AB tutkunları 48 senedir, Birliğe tam üye olmak için çırpınıyorlar. Ama AByöneticileri, Birliğin 50 nci yaş merasimine Türkiye yi dâvet bile etmediler.

Bu nezâket dışı davranışla yetinselerdi belki de kamuoyumuzu gücendirmemiş olurlardı. Ama üstelik bir de ağızlarındaki baklayı çıkararak, "Bizim aslımız, Hıristiyanlığa ve Yahudiliğe dayanır. Müslüman Türkiye nin aramızda yeri yoktur" diyerek AB yandaşlarına tokat atar gibi tavırlar sergilediler.

Dahası var, Alman Başbakanı Angela Merkel, bizim inadımıza, Fransız Başbakanı Jack Chirac a Napolyon nişanı takarak onu taltif etti. Güya Napolyon Bonapart, Mısır ın fatihi olmuş, Chirac da Türkiye ye karşı takındığı menfi tavrıyla Napolyon gibi bir kahraman seviyesine yükselmiş.

Bilindiği gibi Napolyon, bu Mısır seferinde, Akka kalesi önünde bizim rahmetli Cezzar Ahmet Paşamız karşısında, siyasi ve askerî hayatının en acı ve en feci yenilgisini tadmıştır. Napolyon kendi halkından utandığı için, yaralılarını tedavi edip Fransa ya götürmeyerek, onları öldürmüş ve ülkesinin yolunu tutmuştur.

Yani Batı nın gerçek yüzü budur demek istiyorum. Ne yazık ki bizim Batı tutkunu gafiller, yine de bütün bu hakaratemiz davranışları görmezden gelmeyi ve hiçbir şey olmamış gibi pişkinlik göstermeyi, onlara karşı yılışık yılışık aşağıdan almayı, politikalarının vazgeçilmez şartı sayıyorlar...

"Hubbike şey a, yuumi ve yasimmu." Bu bir hadisi şeriftir. Görüşümüzü te yid ediyor. Bir şeye aşırı derecede tutkunluk, gözleri kör, kulakları sağır eder demektir. Ama ABtutkunları bu gerçekleri bir türlü duymuyorlar.

Duymuyorlar zirâ milletimizin büyük çoğunluğu, Batılıların gerçek yüzünü öğrendi. Onların yüzündeki maskeyi düşürdü. Bu yüzün ne kadar çirkin olduğunu tesbit etti. Milletin bu tavrı anketlere yansıdı. Yine de ABtutkunlarının aklı başlarına gelmedi.

Batı tutkunları gerçekleri görmüyorlar, görmek istemiyorlar. Zira vatan topraklarının egemenliğini kısmen veya tamamen yabancılara devretmek, devretmeye teşebbüs etmek, ihaneti vataniye suçudur. Bu hüküm son çıkan Türk Ceza Kanunu nun 301 nci maddesinde yazılıdır. Anlamayana davul zurna az kabilinden bu tehdid dahi onları uyandırmaya yetmedi.

Ayrıca, kutsal metinlerde "Siz onların dinine girmedikçe Hıristiyanlar ve Yahudiler asla sizinle dost olamazlar" hükmü mevcud.Bu uyarının, gerçeğin ta kendisi olduğu, Merkel in son beyanlarıyla da bir kere daha ortaya çıktığı halde, yine de uykuda olanları uyandırmaya kâfi gelmedi.

Çünkü, 48 senedir, yani yarım asırlık bir süre Batılılar bizim ABtutkunlarını oyalıyorlar, aldatıyorlar, yalancı gülücüklerle, kapılarında bekletiyorlar. İsteyenler cihad tarihini incelesinler, acaba bir millet, ya da bir devlet dünyada bu kadar uzun süre aldatılabilmiş mi Tarihte bunun başka bir örneği var mı Tabii ki yok.

Peki soruyorum sizlere, yarım asırdır bu bekleyişten doğan mânevî ve  maddî kalkınmamızın zararlarını milletimize kimler tazmin edecek Bu açığı kimler kapatacak

Ne yazık ki, belli başlı siyasî partilerimiz de bu asırlık kış uykusuna dalmıştır. Önce dış politikayı ABve ABD ye endeksle, ekonomik politikayı IMF ye teslim et ve sonra uykuya devam et.

Neymiş efendim Biz AB ye girersek, tıpkı dünyada cennete girer gibi olacakmışız, kalkınacakmışız, ceblerimiz, dolar ve euro görecekmiş, işsizlerimiz işe, aşsızlarımız aşa kavuşacakmış.

Yok böyle bir avanta. Adamlar bizi üyeliğe kabul etmeden önce kesin karar aldılar. Sizi alırsak sakın ümidlenmeyin, insanlarınıza serbest dolaşım hakkı, iş bulma imkanı tanımayacağız, dediler. Öyleyse nedir milleti AB kapılarında bekletenlerin kazancı Ne olacak, biz ABtaraftarıyız diye birbirlerine hava atmak.

Bu gerçekleri, dünkü makalesinde, değerli Hasan Ünal üstadımız, diplomatik bir üslupla dile getirdi. Kendisini tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum. Ama bu öyle önemli bir konu ki, 48 senelik gafletin izalesi ve uyuyanların uyandırılması için hemen her gün, davul zurna çalarak bu gerçekleri haykırsak, yine de görevimizi yapmış olmayız...