Şimdi başlığı okuduğunuzda, dün TBMM Başkanlığı’na seçilen ve dolayısıyla devletin 2 numaralı koltuğuna oturan AKP İstanbul Milletvekili İsmail Kahraman’ın, devletin 1 numarası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilişkisini yazacağımı sandınız, değil mi Hayır, o değil!

TBMM Başkanlığı’na seçilen İsmail Kahraman’a hayırlı olsun dileklerimi iletiyorum, öncelikle.

Ve aşağıdaki satırları dikkatli bir şekilde okumanızı rica ediyorum. Zira bu yazıda çok dikkat çeken bir hatta birkaç ayrıntı, bunun da ötesinde “tamamlanması gereken parçalı fotoğraf kareleri” var. Buyursunlar…

***

Tarih; 14 Ağustos 2010, Ramazan ayı, günlerden Cumartesi. 

Yer; Birlik Vakfı’nın Çemberlitaş’taki Genel Merkezi (Tarihi Atik Ali Paşa Medresesi).

Birlik Vakfı’nın iftar yemeğine o gün üst düzey bir devlet yetkilisi davetliydi; dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül…

Salon tıklım tıklım…

Davetliler arasından ben de varım.

Şu gözlemimi hemen aktarayım; İsmail Kahraman’ın öncülüğünde organize edilen o gece Abdullah Gül olağandışı anlar yaşadı…

Yıllarca görmediği dostlarıyla iftar yemeği yedi, sohbet etti, anıları tazeledi, nostalji yaptı…

1980 öncesinin öğrenci hareketlerine yön veren kuruluşlardan biri olarak bilinen bugünün birçok önemli siyasi simasının kökenini oluşturan Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) o gece, Birlik Vakfı’nın Çemberlitaş’taki Genel Merkezi’nde (Tarihi Atik Ali Paşa Medresesi) yankılandı…

Zira bu tarihi bina 1980 öncesi MTTB’nin de faaliyetlerini sürdürdüğü mekândı…

***

Günler öncesinden Birlik Vakfı yöneticileri, “Efendim iftar vermek isteriz, büyük bir otelde yapmayı düşünüyoruz...” dediklerinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bu fikre karşı çıkmış, tarihi mekânı tercih etmişti…

Çünkü Gül de biliyordu ki, eski MTTB’li arkadaşlarıyla o samimi bağı büyük otellerde tazeleyemeyecekti…

Gecede neler yaşandığına gelirsek…

Gül’ün Refah-Yol Hükümeti’nde kabine arkadaşı eski Kültür Bakanı İsmail Kahraman, eski Bakan Sami Güçlü, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı kısa giriş konuşması yaptı…

Ardından söz alan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde ve ardından aynı fakültede başladığı doktora çalışmaları sırasında bu tarihi mekânda geçen yıllarını-anılarını anlattı…

“Bu çevreyi adım adım bilirim, basmadığımız toprak parçası kalmadı burada…” derken gözleri bir yandan da konuştuğu kürsünün hemen karşısında yer alan bölüme takılmıştı…

Tarihi Atik Ali Paşa Medresesi’nin zemin katındaki bir oda genç Abdullah Gül ve arkadaşları için 1980 öncesi adeta kurtarıcı bir rol üstlenmişti...

O odada birkaç yıl geçiren Abdullah Gül bu mekânda Londra günlerine hazırlanmıştı...

‘Türkiye’nin iyi yolda olduğunu’ da vurguladı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül…

Gül’ü bu farklı gecede en çok zorlayan ise bunaltıcı sıcaktı…

Sık sık terini silen Gül için getirilen iki vantilatör de çözüm olmadı...

Konuşmasından sonra iftara katılanlarla tek tek tokalaşan, hatır soran Gül, Tarabya’daki Huber Köşkü’ne döndü...

***

O geceye ilişkin birkaç kısa notu da aktarayım; eski MTTB’li arkadaşları yalnız bırakmadı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü...

Başta İsmail Kahraman olmak üzere, eski bakanlar Sami Güçlü ve Zeki Ergezen, eski Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, Rasim Cinisli, dönemin İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir göze takılan isimlerdi.

Gecenin en hareketli ismi ise kuşkusuz sivil toplum kuruluşlarında etkin görevler üstlenen (eski Saadet Partisi Yüksek Disiplin Kurulu üyesi, Birlik Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, Kuyumcukent Yönetim Kurulu Başkanı) Nevzat Sudaş’tı... Gecenin en fazla terleyeni yine Sudaş oldu...

