BİRİNCİ 10 YIL BİTER BİZ YİNE HATIRLARIZ

“AKP kurucusu, eski başbakan yardımcısı, TBMM eski başkanı” sıfatlarını yazmışlar önce Sayın Bülent Arınç’ın. Sonra Sözcü TV’deki anlatımlarında özellikle vurguladığı bir olaya çekmişler okuyucu dikkatlerini; yarım kalan arzusu belki neticelenir umuduyla.

“Melih Gökçek, Ankara’yı parsel parsel sattı açıklamamın üzerinden tam 10 yıl geçti. Bir tek savcı bile beni ifadeye çağırmadı. Çağırırlarsa giderim.”

Sayın Arınç sabırlı kişidir. Tam 10 yıl beklemiş. AKP kurucusu olmak için de MSP ve RP saflarında 20 yıl beklemişti.

İyi hukukçu olduğuna partililerinin şiddetle inandığı Sayın Arınç, niçin sadece açıklama yapmakla yetinmiştir tam 10 yıl önce? Bir istida, bir dilekçe yazsa idi ilgili mahkemelerin savcılık makamlarına; bir ihbarda bulunsa idi mesela, yine tam 10 yıl bekler, yine yakınır mıydı?

“Ben daha ne yapayım” yakınmasını özellikle mi hissettirmek istemiştir Sayın Arınç? Bir yol gösterin yahut bir tanıdığınız varsa eğer, gibi çağrışımlar yaptırarak insanlarımızın yardımcılık duygularını ayaklandırmak mıydı niyeti? Ankara’yı parsel parsel satan Melih Gökçek’ten şikayetçi olmasından vazgeçmediğine veya şikayetini geri almadığına göre…

Sıfatları neredeyse bir paragraf hacmi tutan hukukçu politikacı Sayın Arınç’ın, iktidarlarındaki bir yaşanmışlığı, bizzat zat-ı alilerini de dahil ederek tespit etmesine ve tarihin kaydına aldırmasına burada bir nokta koyarak, bir başka beyanatının izahlı tercümesine geçeceğiz.

NE DEMİŞ, NEYİ ANLATMIŞ?

“Babadan oğula vekillik olmuştur, ama bu başka bir konudur. Bizde genel kabul görmez diye düşünüyorum.”

“Olmaz mı, istenirse olur. Ancak halk buna karar verir.”

“İsim söylemem ama Tayyip Bey’in siyasetteki çizgisini az çok biliyorum. 2007’de ‘Kardeşim Abdullah Gül’dür’ diyen bir insan, seçimler yaklaştığı zaman ‘Kardeşim falandır’ diyebilir. Bunu da yabana atmayın.”

Sayın Bülent Arınç’ın son siyasi paylaşımından aldık bu cümleleri.

“Halk karar verir” demesine rağmen, Sayın Abdullah Gül’ün seçiminden bahisle Sayın Erdoğan’ı “Karar verici” ilan eden Sayın Arınç’ın hatırladıklarında eksiklikler olduğunu, o günleri takip eden insanlarımız fark etmişlerdir.

02 Eylül 2007 tarihli ve “Hayırlı olsun” başlıklı yazımızın son cümlesi şöyledir:

“Bu ülke umarız Abdullah Gül ile çok kazanır. Çünkü benim arkadaşım Abdullah Gül, hep kazananlardan yana olmuştur.”

O seçimin öncesinde Sayın Abdullah Gül, Sayın Tayyip Erdoğan ve üçüncü bir kişinin bir araya geldiğini, üçüncü kişinin Abdullah Gül olsun dediğini, ben de oradaydım tanıklığıyla ve seçimden hemen sonra tahsis edilmiş resmi TV programında açıklayan bir gazeteci, “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” iddiasıyla ilan etmişti.

Kapatılan Zaman Gazetesi’nin yazarı bahse konu o gazetecinin, Sayın Gül’ün seçimi öncesinde bir TRT1 programındaki konuşması, “Gül, devlet kararı ile köşke çıkacak” cümlesiyle manşet olurken, “Abdullah Gül ismi Tayyip Erdoğan’ın kafasında yoktu” iddiası da öne çıkarılmıştı. (07.08.2007, haber7.com)

“2007’de ‘Kardeşim Abdullah Gül’dür’ diyen bir insan’’ vurgusuyla ve “Seçimler yaklaştığı zaman” ayrıntısıyla, “Halk karar verir” demokrasi şartına bir kenarda dursun muamelesi yapmasını Sayın Arınç’ın, sıfatlarına “Kardeşim” sıfatını da eklemek hayaline dayandıran muhalif yazarlar var ülkemizde.

Karar vericiyi “Kardeşim” demeye yönlendirmek sayan muhalefet yazarlarının gerekçeleri ise, Sayın Arınç’ın “İsim söylemem ama Tayyip Bey’in siyasetteki çizgisini az çok biliyorum” diyerek başladığı cümlesinde, hem Abdullah Gül seçimine onay vurgusu, hem de yeni seçimde Sayın Erdoğan’ın yanında duracağını beyan etmesine dayalıdır.

BİT PAZARINDA GÖMLEK VAR!

Bu son açıklamalarının ışığında, muhalif gazetecilerin “AKP Genel Merkez ve Saray koridorlarını şenlik yerine çevirdi” makaleleri yazdığı Bülent Arınç’ı tahayyül ederken, nedense gelmiş geçmiş politikacılardan “az çok” bildiğim iki isim düşer aklıma; aralarında hiçbir benzerlik ve kan bağı olmasa da…

Birincisi, İsmet Paşa’nın son başbakanlarından Hasan Saka’dır. Tek adam rejiminin en başarısız sıfatlı başbakanı Hasan Saka ününün yarısından çoğunu İsmet Paşa koruyuculuğundan almıştı. Vefat saatinde, İsmet Paşa ile son kez yüz yüze geldiğinde “Sana bu dünyada fedailik ettim, orada da edeceğim” dediğini, doktoru, partili bir gazeteciye anlatmıştı.

