28 Şubat 1997 tarihindeki Milli Güvenlik Kurulu toplantısı, üç saat planlanmasına rağmen dokuz saat sürmüş, bu toplantıda halk tarafından seçilen, TBMM tarafından güvenoyu alan bir hükümet baskı altına alınmaya çalışılmıştır. Ancak koalisyon hükümeti olmasına rağmen Başbakan Necmettin Erbakan baskıya boyun eğmemiş, Milli Güvenlik Kurulu, tarihinde ilk kez kendine muhalefet eden bir hükümetle karşılaşmıştır.

Kamuoyunda 28 Şubat Kararları şeklinde isimlendirilen tarihi MGK Kararları’nın imzalanıp imzalanmadığı kamuoyunda çok tartışıldı. Başbakan Necmettin Erbakan tarafından, “Biraz daha üzerinde çalışalım” denilerek imzalanmamıştı. Refah-Yol hükümetinin Adalet Bakanı Şevket Kazan, “Erbakan, bu 20 maddedeki bazı ifadeleri kabul etmeyerek, kararları imzalamadı” (Habertürk, 28 Şubat 2018) demektedir.

Başbakan Erbakan, Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alınan kararların anti-demokratik ve yasadışı olduğunu deklere etmek için siyasi parti liderleriyle görüşmeler yapmış, destek istemiştir. Sonuç alamayınca kararların TBMM’de tartışılması için girişimde bulunmuş, hükümet ortağı Tansu Çiller bu görüşü desteklemiştir. Ancak, TBMM Başkanı Mustafa Kalemli, “MGK Kararları’nın muhatabı hükümettir. Bunları kesinlikle Meclis’te tartıştırmam” demek suretiyle reddetmiştir.

Başbakan Necmettin Erbakan, 28 Şubat 1997 tarihli Milli Güvenlik Kurulu Kararları’nı açıklama bölümünü imzalayarak incelenmek üzere Bakanlar Kurulu’na göndererek (5 Mart 1997) süreci uzatmak istemiştir. Bakanlar Kurulu’nun iki ay toplanamaması üzerine görüşülememiş, TBMM Başkanı Mustafa Kalemli’nin konuyu Meclis’te gündeme almamasından sonra da kadük kalmıştır.

O dönem Adalet Bakanı olan Şevket Kazan, Erbakan Hocanın, MGK toplantısından sonra orada alınan kararların demokrasiyi tehdit eder nitelikte olduğunu söylediğinden bahseder ve bunun Meclis çatısı altında deklare edilmesi için siyasi parti liderleriyle görüşme isteğinde bulunduğunu, 1 Mart’ta Mesut Yılmaz, Deniz Baykal ve Bülent Ecevit’i ziyaret ettiğini, birlikte hareket edilmesi gerektiği yönünde irade ortaya koyduğunu ancak siyasilerin buna sıcak bakmadığını aktarmaktadır. Kazan, siyasilerin yeterli tepkiyi göstermemesinin askerleri daha da cesaretlendirdiği tespitinde bulunmaktadır.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Başbakan Necmettin Erbakan’a yazdığı mektuplarda irticayla mücadele edilmesi için baskı yaptığı anlaşılmaktadır. Ancak bütün bu baskılara rağmen Necmettin Erbakan Hocanın duruşunu bozmadığı ve boyun eğmediği görülmektedir.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Başbakan Necmettin Erbakan’a irtica ile mücadele etmesi için baskı yaptığı, o dönemde yazdığı mektuplardan anlaşılmaktadır (CB Arşivi, Desimal: 84). Demirel, 4 Şubat 1997 tarihli mektubunda, “Devrim kanunları uygulanmalıdır. Devletin kurumlarına ‘köktendinci cereyanın’ sızması, kesinlikle önlenmelidir” (A.g.y) demektedir.

Demirel, 4 Şubat 1997 tarihli mektubunda devrim kanunlarının uygulanmasını istemekte ve şöyle demektedir: “Cumhuriyet’in niteliklerine ve devletin temel çatısına yönelmiş tehdit ve tehlikeler; hem toplumda, hem de devletin kurumlarında, büyük rahatsızlıklar yaratmaktadır. Bu arada, ‘köktendinci’ cereyanlara karşı fevkalade hassasiyet bulunduğu, yine malumunuzdur. Laik düzeni korumak için mevcut kanunlar, harfiyen uygulanmalıdır. Anayasa’nın 174. Maddesi’nin koruduğu ‘devrim kanunları’ uygulanmalıdır. Devletin kurumlarına ‘köktendinci cereyanın’ sızması, kesinlikle önlenmelidir. Bu meyanda; yargı organları, silahlı kuvvetler, üniversiteler, emniyet teşkilatı, okullar, idare, Diyanet teşkilatı, yerel yönetimler korunmalıdır. Gereğini rica ederim.” (Devam edecek.)