Ülkemizde ziyadesiyle parti kurulmuştur. Bunların bazısı sol tandanslı, CHP gibi. Kimisi liberal, DP, AP, ANAP, Doğruyol Partisi, AK Parti gibi. Diğer bazıları da milliyetçiliği savunmakta, ancak onlar da paramparça oldular, Milliyetçi Hareket Partisi, Büyük Birlik Partisi, Zafer Partisi ve İyi Parti olarak ortaya çıktılar, onun için zafere ulaşamadılar.

                        Bunların karşısında ‘Önce ahlak ve maneviyat’ı ön plana alan, ‘Adil Düzen’ sloganı ile ortaya çıkan, maneviyatçılığı benimseyen Saadet Partisi var. Bu görüşten kopanların bazıları ise taklitçiliği kullanan Yeniden Refah Partisi’ni kurdu. Bu parti, Milli Görüş lideri merhum Erbakan’ın yaptığı tüm konuşmaları dikkate almayan, onun videolarını dinlediği halde beyanlarına kulak tıkayan ve münazara konusu olan bazı meselelere aldırmadan, sadece Milli Görüş’ün tek partisi olan Saadet Partisi’ne (-ki merhum Erbakan böyle söyledi, durdu) zarar vermeyi tek hedef haline getiren bir siyasi oluşum olarak, maalesef siyasi arenada yer almış durumdadır.

                        Üzülerek ifade edelim ki, YRP’nin kuruluşu Milli Görüş’ün gücünü kırmak için devreye sokulmuş ve kısmen de arkasındaki güçler sayesinde başarıya ulaşmıştır. Ancak bütün baskılara, aldatmalara rağmen şu anda eğilip bükülmeyen, çelik gibi ayakta duran 570 bin vatan evladı Saadet kalesini korumaya devam etmektedir. Onun için her türlü tezgahlamalar bu görüşü imha edememekte, başarısızlık çukuruna düşmektedir.

                        Şimdi bu partinin 30.06.2024 tarihinde genel kongresi yapılacaktır. Temennimiz merkezden baskı yapılmasın, aday olmak isteyenlerin önü kesilmesin. Adaylar yarışsın, kazanan alkışlansın. Bu usul il ve ilçe kongrelerinde de uygulanmalı, yarış, adaylar arasında olmalı, tepeden aday gösterilmekten uzak durulmalıdır.

                        Tabanda başlayan yarış, teşkilatları manipüle eder. Onun için herkes çekinmeden cesaretle siyasete soyunabilmeli, YİK’miş, Genel Merkezmiş, bu mücadelede taraf olmamalı, aday dayatmasından uzak durmalıdır.

                        Bu hal tabanı hareketlendirecek, herkes kendi adayını çıkarabilmek için alın teri dökecek ve semeresini almak için gece-gündüz çalışacak, rekabet kızışacak, kazanan başüstü edilecek, kaybedenler de üzülmeyecektir. Neticede kazanan adayı desteklemek için gayretli çalışmalar yapılmalı, böylece kucaklaşma sağlanmalıdır.

                        Teşkilatların sesini dinlemeyen, teşkilatlarını hiçe sayan anlayış, kimden gelirse gelsin, alkışlanmamalıdır. Delegeler vicdanını kullanarak adayını seçmeli, sıkıntıya sokulmamalıdır. Eğer Genel Merkezin bir baskısı olursa, o zaman bu baskıya karşı bütün adaylar direnmeli, atama yerine, mücadele ile tabandan gelenler alkışlanmalıdır.

                        Teşkilatları kuzu olarak gören tutumdan herkes uzak durmalı, Genel Başkan hakem olmalı, Genel Merkez taraf tutmamalı, onların tek vazifesi alanı hazırlamak, Kırkpınar’da olduğu gibi pehlivanları alana almak olmalı, mücadele edenler arasında bitaraf davranmalıdır. Aksi halde Saadet Partisi güç kazanma yerine, güç kaybetmeyle baş başa kalacaktır.

                        Dolayısıyla adayların ortaya çıkmasına engel olan her ne ise ortadan kaldırılmalı, hakemlik görevi teşkilatlara bırakılmalıdır. İstişare gereklidir, ancak adil olursa, taraf tutulmazsa faydalı olur. Ama işin içine siyaset karışırsa, istişarenin kıymeti harbiyesi kalmaz. Herkesi ikaz ediyoruz. Çünkü aday olmayı düşünen herkes bizim can kardeşimizdir.

                        Merkezden atamalar teşkilatların moralini bozar, çalışma şevkini azaltır, kırılmalar olur, muhabbet azalır, seçimlerde çalışacak adam bulunmaz hale gelir. Onun için seçimde canla başla çalışan 570 bin yiğidi üzmemek gerekir. Zira onlar bu davanın delileridir. Bu gücü iyi kullanmak, yöneticilerin başta gelen görevidir. Tabanın sesini dinlememek, bildiğini okumak devri kapanmıştır. Herkes tayinle değil, emeği ile makama gelmelidir. İşte o zaman minnettar olmaz, kendisini cesaretli göreceği için daha gayretli olur. Tabii ki bütün bunlara rağmen, Genel Merkeze, YİK’e karşı saygıda kusur işlemeden, gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Aksi halde el-Fatiha dememiz elzem olur.

Sonuç olarak, Sadettin Kaplan’ın dediği gibi:

Dizginle dil gemiyle dil denen hergeleni

O dil ki, dellal eder diline her geleni.              

                        Rahman ve Rahim,

                        Kadir ve Muktedir,

                        Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.

                        “Ya Rabbi bu haftayı bize hayırlı ve bereketli kıl. Hayırlara yakın, şerlere uzak eyle.”                                 

                        Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). Elbis Hotel/Altınoluk – 24.06.2024