Bir de, o kadar gitmelerinden sonra geldiğinde yine Demirel olmasında büyük payın sahibi Dr. Sadettin Bilgiç var.

1973 seçimlerinde MSP’nin birinci parti olmasını önlemek gayesiyle, Demirel ailesini bahane ederek AP’den kopardıklarıyla iğreti muhalefet partisi ‘’Tik’’ ekli DP’yi kuran Sadettin Bilgiç, görevini tamamladıktan sonra döndüğü AP’de Demirel’in tercihi olmamış ve hatta AP’nin yeniden açılmasını engelleyerek siyasi hayatını da bitiren Demirel, Çankaya yokuşunda Cindoruk’u emanetçi kılmıştır.

Sayın Bülent Arınç’ın o masum karıştırması gibi biz de bazan politikacıları karıştırıyoruz.

Arınç Gökçek

“EMEKLİ MAAŞI 480 DOLAR”

EMEKLİNİN GÖZLERİ DOLAR…

“En düşük emekli aylığı 20 bin lira olacak. Bu rakam göreve geldiğimizde sadece 66 liraydı. Yalnızca 40 dolara tekabül ediyordu. En düşük emekli aylığı 480 dolar olacak.”

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın son konuşmasındaki çok tartışılan bu bilgileri biz rakamlar ve yıllar bazında yapacağımız değerlendirmenin ana öğesi sayacağız.

Sayın Erdoğan’ın göreve geldiğimiz dediği 2002; 66 liramızın 40 dolar ettiği tarihtir. 1 dolar eşittir 1 lira 65 kuruş.

2019 yılında yapılmış bir gençlik programı dolayısıyla resmi iletişim sitesinin paylaştığı cümle de aynen şöyledir:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan göreve geldiklerinde 40 lira olan öğrenci bursunun şimdi 500 lira olduğunu vurguladı.”

Sayın Erdoğan bir ekonomist olsa da verdiği rakamlar ilgili dosyalardan alınıp, konuşma metnine yazılmıştır.

Dosyaları önüne dizip konuşan merhum Demirel idi. Çankaya’dan indikten sonraki bir konferansını hatırlıyorum. Önündeki dosyadan Türkiye’deki traktör sayısını okumuş, 1930 rakamlarıyla karşılaştırmış ve “Her traktörün dört tekeri varsa, binaenaleyh Türkiye’de dönen şu kadar traktör tekeri vardır. Bu fevkalade başarımızın ispatıdır” gibi bir izahını duyunca, on davarını kırk bacak malım var diye anlatan köylümüz rahmetli Cangaz gelmişti aklıma

Sayın Erdoğan’ın verdiği rakamlara elbette itiraz edecek muhalefet milletvekilleri. AKP’nin geldiği yılda tarım emeklilerinin 66 lirasından fazla maaş alan SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı emeklisi sıfatlı insanlarımızın aldıkları maaşların belgelerini açıklayacaklardır. Biz rakamların, hatırlama kabiliyetimize indirdikleri darbelere, silmelere dikkat çekmek istiyoruz.

Sayın Erdoğan’ın 1993 yılındaki “Çay-simit hesabı” sosyal medyada hiç kuşkusuz çok izlenen videolardandır.

Sayın Erdoğan’ın o muhalefet günlerinde, asgari ücretin 910 bin lira olduğunu da o görüntülü konuşmasından öğreniyoruz.

Öğreniyoruz dedik, aslında hatırlamalıydık.

Hayatımızın sürekli değişen bu geçim rakamları, hafızamızı ve mukayese gücümüzü hırpalayarak yok ettiğinden, politikacılarımız inandırıcı olmak için dolar sabitliğinde misallendiriyorlar ilan ettikleri rakamları.

Yetersiz maaşlardan çok, hatırlama kabiliyetimizin sıfırlanmasıdır bize acı vermesi gereken.

T. Özal yüzde 10 enflasyon rakamından şikayetçi bir memurun gönderdiği mektubu propaganda malzemesi yaparak iktidar olurken, enflasyonu yok etme sözü verdiği o günlerde, Millî Gazete’mizi ziyaret eden rahmetli Erbakan Hoca’mız, “Sayın Özal enflasyonu akıl almaz rakamlara ulaştıracak. Zira Türkiye’de hafıza sorunu yaşanması isteniyor” cümlesinin anlamını ancak bugün, unutkanlık ağırlıklı hastalıkların artması dolayısıyla öğreniyoruz.

Son misalimiz; İsrail’e 1dolar 27 sent kazandığımız petrol sevkiyatımızı gururla açıklayan AKP’nin sözcülerinden Özlem Zengin’e ittir.

“Türkiye’nin şartları müsait olduğunda, emeklilerin maaşları gözden geçirilecektir!”

Geçmişi olmayan bir cümledir bu.

Geleceği de belirsiz bir cümledir bu.

25 yılda müsait olmayan şartlar, hangi zamanda müsaitleşecek yahut siz nasıl fark edecek siniz?

Artırılacak, düzeltilecek, iyileştirilecek kelimelerini kullanmıyorlar; başarısızlıklarının itirafı olurdu.

Gözden geçirilecektir!

Görme özürlü olmayacaklarına da inanıyorlar. Vadediyorlar, emeklilere böyle garantiler veriyorlar.

AKP sözcüsünün bu cümlesi, hafızalarından sorunlu olduklarının belgesidir.