Abdullah Gül’ün MTTB’den arkadaşı eski Tarım Bakanı Sami Güçlü’nün, “10 kişilik arkadaş grubumuzda iki şehirli vardı, biri Abdulah beydi…” cümlesi ile İsmail Kahraman’ın, “Sayın Cumhurbaşkanımız daha öğrencilik yıllarında MTTB’nin dergisine Rus-Çin ilişkileriyle ilgili bir yazı yazmıştı. Daha o günlerden Dışişleri Bakanı olacağı belliydi” sözleri Abdullah Gül’ü güldürdü...

***

O geceden bende kalan notlar böyle. Gül, o tarihte devletin 1 numaralı koltuğunda oturuyordu. Kahraman’ın o gecenin 1 numarasıyla imtihanını yukarıdaki satırlarda okudunuz.

Devran değişti, şimdi İsmail Kahraman devletin 2 numaralı koltuğunda. Merakım şu; acaba, şu andan itibaren 2 no’lu koltukla 1 no’lu koltuk arasındaki ilişkiler nasıl şekillenecek

İSMAİL KAHRAMAN’IN TAKIM ARKADAŞLARI…

TBMM Başkanlığı’na seçilen İsmail Kahraman’ın bilinen özelliklerinden biri Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) başkanlığıdır.

Peki, MTTB Başkanlığı döneminde Kahraman’ın takım arkadaşları kimlerdi

*  Abdullah Gül, sinema kulübünün başında idi, aynı zamanda da MTTB’nin Merkez İcra Konseyi Sekreteri ve İ.Ü. İktisat Fakültesi Talebe Derneği Başkanı idi.

*  Tarım ve Köy İşleri eski Bakanı Prof. Sami Güçlü, MTTB Merkez İcra Konseyi muhasibi idi.

*  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kültür Müdürü idi.

*  Eski Başbakan Yardımcıları Beşir Atalay ile Bülent Arınç, Ankara Hukuk Dernek Başkanlığı’nda birbirlerine halef ve selef oldu.

***

Kahraman’ın MTTB Başkanlığı döneminde takım arkadaşları bu isimlerdi. Bakalım, TBMM Başkanlığı esnasında takım arkadaşlarını hangi isimler oluşturacak Takipteyiz, efendim…

ABDULLAH GÜL O YAZISINDA NE YAZDI

Sahi, İsmail Kahraman’ın hatırlattığı yazıda Abdullah Gül neler yazdı

Yazı, “RUS-ÇİN MENFAAT ÇATIŞMASI VE TÜRK SOLUNDAKİ İHANET” başlığını taşıyor.

Bir not daha; Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL’ün bu yazısı, MTTB’nin yayın organı Milli Gençlik Dergisi’nde (4. Dönem, sayı 11, Şubat 1976, s.13–15) yayınlandı.

Gelelim Gül’ün o günkü düşüncelerine. Özetleyerek veriyorum;

“Rusya ile Kızıl Çin arasındaki tarihi menfaat anlaşmazlıkları 1963 senesinde Çin Komünist Partisi tarafından, resmen bir mektupla açıklandıktan sonra, karşılıklı ithamlar dünya kamuoyu önünde gelişmeye başladı. Politik sahadaki sürtüşme zamanla askeri sahada da kendini gösterdi... Zamanla bu ayrılıklar bağımsız veya bağımsızlığına kavuşma noktasında olan ülkelerdeki komünistleri de ikiye ayırdı.”

“Ülkemizdeki bu iki gurup arasındaki mücadeleden Türkiye gerçekleri için çıkartılacak ‘itiraflar’ çoktur. Mesele, Türkiye’nin Rusya’nın mı, yoksa Çin’in mi yörüngesine girmesi davasıdır. Karşılıklı ifşaatlardan, taraflardan birinin ideoloji ve maddi imkânlar bakımından Rusya’dan, diğerinin Çin’den kaynaklandığı gerçeği açıktır. Kısacası, mücadele ‘iki emperyalist komünist devletten’ tercih yapma adına sürdürülmektedir. Gelecek günlerde şiddetleneceğe benzeyen bu ayrılıkların talebe ve işçi hareketlerine de yeni boyutlar kazandıracağı kanaatindeyiz.”

“Bakalım memleketimizde istikbal, dünya hakimiyeti peşinde koşan komünist-kapitalist süper devletlerin yerli kadrolarının mı, yoksa Doğu’yu kendi içinde diriltip, ‘Çağlar üstü Mutlak Fikri’ hâkim kılacak, Türk’ün ruh kökü bağlılığın savaşçısı bizlerin mi olacak ”

NOT: Bugün, 23 Kasım 2015, Pazartesi. 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!