BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;
ABD seçimleri geride kaldı. Farklı ve renkli bir seçim kampanyası takip ettik. Bu seçimlerde, ABD’nin gizlemeye çalıştığı gerçek yüzü büyük oranda ortaya çıktı. Yerleşik düzen ve seçkinler Hillary Clinton’ın kazanması için çalıştı. Fakat Clinton’ın rakibi Ronald Trump, zenginliğin şımarttığı kontrol edilemeyen bir adaydı.
ABD basınının büyük çoğunluğu da Clinton’ı destekledi. Fakat Trump ileri seviyede sosyal medyadan faydalandı. Basının onu dışlamasına rağmen, aleyhindeki propagandaları püskürtmeyi bildi.
Seçimlerde, Trump’ın tutumu ABD’nin ahlȃken ne derece çöktüğünü ortaya koydu. “Kadınlara fahişe gibi davranmalı” sözü; bazı hanımlara “iğrenç, çirkin, şişman, sürtük, köpek suratlı” gibi yakıştırmalar yapması “seviyesizlik” kelimesini bile masumlaştırdı. Belki, “çukur” demek daha uygun! Yine siyasi rakibi bir hanıma, “Şunun tipine bakın; bu surata kim oy verir?” demekten bile çekinmiyordu.
ABD’ye başkan seçilen Trump’ın daha ağza alınmayacak nice sözleri basına yansıdı. ABD’li hanımlar onu cinsiyet ayrımı yapmakla suçladı. Maddeci bir toplumda paranın her kapıyı açtığını yakından gördük.
Statüko, seçimlerde sırtını Clinton’a dayadı. O da, “ABD’nin ilk kadın başkanı olacağım” demesine rağmen hep erkeklerle iş tuttu. Sözlerinde inandırıcı olamadı. Erkeksi tavırları da!
Seçimler boyunca Clinton’un en çok zihinlerde kalan fotoğraf karesi gülme krizine tutulmuş görüntü veren resimleri olsa gerek.
ABD seçimlerinde halk statükoya baş kaldırdı. Mazlum toplumların sömürülmesini onaylamadı.
ABD’NİN BOYASI DÖKÜLDÜ
TRUMP, seçim kampanyasında, bilerek veya bilmeyerek ABD’nin sömürgeci politikasını alt üst edecek mesajlar verdi. Mesela, “ABD’nin Afrika’da ne işi var?” diyordu. Büyük paralar harcayarak terör örgütlerine silah ve destek verilmesini uygun bulmuyor, Suriye politikasının yanlışlığını anlatıyordu. Nükleer anlaşmalar da eleştirilerinin hedefindeydi.
Clinton’un kazanacağı kesin gözüyle bakıldığından, bu eleştiriler konusunda kamuoyunda ciddi bir tartışma ortamı oluşmadı. Fakat Trump’ın seçilmesi ABD’yi şok etti. “Yandık, perişan olduk” çığlıkları atılmaya başladı. Daha seçim sonuçlarının açıklamasından itibaren gösteriler başladı. “Benim başkanım değil” türünden sözler her tarafta yankılandı.
Trump, seçimlerde İslam karşıtı sözler de etti; suça karışmış 2-3 milyon göçmeni sınır dışı edeceğini açıkladı. Daha sonuçların açıklandığı saatlerde, ABD’nin çeşitli üniversitelerindeki başörtülü öğrencilere karşı saldırılar oldu. Trump aleyhindeki gösteri ve tepkiler bu saldırıları hafifletti.
Trump’ın İsrail’le ilgili söylemi ABD’nin dış politikası ile örtüşüyordu. “İsrail ve halkını seviyorum” diyor; Netenyahu’ya, “Kudüs’ü başkent yapma” sözü veriyordu. Netenyahu da Trump’ın, “İsrail’in gerçek dostu” olduğunu söyledi.
Trump’ın seçilmesinde zenginliği ve sosyal medyayı iyi kullanmasının yanında; “ABD’yi en kuvvetli ekonomik güce ulaştıracağı” vaadinde bulunmasının da büyük rolü oldu. Çünkü maddeci ve çıkar hesabıyla yaşayan bir toplumda, bu söz oya dönüşecek şekilde meyvesini verdi.
ABD’NİN SONU NE OLUR?
ABD gücünü, sömürgeci oluşu ve disiplinli çalışan kurumlarından alıyor. Oturmuş bir devlet geleneği var. Sömürgecilikte tavizsiz. Yayılmacılık üzerine kurulmuş dış politika yürütüyor. Bu yapıyı koruyacak mekanizmaları oluşturmuş.
ABD’de başkanlar seçilince koltuklarına hemen oturmazlar. Onlara devletin genel işleyişi, amaçları ve sırları ile ilgili 2 ay kadar bilgilendirme yapılır; vazgeçilmez hedefler tanıtılır. Bu süreç Trump için devam ediyor. Dikkat ederseniz, Trump seçim dönemi kadar rahat değil.
Geçtiğimiz günlerde, CİA Başkanı Joe Brennan, Trump’ı kamuoyu önünde uyardı. Ona, “Gerçekler basının verdiği ile sınırlı değil” diyor; “Terörle mücadele, bu kapsamda kullanılan dil, Rusya ile ilişkiler, İran’la yapılan nükleer anlaşma ve benzeri konularda ‘dirayetli ve disiplinli’ davranmaya” davet ediyordu.
Trump; sınır tanımayan söylemleri, zenginliğinden cesaret alan şımarıklığı, sıra dışı oluşuyla tanınıyor. Başkanlık maaşı almayacağını açıklamasıyla “devlete eyvallahı olmayacağı” mesajını veriyor. ABD’nin önceki başkanlara uygulanan “hizaya getirme operasyonu” Trump üzerinde ne derece etkili olacak? Trump’u kontrol altında tutmaya yetecek mi?
Türkiye’ye gelince!.. Başka bir ülkede seçimi kim kazanırsa kazansın, hiçbirine ümit bağlamamalıyız. Biz işimize bakmalı, kendi milli projelerimizi oluşturmaya çalışmalıyız. Bizim bir rota ve istikametimiz var. İçte, devletimizi güçlü hale getirmek için her türlü tedbiri almalıyız. Dışta ise, rakiplerimizin oyununa gelmemek için, aynı inanç, tarih ve kültürü paylaştığımız kardeş Müslüman ülkelerle “İslam Birliği”ni kurarak, ortak bir güç oluşturma yoluna gitmeliyiz.