Bir tuhaf öfke halini gözlemliyoruz şu acı günlerde… “Be ahlaksız, be namussuz, be adi” gibi sözleri de duyduk, siyaset 80’lerde, 90’larda gerçekten bayağı bir seviye sahibiymiş meğer.. “Not ediyoruz” gibi bir ifade de söylendi. Keşke sitemleri, şikayetleri, aman dileyenleri samimi bir çabayla ve öfke yerine sıkıntılarını çözme güdüsüyle “not etseler”..

İnsanlar ne dedi de bunca öfke hasıl oluyor? Olmayan bir şeyden ötürü mü sitem ettiler, şikayette bulundular, devletten bir şeyler istediler? Acılı insan, ağzına geleni söylese, normal zamanlarda ayıplanacak ifadeler sarf etse dahi bu zor zamanda hoş görülür. Ki dert yanan, aman dileyen insanlar bu ülkenin gerçek sahipleri, “sokaktaki insan” dediğimiz mazlum ve afetin mağduru, acılı kimseler. Çoluğunu çocuğunu, anne babasını, yakınlarını, malını mülkünü, servetini yitirmiş, belirsizlik ve korkuyu, çaresizliği yaşayan insanlar.. Velev ki kötü bir söz söyledi, şu zamanda o bile mazur görülmez mi?

Velev ki “çadır yok” desinler, ki birçok noktada bu eksikliğin olduğu ortadayken bu kızgınlık niye? Kızılay’la ilgili “ Ahbap’a 2050 çadır sattığı” gibi bir iddia ortadayken, bu soru anlamsız sayılabilir mi? Halkın fertleri siyasi hesap mı yapacak bu ortamda.. Oysa, devletinin karşısında olmakla bile itham edilir hale gelen sıradan insanlar içinden geldiği gibi konuşur. Birtakım paralı fedailer, onursuz troller gibi hesaplı kitaplı davranmazlar.

Siyasi iktidarı eleştirmek ve onun da halka hesap verebilir olması, demokrasinin bir numaralı kuralı değil mi? Ki siyasi iktidarın istifaya davet edilmesi de birçok demokraside rastlanan bir durumdur. Bunu söyleyenler neden “devlete karşı” olsun? Siyasi iktidar yani hükümet, devlet demek değildir. Böylesi bir özdeşlik ancak “parti devleti” yani “tek parti” rejimlerinde olabilir. İktidarı eleştirenlere “devlete düşman” diyenler, yoksa Türkiye’de “parti devleti” olgusunun geçerli olduğunu mu söylüyorlar?

Halbuki bugünkü iktidar sahipleri ve onların medyası da 99 depreminden sonra “devlet enkaz altı da kaldı”dan tutun “katiller”e kadar pek çok sert eleştirilerde bulunmuşlar, halkın kendi başına bırakıldığını söylemiş veya yazmışlardı. Bugün de benzer manzaralar yaşanırken aynı şeyleri söyleyenlerin neredeyse “devlet düşmanı” ilan edilmesi, azarlara, hakaretlere maruz kalması normal mi yani? Başkasına yapılınca iyi ama kendine yapılınca kötü mü oluyor?

Mart ayında inşaatların başlayacağı söylemiyor, ki birçok uzman artçı depremler hala fazla miktarda olurken yani deprem hareketliliği fazlayken temel atılmaması gerektiğini söyleyip bunu mahsurlarından bahsediyor. Buna rağmen seçim öncesi apar topar bir temel atma işine girişilecek mi? Aynı şekilde yıkılan şehirlerin nerede planlanacağı ve kurulacağı meselesi var. Sadece bir toplu konut uygulaması yapılmayacak, tepeden tırnağa, tüm yönleriyle yeni baştan şehirler oluşturulacak. Bu çok önemli husus, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın apar topar hazırladığı 3-4 örnek üzerinden mi yapılacak?

Bunun için toplumun her kesiminden, farklı disiplinlerden (jeofizikçiler, jeologlar, inşaat mühendisleri, mimarlar, şehir plancılar, sanat tarihçileri vs) komisyonların kurulması, çalışmalarla ilgili toplumun da görüşünün alınması ve bilgilendirilmesi gerekemez mi? “Hazırladığımız projeler bunlar” kolaycılığıyla tüm sosyo-kültürel unsurlarıyla bir şehri sıfırdan planlamak mümkün olabilir mi? Büyük şehirlerde uzak ilçelere uydu kent kurmaktan farklı ve çok daha ciddi bir durum söz konusu.

Bir de deprem sonrasında yaşanan ve yaşanması muhtemel sorunlar söz konusu. Mesela fahiş ev kiraları. Türkiye’de zaten bir barınma sorunu yaşanırken bir de deprem mağduru insanların talepleri eklenince ve fırsatçılar devreye girince fahişten de fahiş seviyelere ulaşan ev kiraları da toplumsal bir sorun teşkil ediyor. Devlet erkinin bu meselelerde sorumluluk alıp çözüm üretmesi gerekiyor. Serbest piyasa denilip geçiştirilemez bu hal. Geçen sene uygulamaya geçen kiralara yüzde 25 artış sınırlaması hiçbir şeyi çözememişti mesela. Somut ve gerçekten de bu meseleyi çözecek adımların atılması kesinlikle şart.

Son olarak şunu da sorgulamanın tam zamanı değil mi? Apartmanda yaşamaya mecbur muyuz? Başka alternatif betona da olamaz mı? Başka bir malzeme, başka bir yapı formu tam da bu zamanda gündeme gelebilir. Bu konuda tartışmalar elzemdir. Ömrü kısıtlı ve geri dönüştürülmesi mümkün olmayan beton ve dolayısıyla apartman takıntısından vazgeçmemiz gerekiyor belki.

Deprem afetinin üzerinden 3 hafta geçti ama etkileri uzun süre devam edecek gibi. Acelecilik değil de akılcılık tam da bu zamanda gerek bize