Kur an diyor ki: Ve Rabbinize istiğfar ediniz, sonra
O na tövbe ediniz; müsemma ecele kadar size hasen meta ile temti eder ve her
Fadl/Fazl sahibine fazlını verir. (Hûd, 3)
Fadl/fazilet SA Y/emek ile elde edilir.
Namaz insana yaşama faziletini verir.
Zekât insana çalışma faziletini kazandırır.
Oruç insanı kötü alışkanlıklardan uzaklaştırır, irade
sahibi yapar, azim sahibi yapar.
Hac insana birlikte topluluk oluşturma eğitimini verir.
Bir de insan çalışırken eğitim alır. Bu eğitimler sonunda
elde edilen faziletler dayanışma ortaklıkları tarafından tevcih edilir. Ona
göre görev verilmiş olur, ona göre yetkileri vardır, sorumluluk ona
göredir ve en sonunda haklar da ona göre doğar.
İşte bu düzenin adı Adil Kur an Düzeni dir ve bu düzen
böyle kurulur.
Önce semt kooperatifleri bünyesinde yüz aile arasında
kurulacak olan bu düzen, daha sonra bütün ülkeyi ve zamanla tüm insanlığı
içerecektir.
Bugün resmi kuruluşlar bu ehliyetleri tevcih etmektedir.
Bizim çocuklarımız o okullarda okuyacaklar; paralel yapıyı oluşturmadan
okuyacaklar... Oranın eğitimini alacaklar... Onların verdikleri diplomalarla
topluluklarda iş yapacaklar...
Bugünkü eğitim sisteminin dört eksiği vardır.
1. Bunlar eğitim yaparken sistemsiz eğitim yapmakta,
öğrenciler öğrenmemektedir. Bizim özel derslerimiz olacaktır;
dershanelerimiz değil derslerimiz olacak. O da Namaz, Zekât, Hac Ve
Oruç tur; bu sayede onların öğretmediklerini biz öğreteceğiz.
2. Onların öğrettiklerinde eksiklik var. Gereksiz şeyleri
okutuyorlar ve/ya sadece ezberletiyorlar, gerekli olanları öğretmiyorlar. Biz o
ilimlerin kitaplarını yazacak, onların eksik bıraktıklarını biz öğreteceğiz;
böylece öğrencilerimiz başarılı öğrenci olacaklardır.
3. Önemli olan üçüncü sistemdir. Onların imtihan
sistemi eksiktir. Öğrenememiş kimselere diploma tevcih ediyorlar. Biz etkin
imtihanlar yapacağız, sadece bilenlere sertifika vereceğiz. Bizde her mühendis
diploması olan mühendislik yapmayacak, ayrıca bizim mühendislik imtihanlarımızı
da kazanacak. Osmanlılar ve Cumhuriyetçiler bunu yapacaktı; ayrı
mektepler/okullar kurmayacak, ek imtihanlarla medresedekilere Batı uygarlığını
öğreteceklerdi. Böyle yapılsaydı bugünkü sorunlar olmayacaktı.
4. Bugün tevcih edilen diplomaların garantisi yoktur.
Oysa bizdeki dayanışma ortaklıkları bunları ortaklarımıza tevcih edecek,
teminatlı diploma vereceklerdir. Tüm meslekler primsiz sigortalanacak, olay
olduktan sonra tazminata ortaklar katılacaklardır. Bu sistem ortakların zarar
vermelerini önler, böylece sürekli olarak birbirlerini uyarırlar.
Âyet bitmedi, devamı var ve aynen şöyle: Ve tevelli
ederseniz (yani yüz çevirirseniz) ben sizin üzerinize gelecek büyük bir günün
azabından korkuyorum. (Hûd (11), 3)
Biz tebliğimizi yaparken kendi görüşümüzde söylemiş
oluruz. Böylece bizimle onlar arasında ne tür diyalogumuzun olacağı
öğretilmektedir. Biz tebliğ edeceğiz ve onların azaba düşmeleri konusunda da
havf edeceğiz yani korkacağız ve tedbirler alacağız.
Biz böyle yapıyoruz, yarım asırdır söyleyeceklerimizi
söylüyoruz; söylemeye devam ediyoruz. Ondan sonra da onların kebir azaba yani
büyük bir günün azabına düşmemeleri için elimizden gelen yardımı yapıyoruz.
Onun ötesinde onların yanında olmuyoruz.
Yani Biz her söze kulakveriyoruz ve sözlerin en iyisine uyuyoruz. Bu arada onları da dinliyoruz,
onların muhaliflerini de dinliyoruz. Biz onlarla da iyiliklerde bir oluyoruz.
Bu sebepledir iki dere arasında susuz yaşıyoruz ama biz hâlimizden memnunuz...
(Devamı var)