Kaldığımız yerden devam ediyoruz…
Birinci yazının en başında ne demiştik?
“Akdeniz Üniversitesi, 2019 yılı Nisan ayı sonunda (27-29 Nisan) uluslararası bir kongre düzenlemiş ve bu kongrede bizim ‘Adil Düzen ve kooperatif çalışmalarımızla ilgili olarak da bir tebliğ’ sunulmuş; söz konusu bu tebliğin özünü veya özetini önemine binaen sizlerle paylaşıyorum.”
Devam…
“Reşat Nuri Erol, Milli Gazete’deki köşesinde Akevler Kooperatifi’nin diğerlerinden farkını şöyle sıralar (R. N. Erol, 2013).
1. Ortaklar “para” ile değil “mal” (DÇ) ile ortak olmaktadır. Bütün hesaplar “mal” veya “emek” üzerinden yapılmaktadır. Sonuçta ortak seçilen ana malı kazanmakta veya kaybetmektedir. Ortaklar paylaşmayı mal üzerinden yapmakta, vergilerini kazandıkları malın TL değeri üzerinden ödemektedirler.
2. Ortaklık düzeninde sabit kira yoktur, sabit ücret yoktur, sabit kâr yoktur, sabit genel hizmet payı yoktur, üretimden pay vardır. Üretim olursa herkes payını alır, aza olursa az olur, olmazsa hiç olmaz. Sabit ücret ve sabit kiralar faizdir, kooperatifimiz faizli işlemler yapmaz.
3. Ortaklar paylarını borç ve alacakları ile devretmektedirler. Dolayısıyla kâr ve zarar hesapları günlük hesaplanmaktadır. Payın değeri o gün kooperatifte mevcut olan mallar ile kooperatifin borç ve alacaklarını devretmektedir. İlerde çıkacak vergi ve sigorta borçları devralan ortaklara ait olmaktadır. Payın borçlusu ve alacaklısı kooperatif olmaktadır. Sınırlı sorumluluğun (S.S.) manası budur.
4. Ortaklık belgesini alanlar kooperatife kooperatifin ortak olduğu hizmetlere ortak olmakta, sattıklarında da o kadar payı ile çıkmaktadır. Ortak ortaklık payını istediği zaman almakta ve satmaktadır. Kimse ortak olmaya veya ortaklıktan ayrılmaya zorlanmamaktadır. Bizim elli yıllık uygulamalarımızda zorunlu aidata dayalı ortaklık payı bulunmamaktadır.
5. Kooperatif, kuracağı iç borsada ortaklık paylarını kârsız alıp satmaktadır. Payların değerleri ise arz ve talep kanunlarına göre hesaplanmaktadır. Kâr veya zarar edebilir ama paylar daima likiditesini korumaktadır.
1970’ler Türkiye’si uygulanan ekonomik model ve ambargo sebebi ile yüksek enflasyon ve arz tıkanıklığının olduğu bir dönemdi. Devlet müdahalesi bu sorunları çözmekte yetersiz kılmıştı. Hayat pahalılığı ve ekonomik tıkanıklıklar İslami kesimin münevver taraftarlarını farklı ekonomik modeller arayışına itti. Akevler Yapı ve Tüketim Kooperatifi’nin kuruluş amaçları altında 1970’ler Türkiye’sindeki yüksek enflasyondan korunmaya yönelik bir çaba olduğu gayet açıktır. Yabancı döviz cinsinden işlem yapmanın etik olmadığı ve faizli bankacılığın da caiz görülmediği bir ortamda kurulan yapı kooperatifinin reel metalar üzerinden işlem yapması gayet anlaşılabilir. Kapitalist iktisadi sistemi şiddetle eleştiren bu grup devlet düzenlemesinde millî bir ekonomik sistemi tercih etmekteydi. Devlet vatandaşların serbest girişimlerinde destek olmalı ve sağlıktan eğitime pek çok alanda bizzat hizmet vermeliydi. Devlet özellikle gelir dağılımını düzenlemek ve diğer amaçlarla piyasaya müdahale edebilmeli ve mazlumu korumalıdır. Bu piyasaya sürekli bir müdahale değildir ve piyasanın işleyişinin bozulması ve düşük gelir grubundakilerin zarar görmesi durumunda arzulanır (Ersin, 2015).
Bu açıklamalar dizini sosyalist bir söylemi içermekteydi ama İslami kesimin bu tür bir ideoloji ile hareket ettiği söylenemez.
Süleyman Karagülle, Akevler Yapı Kooperatifi’nde teorik çerçevesi çizilen Adil Düzen’i ve kooperatifin temel amacını üretimde kapitalist, tüketimde sosyalist olarak özetlemiştir. Kooperatif aidatlarının para yerine reel meta olan demir-çimento (DÇ) gibi araçlarla ödenmesi de bu siyasi duruşun göstergesidir.
Kuruluş yıllarından itibaren bir adaletli ekonomik sistem görüşünün tartışılıp olgunlaştırıldığı görülmektedir. Bu tartışmalarda bu düzene Adil Ekonomik Düzen adı verilmiş ve para mefhumu kapitalist sistemden farklı olarak tanımlanmıştır.” (DEVAMI VAR.)