Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bir konuştu, pir konuştu.
Ama herkes şunu unutuyor; Haşim bey bunu sadece önceki gün yapmadı ki!
Haksızlık da etmemek lazım; hemen her platformda yaptığı konuşmada benzer vurguları yaptı, Haşim Kılıç.
Hatta ve hatta bir adım ötesini de söyleyeyim;
Abdullah Gül’den önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, Anayasa Mahkemesi Başkanı iken yaptığı “özgürlükçü” konuşmalarının altında da yine “Başkanvekili” sıfatıyla Haşim beyin imzası vardı.
Bunu da geçtim…
Haşim Kılıç, bundan 5-6 yıl önce, yine böyle bir günde, Başkanı olduğu Anayasa Mahkemesi’nin 47. Kuruluş yıldönümünde şu mesajları verdi;
Cumhuriyetin Demokratik ve laik yapısını bunca olumsuzluklara rağmen korumaya kararlı olan Türkiye halkı, bugüne kadarki deneyimlerinden, toplumsal taleplerinin, devlete düşmanlık biçiminde algılanmasının sorunları ötelemekten ve büyütmekten başka sonuç getirmediğini görmektedir.
Devletin organları toplumun bir bölümünü kendine dost, bir bölümünü de düşman ilan ederek ayrımcılığa sebep olamaz. Toplumsal sorunlara ilişkin çözüm yolları hayata geçirilirken bir kesimin zaferi diğer kesimin hezimeti biçiminde yaratılacak psikolojik ortamlar, barışa ve demokrasiye katkı sağlamadığı gibi rövanş alma duygularını da tetiklemektedir.
Demokratik anlayışın zorunlu kıldığı “karşı dengelerin kurulması” toplumsal uzlaşmayı sağlarken, sorunların çözümünü de kolaylaştıracaktır. Nitekim sayısal çoğunluğun gücüne bağlı olarak her toplumsal sorunu karşı dengeler gözetilmeden anayasal norm bazında çözme girişimleri, yakın zamanda onarılması çok zor tarihi hataların yapılması sonucunu doğurmuştur.
Üzeri örtülerek yeraltına itilen inanç ve düşünceler hak etmedikleri bir çekiciliğin avantajını yaşamaktadırlar. Bu haksız rekabetin ortadan kaldırılması özgür bir ortamdaki tartışma zemininin varlığına bağlıdır.
Bireyleri sahte kimliklerle kendini tanıtmaya ve dolaşmaya zorlayan ifade özgürlüğünün önündeki engeller insan onuruna zarar vermeden kaldırılmalıdır. Bu bağlamda, siyasi partiler de ifade özgürlüklerine ilişkin sorunları yaşamaya devam etmektedir.
Ülke genelindeki seçimlerde uygulanan % 10’luk seçim barajı ile siyasi partilere hazineden yapılacak mali yardım için öngörülen en az %7’lik oy barajının ne demokratik rejimin katılımcılığıyla ne de hakça dağıtım ilkesiyle izahı mümkündür. Bu düzenlemeler demokratik katılımcılığın özünü zedelemeden değiştirilmelidir.
***
Peki, önceki gün neler söyledi Haşim Kılıç;
Hukukun üstünlüğü anlayışı ve demokratik değerlerle beslenen bir devletin yolu her zaman aydınlıktır.
Demokratik değerleri, hukukun üstünlüğünü ve hukuk devleti anlayışının gereklerini tekrar tekrar konuşmak zorundayız.
İnsanlar, onurlu bir hayat yaşayabilmek için, hukuk güvenliğinin egemen olduğu bir devletin varlığına her zaman ihtiyaç duymuşlardır.
Bir ülkeyi hukuk güvenliği testinden geçirebilmek için öncelikle yazılı hukuk kurallarının, daha sonra da bunu uygulayan hakim, savcı, adli personel ve adli kolluğun ne durumda olduğunun tespiti gerekir.
Yargı üzerinde oluşan ya da oluşacak siyasi, ideolojik, dini, ırki ve mezhebi tüm vesayetçi anlayışlar, başta yargı mensupları olmak üzere herkes tarafından şiddetle reddedilmelidir.
Son dönemde yargı, bu konuyla ilgili olarak “paralel devlet” ya da “çete” diye nitelendirilen çok vahim, çok ciddi ve çok ağır bir suçlamayla karşı karşıyadır. Bu suçlama üzerinde yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması mümkün değildir. Bugün itibariyle bırakınız ceza davalarını, en basit alacak davasına ilişkin kararlar bile tartışmaya açılmış ve yargıya olan güven ağır yara almıştır. Başta yargı ve yürütme organları olmak üzere herkes bu iddialarla ilgili bilgi, belge ve delilleri zaman geçirmeden ortaya koymak zorundadır.
Bizler adil olmayı kutsal bir görev kabul eden bir medeniyetin mensupları olarak, gücün ve şartların etkisiyle gömlek değiştiren bir karakterin sahibi olamayız. Dün hak ihlaline uğrayanların nasıl yanında yer alınmışsa, bugün de kimliği, kişiliği, gücü ve rütbesi ne olursa olsun, hak ihlaline sebep olan herkesin karşısına, aynı adalet gömleğiyle çıkmaya devam edeceğiz.
Anayasa Mahkemesi, insan onurunun zorunlu kıldığı hak ve özgürlükleri, hiçbir ayrım yapmadan ve bir hesabın içinde bulunmadan, ilgilisine ulaştırmaktan başka amacı olmayan bir yargı kurumudur.
Siz, 5 yıl önce ile 5 yıl sonra arasında bir fark gördünüz mü
Öyle bir konuşma yaptı ki!
Haşim Kılıç…
Anayasa Mahkemesi Başkanı sıfatıyla;
Öyle bir konuştu ki, yer yerinden oynadı.
Öyle bir konuştu ki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül neye uğradıklarını şaşırdı, moralleri bozuldu ve her yıl şöyle bir uğradıkları “kuruluş resepsiyonu”nu es geçtiler.
Öyle bir konuştu ki, her zaman “demeçleri ile Kaf Dağı’nı turlayan” AKP milletvekilleri bile -birkaçı dışında- ağızlarını açamadı.
Öyle bir konuştu ki, Burhan Abi gerçekten bu kez “kuzu”luktan çıktı “kurt” kesildi.
Öyle bir konuştu ki, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bugüne kadar alışık olmadığımız bir tarzda, içinde “göndermeler” barındıran bir formatta “gülümsedi”.
Öyle bir konuştu ki, “Bülent Abi” bir açıklama yaptı, Haşim Kılıç’a “saygısız” yakıştırmasında bulundu, ama öte yandan da “Beni neden çağırmadılar, anlamadım” dedi.
Öyle bir konuştu ki, özellikle “paralel yapı” alanında sivri dili ile öne çıkan Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler yine esti, gürledi.
Öyle bir konuştu ki, “Başgan” twitterde esip, gürleyemedi.
Öyle bir konuştu ki, TV ekranlarında, ”mangalda kül bırakmayan” yandaş isimler, konuşmadaki ihtivayı eleştiremeyip sadece “siyaset yapıyor” diyebildi!
NOT: Bugün 27 Nisan 2014, Pazar… 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!