`KUR AN şimdi de yeni inzâldan bahsetmektedir. Bu, deney

yapa yapa gözlem yapıp geçmişte cereyan eden olayların tesbiti ile olmaktadır.

Her birimiz kalkıp ayrı deneyler yapamayız, ancak yaptığımız deneyleri ve

gözlemleri birbirimize aktarırız. Bu aktarmada yanlışlar olabilir, yalanlar

olabilir. Dolayısıyla her haber sûre değildir, her içtihad sûre değildir.

İçtihadın sûre olabilmesi için icmanın akdedilmiş olması gerekir. Bir haberin

de sûre olması için haberin bize tevatüren gelmesi gerekir. İçtihadda ilim

gerekir, haberde ise sadakat gerekir. Metotları farklıdır, nüzul şekilleri

farklıdır.

Fıkıhçılar Kitap ta içtihadı incelerler, Sünnet te ise

haberi incelerler...

O halde iki münzel nedir

Birincisi, içtihada dayanarak ihtiyaçların giderilme

şeklini bulmaktır. Buradaki ihtiyaçların tesbit şeklini bulmak. Aksi de

olabilir. Bir halkın oluşturduğu ahlâkî cemaatlerin temsilcileri bunu

sağlarlar. Bunlar kişilerin sayısına göre söz ve oy hakkına sahiptirler.

Diğeri ise ilmî dayanışma içinde çözülür. Ergin kişiler

kendilerine ilmî temsilciler seçerler, ilmî temsilciler içtihadlarını yaparlar.

Fetvaları teminatlı olur, icma hâsıl olur.

Bugünkü Batı uygarlığı ilmî içtihatları kenara atmış,

mecliste topladıkları halk temsilcilerinin (milletvekillerinin) kaldırdığı

parmakla kanunlar yapmaktadır. Bu uygulama da sonuçta çözümler getirmemektedir.

Kendilerine ilmî çözümler sunduğumuz zaman da birbirlerine bakarak şaşkına

dönerler. Olaylar sizin dediğinizi onaylayınca birbirlerine bakar ve bu durumda

ne yapalım derler...

`Varsayımları vardı, diyorlardı ki: Din artık

fonksiyonunu kaybetti... Din gericiliktir... Din insanları geri bırakmıştır...

Dindarlar zavallı kimselerdir... Yaşlılar ölünce kimse dindar olmayacak,

böylece insanlık dinden vazgeçip uygarlaşmış olacaktı

Bu nazariyeyi zorla kabul ettiren

sosyalistler/komünistler ve bu nazariyeyi parası ile dayatan kapitalistler

vardı. Biz gençlik dönemimizi bu anlayış içinde geçirdik. Günah kelimesini

söylemeyi ayıp sayardık. Böyle şeyleri ilkel insan söyler derdik...

Sonra ne oldu

Biz ilk savaşımızı bu anlayışa karşı yaptık, Prof. Dr.

NECMETTİN ERBAKAN ın İzmir de verdiği İLİM VE İSLÂM Konferansı ile cepheyi

açtık... Sonunda iktidar olduk... Dindardık ama başarıyorduk, onlardan çok çok

daha iyi başarıyorduk...

İşte şimdi onlar birbirlerine bakıyor, aralarında imdat

istiyorlar... Artık konuşmaya mecalleri bile kalmadı... Sadece gariban

bakışları ile medet umuyorlar...

Bugün bize karşı direnenlerin akıbeti de bu olacaktır.

Evet, yarın ADİL DÜZEN e karşı çıkan Millî Görüş gömleği

çıkaranlar ve AK Partililer de şaşkına dönecekler ve birbirlerine bakacaklar.

Kur an Allah ın sözüdür. Kur an, Allah nurunu tamamlayacaktır diyor. ADİL

DÜZEN demek Allah ın nuru demektir.

Yaşlıların akılları yatmıyor ama genç nesiller bunlara

tutunacaklar, onlar yazdıklarımızı okuyacaklar. Nasıl Bediüzzaman ın Risaleleri

devre dışı edilmek istendi ama başarılamadıysa; bizim bu KUR AN VE İLİM

Seminerleri çalışmalarımız da yeni nesillere ulaşacaktır. Bizi okuyacaklar,

başkalarını da okuyacaklar ve kendileri içtihad edecekler...

Biz, bizi taklit eden nesil istemiyoruz...

Biz, yalnız bize kulak veren nesil istemiyoruz...

Biz, her söze kulak veren ve sözlerin en iyisine uyan

nesil istiyoruz...

Biz, kendi akılları ile hareket eden ve kendi FIKIHLARINI

yapan nesil/ler istiyoruz...

Allah bize böyle istememizi ve yapmamızı emrediyor...

Biz de işte bunu sizlere aktarıyoruz... (s.11-12) Devamı

var

Evet, tekrar hatırlatıyorum: KUR AN VE İLİM 776. hafta

TEFSİR (Tevbe Sûresi, 54. hafta) seminerimizden aktarı-YORUM Ve

İLMÎ-AHLÂKÎ-İKTİSADÎ-SİYASÎ-SOSYAL olarak çağımızdaki hayatın her alanında var

olan SOSYAL TUFAN a karşı gereğini yapmaya yani ADİL DÜZEN, ADİL EKONOMİK

DÜZEN GEMİSİNİ inşa etmeye DAVET EDİYORUM Bize düşen sadece açık tebliğdir

Ve s-selâm mea d-duâ