Siyasi tarihimizde bir ilki yaşıyoruz. İktidar partisinin
genel başkanı ve aynı zamanda başbakan olan bir siyasetçi, teamüllere aykırı
bir şekilde görevini bırakacağını açıkladı. Ne gensoru, ne sağlık problemi, ne
de başka bir şey, görevinden ayrılması için kamuoyunun doğrudan bilgi sahibi
olduğu bir neden yok. Bu kararla beraber, bundan sonra, siyasi hayatımızın
fiili olarak farklı bir yönetim modeline dönüşeceği iddia edilse de bunu
söylemek için henüz çok erken.
Evet, bu süreç bazı şeyleri örttüğü gibi bazı durumları
da izhar etmiş oldu.
Tarihin acı bir oyunu mu bilinmez ama AK Parti nin ete
kemiğe büründüğü tarih, 2000 yılında yine bir Mayıs ayı idi. Fazilet Partisi
içinde Yenilikçi-Gelenekçi gibi tasnifler yapılıyor ve bugün AK Parti de
siyaset yapan çoğu kimse Vesayet altında siyaset üretilemeyeceğini
söylüyordu. Hatta bu kişiler, kararların ancak Ortak Akıl ın işbirliği ile
alınabileceğini yüksek sesle dile getiriyor ve hep beraber ikinci bir listede
buluşuyorlardı. Aradan şu kadar yıl geçti. Bunca yaşananlardan sonra, bu
arkadaşlar birilerinden helallik istemeyi düşünürler mi bilmiyorum ama,
bildiğim o ki, bir insan kınadığı şey ile mutlaka imtihan oluyor ve tarih
mutlaka büyük konuşanlara bu sözlerini hatırlatacak örnekleri hayattayken bir şekilde
gösteriyor.
Bir de bu süreçte 4 Mayıs ın gizlediği gelişmeler oldu.
Yıllardan beri gizli kapaklı yürütülen görüşmeler sonucunda İsrail NATO
şemsiyesi altına girdi. Türkiye bu
zamana kadar sürdürdüğü NATO daki İsrail vetosunu kaldırdı. Bu şu demek; İsrail
bundan sonra artık NATO ya rahatlıkla üye olabilir.
Terörist Devlet bakışı, Dost Devlet e dönüşünce her
şey unutulup gidiyor. Hatırlarsınız, meşhur One Minute olayı Davos ta, Ocak
2009 da yaşanmıştı. Ancak böylesine bir restleşmeye rağmen, Türkiye, 2010
yılında İsrail in OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) üyeliğine onay
vermişti ve İsrail uluslararası arenada bir zeminde meşruiyet alanına
kavuşmuştu. Mavi Marmara dan sonra ise Özür, Tazminat ve Gazze ye Abluka nın
kaldırılması şartını öne süren Türkiye, yapmacık bir özürden sonra, yelkenleri
suya indirdi ve aynı OECD de olduğu gibi NATO da da İsrail e istediğini
kolaylıkla vermiş oldu. Hatta bu kazanıma rağmen, İsrail öylesine pervasızca
bir tutum sergiledi ki, Türkiye nin kendisine NATO ya üyelik yolunu açtığı
saatlerde, Gazze yi jetleriyle vurdu. Yani kısacası kazanan hep İsrail, kaybedenler ise Türkiye, Filistin ve
tüm mazlum coğrafyalar oldu. Bu gelişme, 4 Mayıs taki görüşmeye odaklanıldığı için
kamuoyu tarafından tam anlamıyla irdelenemedi. İktidar partisinin kendi içinde
yaşadığı tartışmalar böylesine önemli bir gelişmeyi gözlerden kaçırmaya yetti.
Şu gerçek unutulmasın; Günler kullar arasında
dolaştırılır ilahi düsturunun muhatabı herkestir. Ha bir de ne diyordu Şair,
Endülüs e ağlarken;
Her yükselen bir gün düşer, inişler başlar
zirveden,
Ömrün mutlu günlerine niçin aldanır ki insan.