkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennem ehlidir.” (Mâide/10) Yalan konuşarak vaatlerde bulunanların akıbeti hem dünyada hem de ukbada perişanlıktır. Bu sebeple siyasette ivme kazanmak için yalan konuşanların sonu hüsrandır.

Konuşmalarında; "...fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ölümlerinden veya asılmalarından veya sürülmelerinden başka bir şey olamaz. Bu onlara dünyada çekecekleri bir rezilliktir." (Mâide/33) Ne pahasına olursa olsun rezilliklere sebebiyet verecek durumlardan, konuşmalardan, yazmalardan uzak durmak er kişilerin işidir. Ölümlü bir dünya için perişan olmanın gereği yoktur. Her işte Allah'tan korkmak gerekir, zira hesap günü var…

Unutmamak gerekir ki, inananlar hatalarından sonra "...tövbe edip kendini düzeltirse, Allah elbette tövbesini kabul eder. (Çünkü) şüphesiz Allah affeden, merhamet edendir." (Mâide/39) Ancak insanlar tövbesinde samimi olursa hem kul nezdinde hem de Allah katında itibar görür. Ama "dün dündür bugün bugündür" denirse, felâkete davetiye çıkartılmış olur. Malum, konuşmalarında yalan konuşanlar haram yerler, helal akıllarına gelmez, harama devam ederler, zira onlar dünyevileşirler. Mâide Suresinde "...onlardan birçoğunu görürsün ki, günaha girmekte, zulmetmekte ve haram yemekte yarış ederler. Gerçekten bu yaptıkları şeyler ne kötüdür" (Mâide/62) buyrulmaktadır. İnanan herkes, ayetlerden ibret almalı, hayatını bu esaslara göre tanzim etmelidir.

Hemen belirtelim ki; "...kimmiş Allah’tan daha güzel hüküm verecek?” (Mâide/50) Bir söz, bir makale, Yaratan’dan onay alırsa kıymeti ve makbuliyeti olur. Kulun takdiri sonra dikkate alınmalıdır. Başkalarına hoş görünmek için laf üretenlerin, fiillerinde samimi olmayanların, inanmayanlarla dostluklarına devam edenlerin yanılma payı ziyade olur. Nitekim Allah: "Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. (Çünkü) onlar ancak birbirinin dostlarıdır. İçinizden her kim onları dost edinirse kesinlikle onlardan sayılır. Allah ise, zalimleri doğru yola çıkarmaz." (Mâide/51) buyurmaktadır.

"Onun için kalplerinde nifak hastalığı olanları görürsün ki, kâfirlerle dostluk yapmak hususunda yarışırlar. Başımıza bir felâket gelmesinden korkuyoruz” (Mâide/52) derler. Böylece yoldan çıkarlar, perişan olurlar, yanlış yaparlar. Dolayısıyla Müslüman olanlar gerek iç siyasette gerekse dış siyasette Yahudiler ve Hıristiyan olanların kahır ekseriyeti ile mutabakatlar içinde olamazlar.

"Sizin dostunuz önce Allah, sonra Resulü, sonra iman etmiş olanlardır..." (Mâide/55) ve devamla "ve her kim Allah'ı, O'nun Resulünü ve müminleri dost edinirse, şüphe yok ki, Allah'ın taraftarları galip geleceklerdir" (Mâide/56) emirleri açıktır. Yani maddeten güçlü olanların yanında yer almak, inanç meselesinin sıkıntısını ortaya çıkarır. Bu açıdan günümüzde görünen manzara, bizim için dehşet vericidir. Maalesef bu günlerde mazlumun yanında olduğumuz söylenemez. Bu da politikadır diye kabullenilemez. Allah, "Ey iman edenler! ...dininizi eğlence ve oyuncak yerine koyanları, ne de diğer kâfirleri dost tutmayın, Allah'tan korkun, eğer müminlerseniz" (Mâide/57) talimatını vermektedir. Her türlü iç-dış münasebetlerimiz bu esaslar düşünülerek oluşturulmalıdır. Yoksa akıbetimiz hüsrandır.

Allah buyuruyor ki: "İnsanlar içinde müminlere düşmanlık bakımından en şiddetlisini, şüphesiz Yahudiler ve müşrikler olarak bulacaksın." (Mâide/82) Buna rağmen siyaset yapılamaz, yapanlara da itibar edilemez.

Bizim açıklamalarımız kişileri, siyasileri uyarmak içindir. Rehberimiz: "Peygamberin üzerine düşen sadece bir tebliğdir" (Mâide/99) ayetidir. Bu tebliğlere rağmen tavırlarımızı değiştirmezsek, Allah'tan korkmadığımızı, kulların gücünden çekindiğimizi ikrar etmiş oluruz ki, Allah korusun helâk oluruz. Çünkü: "Bütün o göklerin, yerin ve onlarda olan her şeyin mülkü (hükümranlığı) Allah'ındır. O, her şeye daima gücü yetendir." (Mâide/120) Hâkimiyet de mutlak Allah'ındır (Yûsuf/40)

Şahsi veya siyasi menfaatler için emirlerden uzaklaşmak, Yaratan’ın talimatlarını kulak ardı etmek, suretiyle müspet sonuçlara ulaşmak mümkün değildir, yanıltıcıdır, hayallere prim vermektir ki, sonu hüsrandır. Neticede selamet ve saadetimiz için, herkes kendine gelmeli, buyruklara uymalıdır.

Rahman ve Rahim,

Kadir ve Muktedir,

Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.

Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). 04.06.2026