Yargıya güven konusu, gündemden hiç düşmüyor.
Muvafık ve muhalif herkes güvensizlik konusundan şikâyetçi.
Her iki tarafın da örnek mahkeme kararları var.
Ve bu kararlar, basın-yayın yoluyla halka duyurulunca onlar da feryat ediyorlar ve hâkimlerle savcılara kızıyorlar.
Muhalifler bağırıyorlar ve “Yargı, yürütmeden bağımsız olmalı” diyorlar.
Muvafıklar, muhaliflere, “Sizin zamanınızda da bu böyle idi. Biz, hâkimlere bağımsız karar vermelerini sağladık” diyorlar.
Ama her iki taraf da, “Adalete güveni sağlayacağız” demeye devam ederken güvenmediklerini anlatmış oluyorlar.
İki taraf da, basın-yayın da, suçu hâkimler ve savcılara yüklüyorlar.
Bazı mahkeme kararları ses getirmeye başlayınca kararı veren hâkimin yer değiştirmesiyle hatayı düzelttiklerini sanıyorlar.
Baklava çalan, cips çalan, altı tane meyve suyu çalan çocuklara yüksek ecza veren hâkimlere kızarlar da bu kararları veren hâkimlerin ayrı ayrı hâkimler olduğu hatırlarına gelmez.
Hâkimin tanımadığı çocuğa ne garazı olsun diye bir düşünmez.
Çiller hanımefendi Başbakan iken, “Malı götürmüşler ama kitabına uydurmuşlar” demişti.
Ve hem siyasilerin hem halkın diline, “Baklava çalana ağır hapis cezası, malı götürene af” anlamında hâkimleri iğnelemesi sakız oluyor.
Derken birileri çıkıyor ve Türkiye’deki adalet adamlarını ve siyaset adamlarının hepsinin, kanun koyarken de, yürütürken de Avrupa İnsan Hakları kriterlerine ve mahkeme kararlarına uyulmasını teklif etmeye devam ediyorlar.
Peki, en son olay, Almanya’nın mülteci çocuklarının anne ve babalarını Almanya’ya sokmamak şartıyla çocukların alınmasına çalışıyormuş. Ve bunu kendi kitaplarına da uyduracaklar.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde bu güne kadar Yunanistan’la aramızdaki her türlü davalarda hep Yunanistan’ın kazanması nasıl açıklanabilir?
Sorun, hâkim ve savcıların taraflı davranması değildir.
Tarafsız hâkim ve savcıların sayısı daha fazladır.
Tarafsız hâkim ve savcıların verdiği kararlar da alay konusu oluveriyor.
Bu yalnız bizde değil bütün dünyada böyledir.
Eldeki terazi bozuksa, terazinin başına kimi koyarsanız koyun yanlış tartacaktır.
Hilekâr sarraf, altın tartan terazinin ayarını kendi çıkarına uygun olarak ayarlamış ve terazinin başına da dünyanın en dürüst adamını oturtmuş ama terazi yine yanlış tartmaya devam etmiş.
Derken halkın haberi olunca, hilekâr sarraf, o dürüst adamı rüsvay ederek kovmuş.
Halk sarrafı çok sevmiş, yeni getirilen dürüst tartıcıyla sarraf yine kazanmaya, halk kaybetmeye devam etmiş.
Hâkim ve savcıları değiştirmek çıkar yol değildir.
Adalet terazisini değiştirmek gerekir.
Bu gerçekleşirse, kimse yaptığı yanlışları, kendilerinin yazdığı kitaba uydurmakla kurtulamaz.
“Evrensel değerlere uyalım” diyenler, kurdukları cümleyi yeniden düşünerek söylesinler.
“Evrensel değer”i evreni yaratan koyar.
Evreni yaratanı önce üçleştiren, sonra dediklerini yürürlükten kaldıran ve “Benim dediğim dediktir” diyen güce boyun eğmeyenleri ezenin değerlerini kabul edip köleliği seçmek olur.
Rabbimiz, Sevgili Peygamberimize bile:
“Sen onların dinine uymadıkça, ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar asla senden hoşnut olmazlar. De ki: ‘Gerçekten doğru yol, Allah’ın yoludur.’ Sana gelen bu ilimden sonra onların hevalarına (arzularına uygun kural) uyarsan, sana Allah’tan ne bir dost ne de bir yardımcı vardır” (Bakara süresi ayet 2/120) diyor.