Bu ifade Suriye Ulusal Konseyi Başkanı Abdurrahman Mustafa’ya ait. Abdurrahman Bey ile geçtiğimiz yıllarda bir programda birlikte olmuştuk. O programda Suriye’nin demografik yapısı ile ilgili önemli değerlendirmeleri olmuştu. Osmanlı’nın göç politikası ile Hac yolunun nasıl güvenli hale getirildiğini anlatmıştı. Ayrıca bu göç politikasının sonuçlarının getirdiği avantajla Türkmen nüfusun Suriye’deki bütün etnik kimliklerle çok rahat iletişime geçebildiğini ifade etmişti. Bu konu bahsi diğer ancak Suriye’deki son durum ile ilgili Hürriyet gazetesine verdiği röportajdaki ifadeleri çok ilginç. Niyeti belki o olmasa da bir anlamda Suriye’de düşülen tuzağı gözler önüne seriyor. Evet, kendisi bir rejim muhalifi. Baas rejimi tarafından maruz kaldıkları birçok zulmü bir araya geldiğimizde ortaya koymuştu. Ancak bugün itibarıyla röportajda dile getirdikleri değerlendirmeler Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan nasıl olunduğunu net olarak gösteriyor.

Aynı zamanda Abdurrahman Bey’in başlıkta ifade ettiği açıklama geçtiğimiz yazıda dile getirdiğimiz Rusya ve ABD arasındaki anlaşmayı da gün yüzüne çıkarmış oluyor. Abdurrahman Bey yüzbinlerce insanın terk etmek zorunda kaldığı Dera’nın ABD tarafından İsrail’in güvenliğinin sağlanması koşuluyla Rusya’nın denetiminde Esad’a bırakıldığını söylüyor. Bu noktada Sn. Mustafa ABD’nin Rusya’ya İran’ın bölgeden uzaklaştırılması şartını da kabul ettirdiğini ifade ediyor. Bu yorumdan da anlaşılıyor ki, aslında her şey Büyük Ortadoğu Projesi’nin yol haritasına göre yürüyor. İsrail güvende olsun, coğrafya etnik ve mezhepsel farklılıklar üzerinden ayrışsın ve küresel güçler kendi aralarında bölgeyi paylaşsın.

Ne kadar bilindik ve parmağın göze sokulduğu bir strateji değil mi?

Röportajda dile getirdiği bir ifade var ki, yüzbinlerce insan hayatını kaybettikten ve milyonlarca insan yerinden yurdundan olduktan sonra insanın yüreğine gerçekten büyük bir acı yüklüyor. ‘Suriye halkı yüzüstü bırakıldı’ diyor.

Bu sözüyle muhaliflerin gittiği yere gözyaşından başka bir şey götürmeyen ABD’ye bel bağladığını kabul etmiş oluyor. ABD’nin hiçbir taahhüdünü yerine getirmediğini, tek derdinin PYD bölgelerine destek vermek olduğunu ifade ediyor.

Şu gerçek ortada ki, bugünleri inşa etmeyi kafalarına koyanlar, sınırdaki mayınları temizletip önce Türkiye ve Suriye arasında barış havası oluşmasına alkış tuttular.  Sonra da temizlenen arazileri terör örgütlerinin kullanımına açıp bölgeyi diken üstünde yaşamaya mecbur hale getirdiler.

Türkiye ise bütün bunlar olurken etkin diplomasi yürüttüğünü zannetti. Söyledim, benden günah gitti dedi. Oysa söylemekten öte üzerine düşen vazifeler vardı. 40 yıllık Baas rejiminin Suriye’deki pozisyonunun bir talimatla değişebileceği gibi bir yanılgıya düştü. Ancak her şey ırkçı emperyalizmin istediği gibi gerçekleşti ve bölge ülkeleriyle birlikte biz bugün Suriye üzerinden beka sorunu ile yüzleşmek durumunda kaldık.

Bu süre zarfında yapılanların tamamı sözde Suriye halkı içindi ama bu koskoca bir yalandı. Bugün artık Suriye’den bir Afganistan, Türkiye’den de Pakistan çıkarma gayreti son hızla devam ediyor.